valhalla

Valhalla (Ölü Kahramanların Salonu), İskandinav mitolojisinde Odin’in Valkürleri tarafından Ragnarök’te kaos güçlerine karşı savaşacak ordunun askerleri olmak üzere seçilen ölü kahramanların ahiretidir. Odin’in Salonu kavramı savaşçının, ahiretini bir savaş alanı olarak öngörmesinden ortaya çıkmıştır.

Valhalla ismi Eski Norsça Valholl’dan gelir, holl aslında salondan daha çok, bir kaya parçasını, tepeleri veya dağları ima eder ve Ölü Kahramanlar Tepesi olarak bilinir. Bu öngörüde Valkürler, ölü savaşçıların ruhlarını bir dizi dağın altında bulunan sonsuz savaş alanına taşıyan ölüm melekleri olarak bilinirlerdi. Valholl’un Valkürler tarafından hizmet edilen, kahramanlar ve krallar salonu olan Valhalla’ya ne zaman evrildiği belirsizdir, ancak bu tasvir 10. yüzyılda Grímnismál şiirinde tespit edildi.

Grímnismál, 13. yüzyılda Manzum Edda’daki diğer eserlerle birlikte toplanmıştır ve bu kitap, Nesir Edda (mitograf Snorri Sturluson tarafından 1179-1241 yılları arasında yazılmıştır) ile birlikte Valhalla görüşü için iki ana kaynaktır. Odin’in Kahramanlar Salonu tasviri, İskandinav mitolojisinde en bilindikler arasındadır ve sanatta, filmlerde, müzikte ve video oyunlarında çokça görülür. Sıklıkla ‘’İskandinav ahireti’’ olarak bahsedilse de ölülerin beş (muhtemelen daha fazla) diyarından yalnızca biriydi, ancak ölü kahramanların gideceği yere dair en açık şekilde tanımlanan ve bahsedilendir.

Sözlü Gelenekler ve Kaynaklar

İskandinav mitolojisi, efsanesi ve tarihi, yaklaşık olarak 1000 yılında Hristiyanlığın gelişi ve kabulüne kadar nesiller boyu sözlü olarak aktarılmıştır. İskandinav ülkelerinin runik alfabesi yalnızca anıt taşları veya kısa mesajları iletmek için kullanıldı, rünler uzun metinler için tasarlanmamıştır. İskandinav mitolojisini oluşturan tanrı ve kahramanların hikayeleri, onları dinleyiciler için söyleyen ve gelecek nesillere aktaracak olan çömezlere öğreten şairler (skald – İskandinav halk ozanı) tarafından ezberlendi.

STURLUSON’UN NESİR EDDA’SI GÜNÜMÜZDE GENEL OLARAK İSKANDİNAV MİTOLOJİSİ VE BİLHASSA VALHALLA İÇİN EN ÇOK KAYNAK GÖSTERİLEN ESERDİR.

13. yüzyıla gelindiğinde, Hristiyan yazarlar bu şiirlerden bazılarını yazmaya başlamışlardı ve 10. yüzyıldan itibaren yazılmaya başlanmış hikayeleri içeren Manzum Edda olarak bilinen eserde toplanmıştır. İzlandalı bilim insanı ve mitograf Sturluson, Nesir Edda’yı yazmak için eski eserler artık mevcut olmadığından ötürü, Manzum Edda’dan ve sözlü gelenekten yararlanmıştır. Bu eser, günümüzde genel olarak İskandinav mitolojisine ve spesifik olarak da Valhalla’ya kaynaklık eder.

Sturluson’un aynı zamanda eski hikayelere kendi şairane süslemelerini eklemesinden ve Valhalla ile alakalı oldukça çok detay vermesinden dolayı, Valhalla ‘’İskandinav ahiretidir’’ gibi popüler bir yanlış anlaşılmaya sebep olduğu düşünülmektedir. Belirtildiği üzere Valhalla, eski eserlerde bahsedilmiştir ve bunlar genellikle bir kahramanın ölümü, Odin’in hikayaleri veya Ragnarök’ün gelişi ile ilgilidir. Ancak Odin’in Salonu’nun yanı sıra, ölülerin ruhları için, savaş meydanında ölen kahramanların ruhları için bile, başka alemler vardı.

Ölümden Sonraki İskandinav Alemleri

Öldükten sonra ruhların seyahat ettikleri beş alem vardı ve bazı durumlarda neden biri yerine diğerine gittiklerinin kesin bir nedeni yoktur.

