Efsaneler

ETHEM Ü HÜMA

Asıl adı Alaettin Ali olan şair Sabit tarafından 1707 yılında kaleme alınan, fakat yarım bırakılmış olan aşk öyküsü. Salim tezkiresinde verilen bilgilere göre şair tarafından vücuda getirilmek istenen hamsenin birinci mesnevisidir.

Müstakimzade tarafından sonuna 62 beyit ilave edilerek tamamlanan bir nüshası, İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi T 2901’de bulunmaktadır. Ethem ü Hüma Mesnevisi, kimi yazarlar tarafından ünlü sufilerden Belhli İbrahim bin Ethem’in hayat hikâyesiyle karıştırılmıştır. Kimi zaman, Sabit’in çağdaşı olan Mustafa Nati’nin Ethemnâme’siyle aynı eser olduğu zannedildiği de olmuştur.

Bu mesnevi de, tıpkı Ethemnâme’de olduğu üzere Belh kentinde suculuk yaparak geçimini sağlamaya çalışan Ethem ile Belh hükümdarının Hüma adındaki kızının arasında geçen aşkı ele alır.

Hikâyenin konusu özetle şöyledir:

Belh kentinde, Edhem adında yüzü güleç, dili tatlı bir kişi yaşamaktadır. Mezarlığın içinde bulunan bir mağarada yaşayan Edhem, kentte suculuk yaparak geçimini sağlamaktadır. Karşılaştığı yoksulları evine götürerek yedirdiği, içirdiği ve ikramda bulunduğu için evinde hiç misafir eksik olmazmış. Edhem, berberlik yaparak geçimini sağlayan bilge bir dostu ile aynı evde kalıyormuş. Tıp ilmine vakıf olan bu dostu, hastalara yardım etmeyi çok severmiş.

İlgili Makaleler

Günlerden bir gün yine su tuluğunu yüklenip çarşıya su satmaya giden Edhem, yanlışlıkla şahın sarayının bulunduğu yere gelir. Sarayın görkemi karşısında şaşkın şaşkın bakınan Edhem’in gözü, sarayın penceresinden çevreyi seyreden peri yüzlü bir güzele takılır. Gördüğü bu güzellik karşısında aklı başından giden Edhem, bayılarak yere düşer. Ayıldığında o ay yüzlü güzeli pencerede göremez. O peri yüzlü güzelin, şahın kızı olduğunu anladığı için onu bir daha görmek amacıyla orada beklemeye başlar. Akşam olur, sabah olur, tekrar akşam olur. Ancak pencereden hiç görünen yoktur. Üzgün üzgün oradan ayrılmak zorunda kalan Edhem, mağaranın yolunu tutar.

Eve vardığında, bir şeylerin olduğunu fark eden kadim dostu, ondan, olup bitenleri anlatmasını ister. Edhem, başından geçenleri bir bir anlatır bilge dostuna. Bilge dostu, ona, ham bir sevdaya tutulduğunu, gerçekleşmesi olanaklı olmayan bir aşka kapıldığını, bunun için bu sevdadan vazgeçmesini söyler. Ama söz dinletemez olur, Edhem’e. O zamandan sonra her gün sarayın çevresinden uzaklaşmayan Edhem, günün birinde saraydan feryadlar geldiğini duyar. Merak eder. Olup bitenleri anlamaya çalışırken minareden salâ sesi yükselir. Ardından şahın kızının öldüğü haberi duyurulur. Olanlar karşısında vurgun yemişe dönen Edhem, ayıldığında, siyahlar giyerek mateme bürünen halkın, cenaze namazı için toplandığını görür. Kendisi de onların arasına katılır. Şahı’n kızı mezarlıkta, Edhem’in kaldığı mağaraya yakın bir yerde toprağa verilir. O peri yüzlü güzeli görebilmek için mezarı açan Edhem ile bilge dostu, şah kızının cesedini mağaraya taşırlar. Şah kızının güzelliği karşısında kendinden geçen Edhem, bayılıp yere düşer. Şah kızının ölüm nedenini merak eden bilge arkadaşı, şah kızının kan tuttuğunu, onun ölmediğini anlar. Kızı kurtarmak için çırpınan bilge adam, kızın damarlarından kan almaya başlar. Kısa bir süre sonra şah kızı, kendine gelir. Kendine gelen şah kızı, neler olduğunu, neden burada bulunduğunu sorar. Edhem’in bilge dostu, olup bitenleri bir bir anlatır, ona. Tam bu sırada kendine gelen Edhem, karşısında şahın kızının yaşadığını görünce çok mutlu olur. Şah kızına yaklaşarak olanlardan ötürü ondan özür diler. Sabah olunca kendisini ailesine teslim edeceğini söyler. Ancak onların içten davranışlarını gören ve Edhem’in kendisine âşık olduğunu fark eden şah kızı, Edhem’e evlilik teklif eder.

