Tarih

Portekiz İmparatorluğu


Portekiz Karakı

Sebastião Lópes (Public Domain)

Portekiz İmparatorluğu 15. yüzyılda kurulmuş ve zamanla Amerika kıtasından Japonya’ya değin uzanmıştır. Ekseriyetle müdafaa maksatlı tahkimatlara sahip bir dizi kıyı ticaret merkezi ve Brezilya, Angola ve Mozambik gibi daha büyük bölgesel koloniler bulunmaktaydı. Beyaz Avrupalılar ticarete, siyasete ve cemiyete hakimdi, ancak aynı zamanda ırklar arasında önemli bir karışım da mevzubahisti ve birçok yerde, karışık soydan gelen insanlar kolonilerde servet ve kuvvet mevkilerine yükseliyordu.

Portekizliler imparatorluklarına Batı Afrika altınına ve ardından doğu baharat ticaretine erişim arayışıyla başlamıştı. Ayrıca, Asya’da Hristiyanlığın İslam halifeleriyle devam eden mücadelelerinde faydalı müttefikler olabilecek Hristiyan devletlerin olabileceği umuluyordu. Ziraat için yeni topraklar, kolonici maceracılar için zenginlik ve şan ile misyonerlik çalışmaları hırsları, bir imparatorluğun inşasındaki diğer motivasyonlardı.

İlgili Makaleler

Carrack gemileri, Lizbon’u batıdaki bütün kolonilerine ve doğuda, Ümit Burnu’nun doğusunda bilinen adıyla Estado da India‘ya (‘Hindistan Devleti’) bağlayan bir deniz ağı oluşturuyordu. Altın, fildişi, ipek, Ming porseleni ve baharat gibi mallar dünyanın dört bir yanına taşınıyor ve ticareti yapılıyordu. Bir diğer önemli ticaret kaynağı ise Batı ve Güney Afrika’dan getirilen ve Kuzey Atlantik adaları ile Amerika’daki plantasyonlarda işçi olarak kullanılan kölelerdi.

Anahtar Koloniler

Portekiz İmparatorluğu’nun en önemli kolonileri şunlardı:

  • Madeira (1420’de kuruldu)
  • Azor Adaları (1439)
  • Yeşil Burun Adaları (1462)
  • São Tomé ve Principe (1486)
  • Portekizli Koçin’i (1503)
  • Portekiz Mozambik’i (1506)
  • Portekiz Goa’sı (1510)
  • Portekiz Malakka’sı (1511)
  • Portekiz Hürmüz’ü (1515)
  • Portekiz Kolombo’su (1518)
  • Portekiz Brezilya’sı (1532)
  • Portekiz Makao’su (y. 1557)
  • Portekiz Nagazaki’si (y. 1571)
  • Portekiz Angola’sı (1571)

Kuzey Atlantik Adaları

Portekizliler gözü pek denizcilerdi, bu nedenle ilk kolonilerinin nispeten uzak adalar olması son derece yerindeydi. Portekiz’in buğday ihtiyacındaki açığını giderebilecek yeni kaynaklar ve topraklar arayan denizciler, bilinmeyen Orta Atlantik Okyanusu’na doğru yelken açtılar. Portekizli denizciler, Prens Gemici Henry (namıdiğer Infante Dom Henrique, 1394-1460) gibi varlıklı ve güçlü destekçiler sayesinde bu keşif seferlerine çıkabildiler. Bir diğer ölçülemez avantaj ise yenilikçi gemi dizaynı ve Latin üçgen yelkeninin kullanılışıydı.

Map of the Portuguese Colonial Empire

Keşifler Çağı’nda Kolonyal Portekiz İmparatorluğu

Simeon Netchev (CC BY-NC-ND)