  • Fólkvangr – Tanrıça Frejya’nın alemi
  • Hel – Tanrıça dev Hel’in alemi
  • Ran – Tanrıça Ran’ın alemi
  • Mezar Höyüğü – Birinin anıtı veya kabiri
  • Valhalla – Odin’in Kahramanlar Salonu

Bu beş alemin dışında, bazı şiirlerde Glæsisvellir (Işıltılı Ovalar) olarak, ayrıca Ódáinsakr (Ölümsüz Topraklar) olarak da bahsedilen Odin’in Salonu yakınlarında bir meyve bahçesi ya da meyve bahçesinin bir kısmının bulunduğu başka bir alem daha vardır. Bu alem, Gudmund adında bilge bir kral tarafından yönetililiyordu. Alem, burada bilim insanı H.R. Ellis Davidson tarafından alıntılanan Hervarar Destanı’nda anlatılmaktadır:

Gudmund ve adamları birçok insan ömrü boyunca yaşadılar ve bu sebeple, putperest adamları onun Ölümsüz Toprakları’ndaki krallığında ve oraya gelen herkesin hastalığa ve yaşlanmaya sırt çevirdiğine ve ölmeyeceğine inanıyor. Gudmund’un ölümünden sonra adamları ona taptılar ve ona tanrı dediler. Gudmund’un krallığına girenler, kızları tarafından dost olarak hoş karşılandılar, böylece toprakları Kadınlar Ülkesi olarak iyi nitelendirilebilirdi. (Myths and Symbols, 185)

Glæsisvellir, eceliyle ölenlerin ruhlarının seyahat ettiği Fólkvangr’ın (ölü insanlar alemi) ilk versiyonu olabilir. Ancak Frejya tarafından, Sessrúmnir’i (Tanrıça Frejya’nın salonu) doldurmaları ve Valhalla’daki kahramanların yaptığı gibi Ragnarök’ün gelişini beklemeleri için savaşçılar da getirildi. Odin’in Valkürleri’nin savaş kahramanlarının bir yarısını ve diğer yarısını ise Frejya’nın aldığı söylenir, ancak iki tanrının neden seçim yaptıklarına dair bir sebep yoktur. Vanir tanrıları ailesinden Frejya, Asgard tanrılarından olan Odin’den farklı kahramanlara değer vermiş olabilir ya da ölüleri yarı yarıya paylaşmayı kabul etmiş olabilir. Fólkvangr, güzel kırların, çiçeklerin ve akarsuların diyarı olarak tanımlanır, ama bir ruha neden Hel’de değil de orada son verildiği belli değildir.

Valkyrie and a Dying Hero

Hel, önceden hastalıktan veya yaşlılıktan ölen insanlar içindi, ama öyle görünüyor ki herhangi biri, hatta bir tanrı bile orada olabilir. Burası cezalandırma alemi değildi, Loki’nin kızı dev Hel’in (Jotunheim’dan bir dev tanrıçası) yönettiği, Odin tarafından Ölülerin Kraliçesi olarak oraya hapsedilen soğuk bir karanlık ve sis diyarıydı. Kötü kalpli tanrı Loki tarafından kandırılan kör tanrı Hodr, kardeşi tanrı Baldr’ı öldürür ve Baldr’ın ruhu Hel’e gider. Baldr’ın eşi Nanna’nı ruhu da Hodr’da olduğu gibi, Váli tarafından öldürüldükten sonra Hel’e gider. Bu tanrıların hiçbiri yaşlılıktan ya da hastalıktan ölmemiştir, bu nedenle Hel’in, Fólkvangr’a ve hatta Valhalla’ya kolayca gidebilecek, farklı şekillerde ölen bir sürü ruha açık olduğu bellidir.

VALHALLA’NIN KAHRAMANLARI, RAGNARÖK’TE ODİN TARAFINDAN YÖNETİLECEK ORDU AMACIYLA SEÇİLDİ.

Ran diyarı, boğulan insanların ruhlarının ahiret hayatlarını geçirdikleri denizin derinliklerinde karanlık mağaralardaydı. Deniz tanrısı Aegir’in eşi Ran, gemilerinden savrulan denizcilerin ruhlarını alıp onları kendi dünyasına götürüp idare etti. Bu ruhların, Ran’ın diyarının ve denizaltı mağaralarının büyük olasılıkla Ragnarök’te İskandinav evreninin dokuz diyarındaki diğer her şey ile birlikte yok edilecek olmasına rağmen, diyarı terk edeceklerinden hiç söz edilmez.