Şah kızının bu teklifine çok sevinen Edhem, önceden tanıdığı bir imama gider. Ona, kimsesiz ve yetim bir kızla evlenmek istediğini söyler. Ondan nikâhlarını kıymasını ister. Tanıklar huzurunda nikâh kıyılır ve evlilik gerçekleşir. Bir zaman sonra bu çiftin nur topu gibi bir oğulları dünyaya gelir. Adını İbrahim koyarlar. Yedi yaşına geldiği zaman okula başlayan İbrahim, dillere destan bir yakışıklılığa sahiptir. Başına kötü bir iş gelebileceği kuşkusuyla onu okuldan alan Edhem, oğluna suculuk yapma işini öğretir. Herkes, babasıyla çarşıda su satan İbrahim’in elinden su içme yarışına girer. Bu yoğun ilgiden ötürü İbrahim ve ailesi bir zaman sonra maddi açıdan iyi bir noktaya gelirler. Köşk misali bir ev alarak, cariyelere ve hizmetçilere sahip olurlar. Buna rağmen gurur ve kibirden uzak bir yaşam süren aile, eski mütevazılıklarını sürdürürler.

O dönemler yapılan nevruz şenliklerine yoğun ilgi gösteren halktan kimi insanlar, nevruz yerinde maharetlerini ortaya koyarak şahın ihsanına yaraşmaya çaba gösterirler. Edhem ile oğlu İbrahim de hem hoşça zaman geçirmek hem de ticaret yapmak amacıyla bu şenliklere katılırlar. İbrahim’i gören herkes, onun elinden su içmek için adeta birbirilerini ezerler. Şah, yaşanan bu izdihamdan rahatsızlık duyar. Bu kargaşanın nedeninin araştırılmasını ister. Hemen duruma el koyan şahın yardımcıları, olanlar hakkında şaha bilgi verirler. Bunun üzerine kızının ölümünün sonrasında hiç yüzü gülmeyen, mutluluğu unutan şah, merak ettiği küçük İbrahim’i yanına çağırtır. Küçük İbrahim’i karşısında görünce ölen kızının yeniden dünyaya geldiğini sanarak titremeye ve ağlamaya başlar. Kanının kaynadığı küçük İbrahim’i yanına oturtur. Yanına çağırttığı babasından, onun bir müddet yanlarında kalması için izin ister. Edhem, annesinin dayanamayacağını bunun için izin vermesinin olanaklı olamayacağını söylerse de sonunda şahın bu talebini kabul eder. Çaresizlik içinde Şah’ın verdiği pahalı armağanlarla evine dönen Edhem, yaşananları eşine anlatır.

Şah’ın, bir genci kendisine nedim yaptığını duyan eşi, kıskançlık krizleri geçirir. Hemen şaha bir mektup gönderir. Onu bu yaptığından ötürü kınar. Eşi tarafından kendisine gönderilen mektubu okuyunca gülen şah, otağının sökülmesini ve saraya geri dönülmesini emreder. Şah ile İbrahim el ele sarayın kapısından içeri girerler. Onları karşılamaya çıkan eşi, İbrahim’i görür görmez feryad ederek ağlamaya başlar. Şahtan izin alarak yanına oturttuğu küçük İbrahim’e bakıp bakıp ağlarmış. Bu durum aylarca devam eder gider.