Kolonileştirilen ilk ada grubu, volkanik ve ıssız Madeira Takımadalarıydı. Zengin volkanik toprağı, mutedil iklimi ve kafi yağış miktarıyla adalarda buğday, üzüm ve şeker kamışı yetiştiriliyordu. Portekizlilerin Madeira’yı kolonileştirmesi, birçok yönden diğer bütün kolonilerin örnek aldığı bir şablon oluşturacaktı. Portekiz Krallığı, adaları böldü ve asilleri zirai ve ticari kalkınmayı finanse etmeye teşvik etmek için tasarlanmış feodal bir sistemin parçası olarak “kaptanlıklar” (donatarias) dağıttı. Kraliyet umumi mülkiyeti elinde tuttu, ancak her kaptana (donatario) muayyen mali ve adli imtiyazlar verildi ve onlar da mukabilinde, belirli bir yıl içinde temizleyip ekime başlamak mecburiyetinde olan takipçilerinin geliştirmesi için topraklarının daha küçük parçalarını (semarias) dağıttılar. Bu kaptanlıklar çoğu halde ırsi makamlar haline geldi. Yerleşimciler daha iyi bir hayat ümidiyle buraya çekildiler, lakin gelecekteki bütün kolonilerde olduğu gibi, daha az arzu edilen başka göçmenler de vardı. Bunlar, Portekiz otoritelerince istenmeyenler ve hükümlüler, dilenciler, ıslah olmuş fahişeler, yetimler, Yahudiler ve dindar muhalifler gibi zorla kolonilere nakledilen istenmeyen kişilerdi (degregados).

SÃO TOMÉ & PRİNCİPE, AFRİKA KÖLELERİNİ AVRUPA VE AMERİKA’YA GÖNDEREN ATLANTİK KÖLE TİCARETİ AĞININ MERKEZİ HALİNE GELDİ.

Madeira’nın koloni modeli haline gelmesinin bir diğer yolu da 1455’ten itibaren kurulan şeker kamışı plantasyonlarıydı. Bu mahsulün başarısı ve yüksek işgücü ihtiyacı, Batı Afrika’dan kölelerin çalıştırılmak üzere ithal edilmesine yol açtı. Köle çalıştırılan plantasyon sistemi, Yeni Dünya ekonomisinin mühim bir parçası haline geldi ve Atlantik köle ticareti olarak bilinen korkunç insan trafiğine yol açtı.

Madeira’nın ardından, aynı örüntüyü izleyerek Portekizliler Azorlar ve Yeşil Burun Adaları’nı kolonileştirdi. Bu kolonilerin hepsi, Hindistan ve Amerika’dan gelen gemiler için paha biçilmez uğrak limanları haline geldi. Portekizliler bu koloniler için rakipsiz değildi. Portekiz ve İspanya, Kanarya Adaları’nın mülkiyeti hususunda çekişti ancak 1479-80 Alcáçovas-Toledo ve 1494 Tordesillas Antlaşması, dünyayı kapsayan iki nüfuz sahasını cüretkâr bir şekilde belirledi. Bu anlaşmaların belirsizliği, daha sonra Portekiz’in Afrika’daki gelecekteki keşifler hakkı ve İspanya’nın Kanarya Adaları’nın ötesindeki adalar üzerindeki çıkarları gibi meselelere yol açtı; bu çıkarlar sonunda Karayipler ve hatta Amerika kıtalar olarak tanımlandı.

Ribeira Grande, Santiago, Cape Verde

Ribeira Grande, Santiago, Yeşil Burun Adaları

Caspar Schmalkalden (Public Domain)

Kuzey Atlantik adaları, Portekiz Krallığı’nın Batı Afrika altınına doğrudan erişmesine ve Kuzey Afrika’daki İslam devletlerinden kaçınmasına imkan sağladı. Önemli bir engel, yelkenli gemilerin güneye gidip Avrupa’ya dönmesini engelliyor gibi görünen Cape Bojador’du. Atlantik adaları ve rüzgarları, akıntıları ve yüksek basınç sahalarını en iyi şekilde kullanmak üzere Afrika kıyı şeridinden uzaklaşarak cesur bir rota belirlemek çözüm oldu. Portekizli denizciler artık güneye güvenle yelken açabiliyorlardı ve bunun nihai neticesi olarak Asya, Avrupa gemilerine açılmış oldu.