Aynı zamanda ruh, öldükten sonra kendi anıtında veya kabrinde kalıp huzur içinde yaşayabilir, ya da eğer isterse ortalığı kasıp kavurup sorunlar çıkarabilir. İnsanların nihai varış yeri olan mezar höyüğü, en eski inançlar arasında yer almaktadır. Bir savaşçının silahlarıyla, zırhlarıyla, bazen atı veya köpeğiyle ve öteki hayatında gerekli olduğu düşünülen diğer mezar eşyalarıyla birlikte gömülmesi, Valhalla kavramının oluşmasına yol açmış olabilir. Zaman içerisinde, öbür hayatta da savaşmaya devam edebilmek için donanımlı savaşçı olma anlayışı, birçok savaşçının ihtiyaç duyduğu her şeyin tedarik edildiği ve günlük olarak talim yaptıkları büyük bir salonda yaşama hayalini tetiklemiştir.

Valhalla

Sadece beş ahiret alemi veya farklı isimlerle anılan başka alemler de olabilir. Glæsisvellir, daha önce belirtildiği üzere Fólkvangr’ın ilk versiyonu olabilir, ancak Odin ile ilişkilendirildiği için Valhalla’nın da bir versiyonu da olabilir. H.R. Ellis Davidson bu durum hakkında şöyle söylüyor:

Herkesin ölümden sonra seyahat ettiği evrensel bir ölüler diyarına dair tek bir inancın var olduğu varsayımının kesinlikle hiçbir dayanağı yoktur. Doğaüstü evrenin alemleri arasında sürekli olarak tezatlar yapılır. Bizim tanrılarımız, devlerimiz var, adil devler ve buz devleri… Bu tarz betimlemeler bölük pörçük veya kafa karıştırıcı olabilir, ancak onlar oldukça eski tasvirlerdir. İnsanların ölümden sonraki kaderlerini belirleyen önemli bir faktör, dünyadaki mevkileriydi. (Myths and Symbols, 188)

Bu düşünce Ragnarök’ün, bir savaş alanından Odin’in Kahramanlar Salonu’na kadar olan gelişimini büyük bir olasılıkla destekleyen şeydir. Bir kral veya büyük bir savaşçı, başlangıçta ölümden sonraki hayatlarını mezarlarında geçirmekten memnun olduğunu düşünsede, en sonunda onlara mevkilerine ve savaşta feda ettiklerine yaraşır çatısı altın kalkanlarla kaplı ve mızraklarla desteklenmiş büyük salon bahşedildi. Koltuklarda saman yerine şaşaalı savaş zırhları yastık görevi görüyordu ve odada savaşçıların uzun bir savaş, ölüm ve diriliş gününden sonra ziyafet çekecekleri büyük uzun masalar vardı.

Valhalla

Valhalla’nın kahramanları, Ragnarök’te Odin tarafından yönetilecek ordu amacıyla seçildi ve bu nedenle kıyamet günündeki büyük savaş için sürekli talim yapacakları düşünülüyordu. Salonun 540 kapısı vardı ve bu kapıların en az birinde koruyucu olarak bir kurt ve tepesinde uçan bir kartal vardı. Bu kapılar sayesinde 800 savaşçı aynı anda geçebiliyordu ve gün boyunca talim yaparak hem öldürüp hem de katlediliyorlardı, akşamları tekrar bir araya gelip birlikte ziyafet veriyorlardı. Ancak Valhalla savaşçıları, Nesir Edda’nın Gylfaginning 41. kısmında anlatıldığı gibi, her şeyin üstesinden gelebilen, Ragnarök’e hazırlanmak için becerilerini geliştiren einherjar (mükemmel savaşçılar) olarak biliniyorlardı.

Her gün giyinip kuşanıp hemen zırhlarını giyerler ve meydana çıkar ve birbirleriyle savaşıp yere sererler. Onların sporu budur; akşam yemeği vakti geldiğinde, Valhalla’ya eve dönerler ve burada söylendiği gibi içmeye otururlar: Odin’in salonundaki tüm mükemmel savaşçılar, eğlenirler her gün, kendilerine kurban seçer ve savaşta ata binerler, daha sonra beraber kardeşçe otururlar.

