Savaş tanrısı

KratosAntik Yunan Mitolojisinde yer alıyor, anlamı “Kaba Kuvvet”, “Dayanıklılık” veyahut “Gücün tecessümü (boyut kazanması, cisimlenmesi)” demektir.

Eski çağlarda mitolojiler, boşluktaki insana dayanak noktası vererek, iyi ve doğru olanın asla terkedilmemesi, umudun hep varolduğunu söyleyerek, yol, yöntem gösterirler, güç verirlerdi.

Size bugün, değişiklik yaparak tıpkı o dönemin mitolojisi işlevini gören Modern Mitoloji’den ve kahramanından Kratos’un hikayesini anlatacağım. Umarım keyif alırsınız.

Başlıyoruz…

Yunan şehir devleti olan Sparta’da gayrimeşru bir çocuk olarak doğan Kratos, babasının kim olduğunu asla öğrenemez, tüm Spartalı gençler gibi çocuk yaşta savaşçı olarak yetiştirilir.

Bu çocuklar arasında başarılı olanlar orduya alınır, başarısız olanlar ise Taygetos Dağı’na başının çaresine bakması için gönderilirdi.

Bu sıralarda Zeus, ölümünün “işaretli bir savaşçı” olan oğullarının birinin elinden olacağına dair kehanetler duymaya başlar.

Kendi babasını da kendisi öldüren Zeus, bu döngüye son vermek için Savaş Tanrısı Ares ve Zekâ tanrıçası Athena’yı seçilmiş çocuğu bulmak üzere Sparta’ya gönderir.

AresKratos’un kardeşi Deimos’un belirgin ve garip doğum lekelerini fark ederek seçilmiş çocuğun o olduğunu zanneder.

Bu esnada Ares, onu durdurmak için hamle yapan çocuk Kratos’a odun parçası fırlatır ve kaşlarında bir daha  asla silinmeyecek olan yara izi bırakır; hıncını alamaz, onu öldürmek ister, fakat Athena, “alacağımızı aldık” der ve buna izin vermez.

Athena ve AresKratos’un kardeşi Deimos’un “seçilmiş çocuk” olduğunu düşünerek onu Ölüm Tanrısı Thanatos’a teslim ederler.

Deimos’u götürdükleri ve tutsak ettikleri ‘Ölüm Diyarı’nda, hapiste, türlü işkenceler yaparken, insanların ve tanrıların babası Zeus, kehaneti kontrol ettiğini düşünerek rahat bir nefes almaktadır.

Lakin Ares’in hata yaparak yanlış kişiyi seçtiklerini düşünemez.

Deimos ise kardeşi Kratos’un bir gün onu kurtaracağı umudu ile yıllarca bekler; zamanla sevgi yerini önce umutsuzluk, sonra vefasızlık en sonunda kin ve nefrete bırakacaktır.

Başarılı bir savaşçı olarak savaştan savaşa koşan KratosSparta ordusunun bir numarası haline gelir.

Nihayetinde Lysandra isimli kadın ile evlenir ve Calliope isimli kızı olur.

Spartalılar gittikleri her yeri yağmalar, talancıdırlar.

Kratos vebaya yakalanan kızını kurtarmak için çeşitli maceralara atılır; canavarlarla savaşında acımasız olmak zorunda kalarak ruhunu kaybetmiştir; eşini dinlemez, geri döndüğünde çevresindeki hemen herkese şiddetini göstermekten çekinmez, gittiği yerlere yıkım ve gözyaşı getirir, herkesin ismini duyduğu anda gözlerinin yuvasından çıktığı bir isim haline gelmiştir.

Gözü dönmüş Kratos ve ordusu, Doğu’dan gelen acımasız Barbar kabileleriyle karşılaştıklarında nihayet kendilerine denk bir ordu bulmuş olurlar.

Spartalılar çok güçlü olsalar da, sayıca az oldukları için kendilerini çabucak savaşın kaybeden tarafında bulur.

KratosBarbar Kral Alrik’in insafına kalır, gaddar barbarlar, Sparta ordusunu çil yavrusu gibi dağıtırlar.

Düşman karşısında darmadağın olan ordusu ve Kratos diz çökmek zorunda kalır ve Ares’ten şu sözcüklerle yardım ister;

Ares! Düşmanlarımı yok et, hayatımı sana adayayım” ve ona bağlılık yemini edeceğini söyler.