Batı Afrika ve Kölelik

Batı Afrika altın ve tuz ticaretine erişmek isteyen Portekizliler, 1482’de Elmina’da olduğu gibi güney kıyılarında (modern Gana) birkaç müstahkem ticaret yerleşimi kurdular. Mamafih tropikal hastalıklar, insan gücü eksikliği ve mahalli idarecilerin erkek kölelerin ihraç edilmesine izin verme hususundaki isteksizliği, en azından başlangıçta buradaki kârların sınırlı olduğu manasına geliyordu. Afrikalı şefler ateşli silahlarla ticaret yapmaya istekliydi ama Portekizliler bunları serbest bırakmadı. Daha başarılı bir strateji, Batı Afrika’nın güney kıyılarında bulunan ve 1486’dan itibaren müstemleke haline getirilen ıssız São Tomé ve Principe adalarına fokuslandı. İki ada da köle ticaretine yoğun bir şekilde dahil oldu ve Kuzey Atlantik’te olduğu gibi, kalkınma için kaptanlık modeli kullanıldı.

Adalardaki yerleşimcilerin Batı Afrika’daki topluluklarla ticaret yapmalarına izin verildi ve bu, birkaç on yıl önce yapılan teşebbüslerden daha başarılı oldu. Portekiz ticaret yerleşimleri, malların iç bölgelerden büyük nehirler (mesela Gambiya ve Senegal) boyunca kıyıya taşınmasını sağlayan iyi organize olmuş Afrika ticaretinden faydalanmak için kıtanın güneyinde Luanda’ya (modern Angola) kadar uzanıyordu. Elde edilen mallar arasında altın, fildişi, biber, balmumu, sakız ve boya ağaçları vardı. Köleler (erkek ve kadın), pamuklu kumaş, ayna, bıçak ve cam boncuk gibi Avrupa ticaret mallarına hevesli olan Kongo Krallığı ve Benin Krallığı’ndan satın alındı. Adalar, köleler için bir toplanma noktası ve insan yükünü taşıyacak gemiler için erzak alma yeri olarak kullanılıyordu. Beş köleden biri bu gemilerde ölüyordu, ancak ilk yakalanma ile nihai varış yerlerine varmaları arasında iki köleden biri kadarı ölüyordu. Atlantik köle ticareti 19. asrın ortalarında sona erdi, ancak bundan sonra bile köleler 1908’deki yasaklanmasına kadar São Tomé ve Principe’ye ithal edilmeye devam etti. Daha sonra kölelerin yerini, muayyen bir zaman sonra ülkelerine geri gönderilmek zorunda kalan Afrikalı işçiler aldı; ancak hayat şartları, köle atalarının maruz kaldığı şartlardan pek de farklı değildi.

Colonial Sugar Cane Manufacturing

Koloni Şeker Kamışı İmalatı

Unknown Artist (Public Domain)

Batı Afrika’da ticaret geliştiği ve Avrupalıların böyle bir politika için elzem askeri kaynaklara sahip olmadığı için toprak fethi teşebbüsleri çok azdı. Bazı yerleşim yerleri tahkim edilmişti, ancak bu umumiyetle mahalli Afrikalı kabile şefinin izniyle yapılıyordu. Avrupalılar ve yeniden yerleşen Afrikalılar, Cape Verde grubu gibi adalarda birbirleriyle evlenerek, güçlü bir Afrika dini ve artistik etkisi olan bir Afro-Portekiz kültürü yaratmışlardı. Afrika kıyılarındaki ticaret merkezlerine yerleşenler genelde bu hür, melez Cape Verdeliler (melezler) oluyordu.

Afrikalı şefleri devre dışı bırakıp iç kısımlardan doğrudan köle edinme teşebbüsleri oldu, ancak bu politika Kongo ile münasebetleri bozdu. Ananevi kültürel faaliyetler ve kabile bağlılıkları zayıflayınca, Hristiyan misyonerlere karşı reaksiyonlar da arttı ve vaziyet daha da kötüleşti. Avrupalılar, kıyı şeridinin aşağısındaki Ndongo bölgesine doğru ilerlemeye mecbur kaldılar ve buradaki müdahaleleri, kısa zaman sonra Portekiz Angolası olacak bölgede bir dizi savaşa yol açtı.