Valhalla’da yeme içme sıkıntısı yoktur çünkü tanrların aşçısı Andhrimnir, hiç sönmeyen bir ateşin üzerinde Saerimnir adında kocaman bir hayvan pişirirdi (bazen yaban domuzu olduğundan bahsedilir). Her gece yeniden doğan bu hayvan sayesinde bir sonraki güne et tedarik edilirdi. Keçi Heidrun memelerinden bal şarabı verirken, geyik Eikthyrnir ise boynuzlarından hem Valhalla’ya hemde bütün diyarlara temiz su sağlardı.

Odin omuzlarındaki Huginn ve Muninn adında iki kuzgunuyla birlikte kralların ve kahraman savaşçıların ruhları arasında bulunan tahtına oturuyordu. Kuzgunlar her gün dünyayı dolaşıp akşam yemeği vakti Odin’e haberler getiriyordu, böylece Odin dokuz evrende olan biten her şeyden haberdar olabiliyordu. Valkürler ruhları yemeğe davet edip onlara hizmet ederken, o diğerleriyle beraber yemek yemezdi kendi payını kurtları Geri ve Freki’ye verip yalnızca şarap içerdi.

Ragnarök

Valhalla’da zaman kavramı ve dünyevi işler yoktur ve savaşçıların beraber ne kadar talim yapacakları ve ziyafet çekecekleri bilinmez. Ancak Valhalla evreninin sonsuz olmadığı kesindir. Gylfaginning’in 38. kısmında ‘’Dünya’nın oluşumundan beri savaşta ölen savaşçıların hepsi Odin’in yanına Valhalla’ya gelecektir.’’ diye açıklanır ve daha sonra orada Ragnarök’e kadar kalıp, Odin,Thor ve diğer tanrılarla birlikte ikinci kez ölecekleri belirtilir.

İskandinav tanrları ölümsüz değillerdi. Belirli aralıklarla yedikleri Tanrıça Idunn’un sihirli elmaları sayesinde genç ve güçlü kalıp yaşlılıktan ve ölümden korunurlardı. Tanrılar Ragnarök’te herhangi bir silah veya güce karşı faniler kadar savunmasız ve zayıftı. Tanrıların birkaçı ve Valhalla’nın usta savaşçıları Loki tarafından yönetilen kaos ordusundan önce ölecektir. Bunlara kurt Fenrir, dünya yılanı Jörmungandr, tanrıça Hel, ölü ruhlar ordusu, Surtr’un ateş devleri ve birçok kişi dahildir.

Ragnarök

Ragnarök efsanesi ölü savaşçıların yalnızca Odin ve Freyja tarafından değil aynı zamanda Hel tarafından da seçildiğini öne sürer. Gylfaginning’in 51. kısmında yazdığı gibi, ‘’Hel’in bütün usta savaşçıları Loki’nin izinden gider ve buradaki usta savaşçı kelimesi Valhalla’daki einherjar kelimesini kasteder. Bu mükemmel savaşçılar (einherjar) Odin’in Salonu’nda uzun süre kalmış olsalar da faniler, kıyamet gününü müjdeleyen olayın, tanrı Baldr’ın öllümünün, Viking çağında (MS.790-1100) çoktan gerçekleşmiş olduğunu anlamışlardı. Ragnarök için geri sayım çoktan başlamıştı. İnsanlar kıyametin eli kulağında olduğunu iklim değişiklikleri, uzun zamandır sürdürdükleri töre ve geleneklerinin bozulması gibi işaretlerden anlayacaklardı.

Fateler (Nornlar olarak da bilinir, kaderi belirleyen üç kişi: Urd, Verdandi ve Skuld) aniden tanrıların elinde tuttuğu gücü kıracak ve kurulu dünya düzenini bozacaklardır. Gylfaginning’in 51. Kısmında, orduların Vigrid savaşındaki toplanmasından bahseder:

Bu olaylar gerçekleştikten sonra, Heimdall ortaya çıkacak ve Gjallar borusunu kuvvetlice üfleyip tanrıları uyandıracak ve birlikte konsey düzenleyecekler. Daha sonra Odin Mimir’in yanına gidip kendisi ve evi için akıl danışacak, Kül ağacı Yggdrasil sallanacak, yerdeki ve gökteki her şey korkacak. Aesir tanrıları zırhlarını giyecek ve şampiyon savaşçılarla beraber savaş alanına doğru ilerleyecekler. Önce Odin altın miğferini ve Gungnir isimli mızrağını kuşanacak ardından Fenrir’in üzerine doğru saldırırken Thor’da yanında olacak.