Öte yandan dedesinin yanında olduğunu bilmesine rağmen tahammül gücü kalmayan Edhem’in eşi, oğlunun geri getirilmesini ister. Şahın makamına çıkan Edhem, oğlunu geri ister. Ancak Şah, eşinin, İbrahim’in geri verilmesine gönlü razı olmaz diyerek İbrahim’i, babasına vermez. Neticede, İbrahim’in ayrılığına dayanamayacakları için Edhem ve ailesinin sarayın bir bölümüne taşınmasına ve birlikte yaşamalarına karar verilir. Böylece iki taraf da İbrahim’i daha kolay görebilecek.

Bu karar üzerine Edhem, ailesiyle birlikte şahın hizmetinde bulunmak üzere saraya yerleşir. Şah hatunu, yanlarında hizmetçi olarak çalışmalarına rağmen İbrahim vasıtasıyla annesini ve babasını yanına çağırtır. Yaşlı uşak, saraya yeni taşınan eski efendisini karşısında görünce feryad ederek bayılır. Şahın hatunu duyduğu bu feryadın nedenini öğrenmek amacıyla, kendisinin bilgilendirilmesi için ikinci bir hizmetçi gönderir. Ancak o da bir türlü geri dönmez. Bu şekilde sarayda bulunan cariyelerin ve hizmetçilerin tamamı koşarak giderler. Ama onlardan da geri dönen olmaz. Çünkü gidenlerin hepsi karşılarında eski efendilerini görünce bayılıp yere düşerler. Bunun üzerine İbrahim’in başına bir iş gelmiş olabileceği endişesine kapılan şah hatunu, dışarı çıkar. Gözü yaşlı cariyeler ve hizmetçiler arasında salınarak gelen kızını görünce sevincinden, farkında olmadan kendini kırkayak merdivenden aşağıya atar.

Bu mutlu kavuşma sonrasında şah kızı, öldü zannedilerek mezara konulduktan sonra başından geçenleri annesine ve babasına anlatır. Dengim olmadığı gerekçesiyle yaşamını borçlu olduğum Edhem’den ayırırsınız korkusuyla bu sırrı bugüne kadar saklı tuttum. Ancak bundan böyle hasrete dayanacak gücüm kalmadı, der.

Neticede, Tanrı’ya bir şükran ifadesi olarak cariye ve kölelerin tamamı azad edilir. Halk hediye ve ihsanlarla ödüllendirilir. Kentin her yanında tellallar dolaşarak şahın kızının ölmediğini halka müjdelerler.

Bir zaman sonra şah, topladığı divanda artık yaşlandığı için tahtını torunu İbrahim’e bırakmak istediğini söyler. Şahın bu önerisi kabul görünce Edhem oğlu İbrahim, dedesinin yerine Belh diyarının şahı olur.

Belh diyarının şahı olmasının üzerinden tam yedi yıl geçmiştir. Bir av partisi sırasında önüne çıkan bir ceylanı takip eden Edhem oğlu İbrahim, vadide bir karganın hep aynı noktaya inip kalkmasına tanık olur. Merak edip o noktaya gider. Orada elleri kolları bağlı bir şekilde ölüme terk edilen biçare bir insanla karşılaşır. Onun neden bu halde bulunduğunu sorar. Eli ayağı bağlı adam, kendisinin bir kervancı başı olduğunu, ticaretle uğraştığını, hizmetinde çalışan adamlarının olduğunu ancak günün birinde yolunu kesen eşkıyalar tarafından soyulup bu vadiye atılarak ölüme terk edildiğini anlatır. Gagasıyla kendisine yiyecek ve su taşıyan bu karga sayesinde yaşadığını ve hayatta olduğu için Tanrı’ya şükrettiğini söyler.

Duydukları karşısında şaşkına dönen Edhem oğlu İbrahim’in o andan itibaren yaşama bakış açısında değişiklikler olur. Kafası allak bullak olmuştur. Kullarının rızkını çeşitli yollarla veren tanrıya daha iyi kulluk yapmak isteyen İbrahim, hemen oracıkta tacını yere atarak bir daha da saraya dönmez.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklamların gösterimine izin veriniz. Bu siteyi ayakta tutabilmek için gereklidir. Please allow ads to be displayed. This is necessary to keep the site up and running.