Doğu Afrika

1498’de kâşif Vasco da Gama (yaklaşık 1469-1524) Ümit Burnu’nu dolaşıp Hint Okyanusu’na girdiğinde, Portekizliler aniden Afrikalılar, Hintliler ve Arapları kapsayan yepyeni bir ticaret ağına erişim kazandı. Bu vaziyet yüzyıllardır devam ediyordu, ancak Portekizliler geldiğinde ticaret şiddetlendi. Üstün gemiler ve toplar kullanan Portekizliler, rakip gemileri sudan çıkardı, mürettebatları tutuklandı veya öldürüldü ve yüklerine el konuldu. Tüccarların çoğunun Müslüman olması, hâlâ Haçlı zihniyetiyle boğuşan Avrupalılar için ilave bir motivasyon kaynağıydı.

Svahili Sahili’ndeki müstakil ticaret şehirlerine ve güneydeki Mutapa Krallığı’na (Zimbabve/Zambiya) doğru Portekiz taarruzları, tüccarlar kuzeye taşındığı veya buralardan uzak durduğu için müşahhas bir fayda sağlamadı. Portekizliler, Malindi, Mombasa, Pemba, Sofala ve Kilwa gibi şehirleri ele geçirip güçlendirdiklerinde, bu şehir devletlerinin ticaret ortaklarını çoktan kaybettiklerini gördüler. Ardından Basra Körfezi’ndeki Ummanlı Araplar geldi. Kızıldeniz ticaret yollarını ellerinde tutmak ve asırlık ticaret ağlarını tekrar tesis etmek isteyen Ummanlılar, Swahili Sahili’ne girerek 1698’de Portekiz’in Mombasa’sı da dahil olmak üzere birçok şehri ele geçirdiler. Doğu Afrika’daki başarısızlık, Portekizlileri sonunda güneye, Mozambik’e sürükledi, lakin dikkatleri tamamen dünyanın yeni keşfedilen bir bölgesinin, Hindistan’ın potansiyeline fokuslanmıştı.

Traditional Dhow Sailing Vessel

Ananevi Dhow Yelkenli Gemisi

Alessandro Capurso (CC BY-NC-ND)

Hindistan ve Baharatlar

Vasco da Gama’nın temel hedeflerinden biri, Portekiz’in kazançlı baharat ticaretine doğrudan erişebilmesi için Asya’ya bir deniz yolu bulmaktı. Biber, zencefil, karanfil, hint cevizi ve tarçın gibi baharatlar, İngiltere’den Çin’e kadar uzanan pazarlarda yüksek fiyatlara satılıyordu. Hindistan’ın Malabar Sahili’ne ulaştığında, denizci gerçekten de yoğun bir ticaretle karşılaştı. Kaliküt (Kozhikode) şehri pek de dost canlısı değildi ama Portekizlilerin seferleri onu takip etti ve Kalikut’un büyük rakibi Koçin (Kochi) daha ümit verici görünüyordu. Mahalli idareciyle 1503’te inşa edilen bir kale için bir anlaşma yapıldı ve Portekizliler büyük çaplı işler yapmak üzere buraya yerleştiler. Ne yazık ki, büyük bir meseleleri vardı: Çok az insan Avrupa mallarıyla alakadardı. Netice olarak, Swahili Sahili’nde tatbik ettikleri stratejiyi benimsediler. Üstün gemiler ve toplar, Hint Okyanusu ticaret ağını cebren ele geçirmek ve baharat ticaretinde tekel kurmak için kullanıldı. Diğer kıyı şehirleri de ele geçirildi veya kuruldu; bilhassa 1530’da Estado de India‘nın başkenti olarak Koçin’in yerini alan Goa.

Portekiz’in Hindistan Valisi Goa’da ikamet ediyordu ve temel gayesi ticareti kontrol etmek olan bir güç piramidinin tepesindeydi. Vali, Portekiz Hindistan’ının sivil ve askeri valisiydi ve yalnızca Portekiz kralına karşı mesuldü. Lizbon’da, conselho ultramarino denizaşırı kolonilerin işleri hususunda hükümdara danışmanlık yaparken, Casa da India Asya ile bütün irtibat ve ticarete nezaret eden kraliyet müessesesiydi.

