ÂŞIK KURBANÎ İLE GÜLPERİ

XVI. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen Kurbanî adındaki Güney Azerbaycanlı âşığın, kendi yaşamına ilişkin bir şekilde düzenlediği kabul gören ancak daha sonraları başkalarınca geliştirilen bir halk öyküsüdür.

Anadolu’da pek yaygın olmayan ve on civarında çeşitlemesi saptanan öykünün, olayların akışı ve meydana geldiği yerler, şahıslar ve netice bakımından birtakım değişiklikler taşıdığı hemen göze çarpar.

Bu on kadar çeşitlemenin içinden en mükemmeli olarak kabul gören Gence söylentisine göre hikâyenin konusu şöyledir:

Mirza Ali Han, varsıllığıyla ünlü bir babanın oğludur. Ancak babası ölünce kardeşleri, babadan kalma malları elinden alırlar. Buınun üzerine içine düştüğü yoksulluğun pençesinde kıvranmaya başlar. Öykünün kahraman ıolan Kurbanî, yukarıda sözü edilen Mirza Ali Han’ın oğludur.

Gecenin birinde aksakallı derviş kisvesine bürünerek Kurbanî’nin düşüne giren Hızır, Gence hükümdarı Ziyad Han’ın Gülperi adındaki kızını gösterir, Kurbanî’ye. Aşk badesi içirdiği Kurbani’yi Gülperi’ye âşık eder. Hızır, aynı gece Gülperi’nin de düşüne girer. Ona da aşk badesi içirir ve Kurbanî’ye âşık eder, onu. Hızır sayesinde aşıklık yeteneğini kazanan Kurbani, artık saz çalıp deyişler söylemeye başlayan bir hak aşığıdır. Düşünde âşık olduğu Gülperi’yi bulmak için Gence’ye doğru yola düşer.

Yolda bir takım badireler atlatıp olumsuzluklar yaşarsa da düşünde gördüğü Hızır’ın yardımıyla bunları atlatır. Uzun ve meşakkatli bir yolculuğun ardından Gence’ye varan Kurbani, orada sevgilisi Gülperi’yle buluşur. Gence’ye varan Kurbanî, Gence hükümdarı Ziyad Han’dan kızı Gülperi’yi ister. Ziyad Han, O’nun gerçek hak aşığı olup olmadığını anlamak için onu bir sınava tabi tutar.

Yaptığı sınav neticesinde Kubanî’nin gerçek bir hak aşığı olduğu kanaatine varan Ziyad Han, verdiği sözü tutarak düğün hazırlıklarını başlatır. Ancak, Gülperi’yi oğluna almayı düşünen Kara Vezir adındaki veziri, uydurduğu birtakım bahanelerle Kurbanî’nin Gülperi’yle evlenmesine karşı çıkar ve Ziyad Han’ı bu kararından vazgeçirmeye çalışır. Ziyad Han, ‘Ben söz verdim, sözümü yerine getirmem gerekir. Sözümü yerine getirmezsen itibarım kalmaz.’ der. Kara Vezir; ‘Siz o işi bana bırakın, ben hallederim.’ der. Ziyad Han; ‘Nasıl halledeceksin?’ diye sorar.

Kara Vezir; ‘Aramızda bir yarışma düzenleyeceğimizi ve yarışma sonunda kazanan kişinin Kurbanî ile Gülperi’nin evlendirilip evlendirilmeyeceği hususunda karar sahibi olacağını halka söyleyerek işi hallederiz’ der. Ziyad Han bu talebi olumlu bulur ve oyuna başlanır. Neticede oyunu kazanan kişi Kara Vezir olur. Yaptıkları anlaşma gereği, Kurbanî ile Gülperi’nin evlilikleri konusunda karar verme hakkını elde eden Kara Vezir, Kurbanî’nin derhal idam edilmesini emreder. Fermanı yerine getirmekle görevli olan cellatlar, yakaladıkları Kurbani’yi idam sehpasına getirirler.