Kurt Fenrir Odin’i öldürür. Bunun üzerine Thor dünya yılanı Jörmungandr’ı öldürdüğü esnada kurt, Odin’in oğlu Vidarr tarafından katledilir ancak Thor’da yılanın zehrinden dolayı ölür. Loki ve Heimdall da birbirlerini öldürür. Tüm bunlar olurken, bereket tanrısı Freyr da ateş devi Surtr bütün dünyayı ateşe verip dokuz alem yok olmadan önce, Surtr tarafından öldürülür. Tüm dünyanın yok olmasıyla birlikte Valhalla’nın savaşçı kahramanları ölür ve hep tanrıları Odin’e hizmet etmeleriyle bilindiler. Bahsi geçmemiş olmasına rağmen, bu muhteşem savaşçıları seçen ve onlara hizmet eden valkürlerin de Ragnarök’te helak olduğu düşünülmektedir.

Sonuç

Kahramanlar ikinci kez öldürülmelerine rağmen, dünya düzeni uğruna cesurca savaşıp kaosa karşı nihai bir zafer elde ederler ve sonucunda eskinin küllerinden yeni bir dünya doğar. Bunun yanı sıra, bazı bilim insanları tarafından dünyanın sonu ve yeniden doğuşu vizyonunun, tanrıların ölümü ve dokuz diyarın yok edilmesiyle dünyanın sona ermesi, yeniden dirilme umudundan yoksun bir Hristiyan katkısı olduğu iddia edilmiştir. Örneğin Davidson, Valhalla hakkında belirtilen kaynakların, onun ölüler diyarından başka bir şey olmadığına dikkat çekiyor:

Valhalla, aslında şaşaalı bir savaşçı cennetinden çok, Snorri tarafından şiirlerde yaratıcı bir şekilde tasvir edilen ve kısmen modernleştirilen, ölüm ve mezar kelimesi ile eş anlamlı gibi görünüyor. Bu dünyada Odin, ölülerin tanrısı olarak hüküm sürdü ve insanlar savaşlarda can vererek kendilerini ona adadılar, böylece savaşçı olmanın önemi doğal olarak vurgulanıyor. (Gods and Myths, 153)

Keza bilim insanı Daniel McCoy da Hristiyanlık öncesi İskandinav inançlarının yeniden doğuş kavramını desteklemediğini, aksine ozanların şarkılarında hatırlanacak şanlı bir ölümü vurguladığını belirtmektedir. Bu iddia dikkate alınmayı hak etse de Hristiyanlık öncesi İskandinav inançlarının ne olduğunu bilmek, elde yazılı bir kayıt olmadığından ötürü neredeyse imkansızdır. Bununla birlikte, arkeolojik kanıtlar ve daha sonra ortaya çıkarılan yazılar, ölümden sonraki hayata ve kişinin ölümünün ardından bir diyarda bir tür yeniden doğuş inancına güçlü bir şekilde işaret etmektedir.

https://youtube.com/watch?v=uj6t5AO_650%3Fautoplay%3D0

Valhalla’nın bir zamanlar yalnızca ölen insanlar için bir savaş alanı olarak tasavvur edildiği, ancak Hristiyanlığın gelişinden ya önce ya da sonrasında, insanların ihtiyaçlarını karşılamadığı için daha büyük bir aleme dönüştürüldüğü olasıdır. Davaları uğruna cesurca ölenlerin, öbür dünyalarında cesetler, kırık mızraklar ve paramparça miğferler arasında dolaşmaktan daha fazlasını hak ettiği düşünülürdü. Yaşayanlar ise, tanrılarının yanında güzel kadın savaşçılarla birlikte altından çatılı, sonsuz ziyafetler ve sınırsız bal şarabı sunulan bir salonu hak ettiklerini hissediyorlardı. Bu anlayış, geride kalanlara ve gerçekten ölümü göze alanlara umut vaat etti. Valhalla başlangıçta nasıl bir yer olursa olsun, insanların daha büyük bir hayale olan ihtiyacı, onu yeniden savaşmak için ayağa kalkan düşmüşleri onurlandıran Kahramanlar Salonu olarak ünlü etti.