Goa ve diğer birçok kolonide, vergiler gibi mahalli mevzularda karar veren bir konsey olan câmara vardı. Dini işler bir başpiskopos veya piskopos tarafından idare edilirdi ve kiliseler, manastırlar, rahibe manastırları ve hastaneler, bilhassa Cizvit Cemiyeti olmak üzere bütün büyük dini tarikatlar tarafından kurulurdu. Misericórdia kardeşliğinin şubeleri, yoksullara temel sosyal refah hizmetleri sunardı. Hukuki hususlar Goa’daki bir Yüksek Mahkeme’nin ve her kolonideki mahalli mahkemelerin mesuliyetindeydi. Genelde bir kalede ikamet eden mahalli askeri birliğe bir kaptan liderlik ediyor, bir de kraliyet ticareti ve diğer ticaret türlerinden elde edilen kazançlı gümrük vergilerini toplamaktan mesul oluyordu. Bu, çoğu kolonide tatbik edilen müstemleke modeliydi.

Cathedral of Santa Caterina, Goa

Santa Caterina Katedrali, Goa

Ondřej Žváček (CC BY-SA)

Portekizliler, hem Asya ile Avrupa arasında hem de Asya’nın kendi içinde baharat ticaretinde tekel kurmak için ciddi bir teşebbüste bulundular. Denizler artık hür değildi. Ruhsatı olmayan tüccarlar tevkif veya idam ediliyor ve mallarına el konuyordu. Bazı limanlar sınırlandırılıyor, gemilerin Portekiz tarafından verilmiş bir pasaport (cartaz) taşıması ve umumiyetle Portekiz tarafından korunan konvoylarla (cafilas) yolculuk yapmaları gerekiyordu. Limanlarda gümrük vergileri alınıyordu ve bunlar, Doğu’daki bütün Portekiz gelirinin takriben %60’ını oluşturuyordu. Bununla birlikte, birçok tüccar Avrupalılardan kaçındı, bazı şehirler silahlı mukavemet gösterdi ve imparatorluk, Asya sathındaki ticaretin küçük bir kısmını bile kontrol altına alabilmek için fazlasıyla geniş ve insan gücü kifayetsizdi. Bu pratik kaygılar, Portekizlilerin imparatorluk kemale erdikçe ticaret tekellerine olan düşkünlüklerini azaltmalarına yol açtı.

Uzak Doğu

Portekizlilerin ticareti kontrol altına almak için başvurdukları bir diğer strateji de kıymetli baharatların kaynağını bulmaktı. Baharatların çoğu Endonezya’daki küçük bir ada grubu olan Baharat Adaları’ndan (Maluk Adaları veya Moluk Adaları) geliyordu. Bu adalardan gelen baharatların çoğu, Hint Okyanusu’ndan Güney Çin Denizi’ne uzanan Malay Boğazı’nı kontrol eden Malay yarımadasının güneybatı kıyısındaki Malakka’ya (Melaka) gönderiliyordu. Afonso de Albuquerque (1453-1515) liderliğindeki bir Portekiz filosu, 1511’de Malakka’yı ele geçirdi ve 1512’den itibaren Timor’daki gayri resmi yerleşimlerinden sandal ağacı elde ettiler.

Portekizliler, kazançlı Çin ipek pazarına erişmek istiyordu ve bu yüzden Güney Çin’de, Guangzhou (Kanton) yakınlarındaki İnci Nehri deltasında bir yarımadada Portekiz Makao’su kuruldu. Benzer şekilde, Japonya’nın Kyushu Adası’nın kuzeybatı kıyısındaki Portekiz Nagasaki kolonisi de yaklaşık 1500 yılında kuruldu. 1571’de, ülkenin ticaret mallarına, bilhassa da gümüşe erişildi. Ticaret yükleriyle dolu Portekiz gemileri, Lizbon, Goa, Malakka, Makao ve en doğudaki kolonileri Nagazaki arasında düzenli olarak gidip geliyordu. Japon hükümeti, Hristiyanlığın yayılmasına karşı kalıcı bir izolasyon ve reaksiyon politikasının parçası olarak 1639’da bütün yabancıları anakaradan kovdu ve bu sebeple Nagazaki terk edilmek zorunda kaldı.