İdam edilmeden önce son isteği sorulan Kurbani, ‘bir deyiş söylemek istiyorum’ der. Kendisine izin verilen Kurbanî, lânetli deyişler söylemeye başlar. O, lânetli deyişler okumaya başlayınca gökyüzünden yağmurlar yağmaya, yıldırımlar peş peşe yere düşmeye başlar. Art arda yere düşen bu yıldırımlarla Kara Vezir’in evi yanar ve ortalık karışır. Bu karışıklıktan yararlanarak cellâtların elinden kaçan Kurbanî,  Gülperi’nin yanına sığınır. Gülperi, çok daha güçlü bir konumda bulunan bir hükümdar olan Şeyhoğlu Şah’a bir mektup yazarak kendilerine yardımcı olması talebinde bulunur. Gülperi’nin kendisine yazdığı mektubu alır almaz hemen harekete geçen Şeyhoğlu Şah, iki sevgilinin kavuşmasını sağlamak için Bican adlı adamını Gence’ye yollar. İki sevgili, Şeyhoğlu Şah tarafından birbirlerine kavuşmasını sağlamak amacıyla gönderilen Bican’ın yardımıyla başlarından geçen bir dizi maceranın sonrasında evlenerek dünya evine girerler.

Diri çeşitlemesine göre de öykünün konusu özetle şöyledir:

Feramuz Bey’in oğlu olan Kurbanî, bir adak neticesinde doğmuştur. Aradan yıllar geçmiş ve Kurbanî, on yedi yaşına gelmiştir. Bir gün babasıyla birlikte ava gider. Av, uzun sürer. Günün son ışıkları, ufuktan kaybolup akşamın karanlığı basınca evlerine dönemeyeceklerini anlayan baba oğul, Mazannene adındaki bir Pir’in türbesinde uyurlar. Kendisine Mazannene adındaki ermiş tarafından aşk dolusu içirilen Kurbanî, Genceli Abdullah Han’ın Peri adındaki kız kardeşine aşık olur. Sabah olur olmaz Gence’ye doğru yola çıkan Kurbanî,  meşakkatli ve uzun bir yolculuktan sonra Abdullah Han’ın Gence’deki sarayına varır.

Rüyasında görerek âşık olduğu Peri’yi, Abdullah Han’dan ister. Abdullah Han, Kurbanî’nin gerçek hak aşığı olup olmadığını anlamak için kız kardeşinin asıl adını sorar. Kurbanî, Nigar’dır, deyince onun hak âşığı olduğunu anlayan Han, kız kardeşini ona vermeye karar verir. Ancak kızı, oğluna almayı düşünen Kara Vezir araya girer. Abdullah Han’ı bu kararından vazgeçirmeye çalışır. Abdullah Han’ı ikna eden Kara Vezir, Kurbanî’yi sınava tabi tutar. Kurbanî, büyük bir başarı göstererek sınavı kazanır. Sözünde duran Abdullah Han, kız kardeşi Peri’yi Kurbanî’ye verir.

Buna itirazda bulunan Kara Vezir, Mehmet Han’dan yardım talp eder. Mehmet Han tarafından Kara Vezir’in yardımına gönderilen kuvvetler, Kurbanî’den Peri’yi alırlar. Çaresiz kalan Kurbani, rüyasında kendisine aşk bâdesi veren Mazannene’nin mezarının başında tekrar düşe yatar. Düşünde,  aksakallı bir derviş, Kurbani’ye; ‘Şah Abbas’tan yardım iste. O sana yardım eder’ der. Düşten uyanır uyanmaz hemen yola düşen Kurbani, uzun bir yolculuk sonrasında Şah Abbas’ın sarayına varır. Durumu anlatır ve ondan yardım ister. Durumu Kurbani’den öğrenen Şah Abbas, Mehmet Han’a ulaklar göndererek Peri’nin, Mazannene Türbesi’nde Kurbanî’ye teslim edilmesini ister.

Kurbani, Mazannene Türbesi’ne gitmek üzere tekrar yollara düşer. Uzun bir zaman sonra elinde sazıyla Diri Dağı’ndaki Mazannene Türbesi’nin yanında bulunan çeşmede bekleyen Kurbanî, bir yılan tarafından ısırılır. Kurbani, sevgilisine kavuşamadan yaşamını yitirir. Oraya getirilen Peri, sevgilisinin mezarının başında:

   “Men âşık gencem haray!

     Berde’den gencem haray!

     Gurbanî elden getdi,

     Mene bir encâm, haray!”

Şeklindeki bayatıyı söyledikten sonra yaşamını yitirir. Bunun üzerine iki âşık yan yana gömülür.

Âşık Kurbanî Hikâyesi olarak bilinen bu öykünün farklılıklar gösteren çeşitlemelerinin bazılarında iki sevgilinin birbirilerine kavuşamadan yaşamlarını yitirdikleri görülmektedir ki bu da, hikâyenin henüz tam manasıyla olgunluğa erişemediğinin bir ifadesidir.