Portuguese Traders by Japanese Painters

Japon Ressamlar Tarafından Portekizli Tüccarlar

Unknown Artist (Public Domain)

Brezilya

Brezilya, 1500 yılında Portekizliler tarafından ‘keşfedildi’ ve bütün kolonilerinin en önemlisi haline geldi. Brezilya, sert ağaçlar, elmaslar ve altın (Minas Gerais bölgesinden) gibi tabii kaynaklar açısından zengindi. Kaptanlıklar dağıtıldı ve São Vicente, 1532’de ilk Portekiz yerleşimi oldu (Portekiz’in Brezilya kolonisi). Brezilya’nın ilk valisi 1549’da tayin edildi ve Brezilya resmi bir Kraliyet kolonisi haline getirildi. Başkent Salvador da Bahia olarak belirlendi (1763’te Rio de Janeiro’nun yerini aldı). 1572’de bir vali tayin edildi.

Kızılderili ve ardından Afrikalı köle işçilerden oluşan koloni plantasyon modeli, başka hiçbir yerde olmadığı kadar büyük bir ölçekte pratiğe konuldu ve Brezilya, dünyanın önde gelen şeker ve ardından tütün üreticisi haline geldi. Sadece 17. yüzyılın ilk çeyreğinde, 150.000 Afrikalı köle Atlantik üzerinden Güney Amerika’ya getirildi. 1853’te bağımsız Brezilya’nın köle ticaretini kaldırması, Atlantik ötesi ticarete nihayet son verdi.

Kölelerin yanı sıra müstemlekeciliğin bir diğer kurbanı da köyleri ve kültürleri sistematik olarak yok edilen ve geride kalanların yağmur ormanlarının iç kısımlarına kaçmasına sebep olan Tupi-Guarani Kızılderilileriydi. Kızılderililerin Portekiz Krallığı’nın tam ve hür tebaası olarak tanınması 1755’i buldu.

Brezilya’da müstemleke toplumu, diğer yerlerde olduğu gibi, çok tabakalıydı. Avrupalılar en yüksek statüye sahipti ve sosyal gösteriş umumiyetle abartılı kıyafetler ve sahip oldukları hizmetçi, köle ve silahlı adam sayısıyla sağlanıyordu. Avrupalılar kendilerini üç sınıfa ayırıyordu: Avrupalılar, müstemlekelerde doğan Avrupalılar ve melez Avrupalılar (herhangi bir kolonide çok az Avrupalı kadın vardı). Bunun üzerine, soylular, din adamları, ordu ve diğer bütün mensuplara dayalı dört tabaka daha vardı (evli ve bekar olarak alt bölümlere ayrılmıştı). Ayrıca, deniz tüccarları ve daha geniş bölgeden gelen mahalli tüccarlar gibi Avrupalı ziyaretçiler de vardı. Ayrıca, herhangi bir kolonide açık ara ekseriyeti oluşturan ve kendi sosyal sınıfları ile Hristiyanlığa geçiş gibi faktörler sebebiyle bölünmüş mahalli halk da vardı. Koloni toplumunun en alt tabakasında köleler vardı.

Slave Women, Brazil

Köle Kadın, Brezilya

Carlos Julião (Public Domain)

Güney Afrika

Angola bölgesi 1571’den itibaren Portekizlilerce müstemleke haline getirildi ve Afrika’daki ilk Avrupalı kara kolonisi oldu (sıradan bir şehir devleti veya kıyı yerleşiminin aksine). Ndongo Krallığı (takribi 1500’de kuruldu) çöktü, ancak kuzeydeki Kongo’ya karşı müttefik olarak kullanılmadan önce değil. Avrupalılar barut silahlarının avantajına sahipti ve böylece Portekiz’in ilk kara fethi başlamıştı. Bu, önümüzdeki asırlarda Afrika’nın her yerinde gerçekleşecek olanların uğursuz bir başlangıcıydı.

Portekizli yerleşimciler, Angola bölgesindeki mahalli halklarla bir kez daha karışarak Luso-Afrikalılar olarak bilinen karma bir ırk yarattılar. Luanda ve diğer birkaç kıyı yerleşiminde üslenen yerleşimciler ve torunları, yeni Matamba Krallığı’nın yükselişte olduğu Angola’nın iç kısımlarında kontrolü sağlamak için mücadele etti. Bunu Angola Savaşları olarak bilinen bir asırlık çatışmalar takip etti. Koloni, Portekiz için bir hayal kırıklığı oldu. İç kısımlardaki çok konuşulan gümüş madenlerinin yalnız bir efsane, kaynaklarınsa sınırlı olduğu ve Hristiyanlığı yayma ümitlerinin aşırı iddialı olduğu ortaya çıktı. Bazı özel yerleşimciler ile tüccarlar zenginleşti ve müstemlekenin ana ticareti olan kölelerin devamlılığını sağlayanlar da bunlardı. 16. asrın sonlarına gelindiğinde, Angola’dan yılda yaklaşık 10.000 köle, Luanda’dan doğrudan Brezilya’ya ve Amerika kıtasının diğer yerlerine gönderilmek üzere ihraç ediliyordu. Avrupalıların getirdiği çiçek hastalığı ve diğer hastalıklarla zaten sarsılmış olan Angola toplulukları, bu ticaret yüzünden perişan olmuştu.

Güney Afrika’nın diğer tarafında, Portekizliler başka bir büyük bölgesel koloni kurmuştu: Mozambik (19. yüzyılda Portekiz Doğu Afrikası adını almıştı). İlk Portekizli yerleşimciler, bir kaptanlık kurulduğu 1506’da Mozambik Adası’na geldiler. Mozambik umulduğu kadar altın zengini değildi ama fildişi ve köleler vardı. Mozambik, 1571’den itibaren Estado da India’nın bir parçası oldu (ancak 1752’de ayrıldı) ve karak gemileri, carreira da India olarak bilinen rotanın bir parçası olarak Goa ile doğrudan ticaret yapıyordu. İç kısımlarda, Afrikalı şeflerin Portekizlilere ve Afro-Portekizlilere toprak, ticaret ve haraç hakları verdiği prazo adı verilen bir sistem gelişti; bu tayin daha sonra Portekiz Krallığı’nca resmen tanındı. Buna karşılık, tayin edilen kişi (bir muzungo), kendi topraklarında adaletin tesis edilmesini sağlamak, ananevi ritüellere nezaret etmek ve otorite sahasına giren küçük köylerin şeflerini tasdik etmekle mükellefti. Mevkilerini muhafaza etmek için, muzungoların birkaç bin Afrikalıdan oluşan şahsi bir hizmetli ordusu (chicunda) vardı. 1637’ye gelindiğinde en az 80 prazo vardı ve çoğu, başkent Maputo’daki zayıf Portekiz idaresinden bağımsız olarak hareket ediyordu.

Island of Mozambique

Mozambik Adası

Stig Nygaard (CC BY)

Portekiz Krallığı daha sonra koloniyi Mozambik Şirketi ile Niassa Şirketi gibi özel şirketler tarafından sömürülmeye bıraktı. Merkezi bir idarenin olmaması ve İngilizlerin Güney Afrika’daki başarısı, iki Afrika müstemlekesi olan Angola’yı Mozambik’e bağlama hayalini de suya düşürdü.

Gerileme, Koloniciliğin Sonlandırılması ve Mirası

Mahalli idarecilerden gelen daimi bir tehdidin yanı sıra, Portekizliler, imparatorluklarına kısa sürede kıskançlıkla bakmaya başlayan diğer denizci Avrupalı güçlerin şiddetli rekabetiyle karşı karşıyaydı. Bu vaziyet, bilhassa Portekiz kalelerinin bakımsızlığı ve kendilerine yardım edecek mahalli bir nüfusa sahip olmayan kıyı şehirlerinin umumi izolasyonu göz önüne alındığında daha da barizdi. İngiliz ve Fransız korsanlar, Açık Denizlerde seyreden Portekiz ticaret gemilerini avlamaktan başka bir şey sevmiyorlardı. Bir diğer büyük tehdit ise, ironik bir şekilde, 1519-22 yılları arasında İspanya hizmetinde Güney Amerika’nın güney ucundan yelken açarak Pasifik Okyanusu’nu geçerek Doğu Asya’ya uzanan bir deniz yolu açan Portekizli kâşif Ferdinand Macellan (yaklaşık 1480-1521)’ın kisvesinde ortaya çıktı. Macellan, keşif gezisi sonunda dünyayı dolaşmıştı, ancak asıl mühim olan baharat ticaretine erişmekti. Diğer Avrupa ülkeleri de Macellan’ın izinden gitti ve Portekizliler aniden Doğu’da bir ticaret tekeli elde etme ümidini yitirdi.

Portekiz topraklarına doğru en başarılı ve yaygın tehdit, 17. yüzyılın ilk on yılında Mozambik’e, 1622 ve 1626’da Makao’ya ve 1641’de Angola’ya saldıran Hollandalılardan geldi. 1620’ler ve 1630’larda Hollandalılar, kuzey Brezilya’nın bazı bölgelerine saldırdı ve işgal etti. 1641’de Malakka’yı, 1656’da Kolombo’yu ve 1663’te Koçin’i ele geçirdiler. İngiltere de büyüyen bir tehditti ve Arapların 1622’de Hürmüz’ü geri almasına yardım ettiler.

18. asırda, Brezilya’daki Portekizliler, üstün deniz güçleri olan İngiltere, Fransa ve Hollanda’ya çok avantajlı ticaret hakları vermeye mecbur kaldı. Hatta İngilizler, 1799’dan 1815’e kadar Goa’yı işgal ettiler. Diğer tehditler ise iç kaynaklıydı. Brezilya’da halk, bütün vatandaşlar için eşit haklar istiyordu ve 1822’de istiklallerini kazandılar. I. Pedro’yu (hükümdarlığı 1822-1831) kral ve Brezilya’nın ilk imparatoru ilan ettiler. Pedro, Portekiz Kralı VI. João’nun (hükümdarlığı 1816-1826) oğluydu ve iki ülke o tarihten sonra yakın bağlarını sürdürdü.

São Francisco Church, Cidade Velha

São Francisco Kilisesi, Cidade Velha

Nice Marinho (CC BY-SA)

20. asra gelindiğinde, Portekiz kolonilerinin çoğu ya rakip güçler yahut da iç savaşlar yüzünden kaybedildi. Geriye kalanlardan Madeira ve Azorlar Portekiz’in muhtar bölgeleri haline gelirken, Goa 1962’de Hindistan’ın bir parçası oldu. O devirde António de Oliveira Salazar (1932-1968) idaresinde askeri diktatörlükle idare edilen Portekiz hükümeti, Afrika bağımsızlık hareketleriyle mücadele etmenin manasızlığını kabul etmedi ve hem Angola hem de Mozambik’te kanlı savaşlar yaşandı. Yeşil Burun Adaları, São Tomé ve Principe, Doğu Timor, Angola ve Mozambik, 1975’te Portekiz’den istiklallerini kazandı. Makao ise 1999’da Çin’e geri verildi.

Portekiz müstemleke imparatorluğu mahalli halklara birçok felaket getirdi: kölelik, savaş, ticaret ağlarının kesintiye uğraması, ananevi kültürel faaliyetlerin sona ermesi, ormansızlaşma ve hastalıklar bunlardan sadece birkaçıydı. Diğer neticeler arasında, bugün dünyanın birçok yerinde Portekizce dilinin ve Katolik dininin yaygın olarak kullanılmaya devam etmesi de yer alıyor. Portekizliler ayrıca, bazen mahalli ekosistemler üzerinde yıkıcı tesirlere yol açan ama aynı zamanda manyok, mısır ve şeker kamışı gibi tamamen yeni yerlerde yaygınlaşan mahsuller gibi kayda değer muvaffakiyetlere de imza atan nebat ve hayvanların dünyaya yayılmasından doğrudan mesul oldular. Son olarak, Portekizliler, oldukça sarsak ve kopuk bir imparatorluk olsa da, birkaç kıtada gerçek anlamda globan bir imparatorluk kuran ilk ülkeydi. Belki de en büyük mirasları, diğer Avrupalı güçlerin emperyalizmin imkanlarını fark etmeleri ve koloniciliğin yalnızca ticaretin değil, toprakların, kaynakların ve nüfusun kontrolünün de bir meselesi haline gelmesiyle dünya çapındaki halkları daha da büyük ölçüde sömürmeye başlamalarıydı.


Kaynak

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklamların gösterimine izin veriniz. Bu siteyi ayakta tutabilmek için gereklidir. Please allow ads to be displayed. This is necessary to keep the site up and running.