Savaş Tanrısı Ares, teklifi kabul eder ve gökyüzünden dağ büyüklüğünde iner, Kratos’un düşmanlarını, Barbarları yeryüzünden tek çırpıda temizler, işi bitince artık hizmetkarı olan Kratos’a  Hades’in çukurlarında dövülmüş kavisli, uzun zincirleri olan “Tanrı Öldürebilen Kaosun Kılıcı”nı verir; bu kılıçlar, Kratos’un etine işleyerek onunla bütünleşir, bir daha ondan asla uzaklaşmaz, nereye giderse gitsin onlardan kurtulamayacaktır!

Kratos, kılıca dokunduğu anda Olimpos’un tüm şiddetiyle alev alır, muazzam güç bahşeder, lakin artık bir tutsaktır, Ares onu yenilmez bir savaşçı yapması karşılığında hem bedenini hem de ruhunu ele geçirir.

Kahinlerin uyarılarına rağmen köyleri yağmalar, masumları katleder ve Ares adına kaos yayar, acımasız biri olmuş ve insanlığını yitirmiştir.

Ares, gizlice Lysandra ve Calliope’yi yakındaki bir tapınağa taşır, eşinin ve çocuğunun Sparta’da olduğunu düşünen Kratos, hemen herkesi “Kaosun Kılıçları” ile doğrar.

Ares bunu, Kratos’un ölümlüler dünyası ile kalan son bağlarını koparmak için yapmıştır; fakat son iki kurbanın yakarışları bir daha asla belleğinden çıkmayacaktır; sanrılarla birlikte çığlıklar sonsuza dek yakasını bırakmaz.

Kratos, öfkesi dindiğinde kızı ve karısının öldüğünü farkeder.

Tapınağın dört bir yanını alevler sarar; lanet, karabasan gibi üzerine çökmüştür, dehşete ve kedere boğulur, o halde çaresizdir, karısı ve kızına ağlar.

Ares’in onda insanlıktan, vicdan ve merhametten eser bırakmadığını, onu yoldan çıkararak acımasız bir katile dönüştürdüğünü, artık bir ölüm makinesi olduğunu çok geçmeden anlayacaktır.

Kâhin, işlediği suçun cezası olarak katlettiği karısının ve kızının külleri ile tenini solgun beyaza boyar; böylelikle “Ghost of Sparta / Sparta’nın Hayaleti” doğar…

Bu olaylardan sonra KratosAres’e yaptığı bağlılık yemininden feragat eder ve diğer tanrılara hizmet etmeye başlayarak 10 sene boyunca içindeki acıyı, ızdırabı ve pişmanlığı ateşten gömlek giymişçesine üzerinden çıkaramaz.

Hayaletimsi beyaz teniyle, görenlerin kaçtığı biri haline gelir.

Çaresiz İnsanlar, son anlarında bile bilseler tek çare Kratos, bencillik ve zulüm dolu ruhtan, Sparta’nın Hayaleti’nden yardım dilemektense ölmeyi tercih ederler.

Ares, yemini bozan Kratos’un cezalandırılması için Furies kardeşlerden (Hiddetliler veya Cehennem Tanrıçaları) yardım ister.

Cehennem TanrıçalarıKratos’un aklıyla oynayarak sanrılarla birlikte acısını derinleştirerek deşerler, karısının takıları, kızının flütü, hayalinde gösterilerek zaten kendisini affedemeyen savaşçıya vicdan azabı çektirirler.

Ares’in oğlu “Yemin Bekçisi” Orkos, dayanamaz ve yardım edecektir; Kratos’un önünde belirir ve onu, eşi Lysandra’nın kolyesini ve yüzüğünü kullanarak, derin illüzyonun ötesini görmesi için yardım eder.

OrkosAres’in yeteneksiz fakat merhametli oğludur; Ares onu yenilmez bir savaşçıya dönüştürmek ister fakat başarısız olur.

Orkos, Kratos’a annesinin cehennem tanrıçalarından biri olan Alecto olduğunu açıklar.

Babası Ares, onu evlatlıktan reddetmiştir.

Kratos ile birlikte laneti kaldırmak için yolculuğa çıkarlar, yolculukta, “Cehennem Tanrıçaları” tarafından yakalanırlar.

İki hafta boyunca “Lanetliler Hapishanesi”nde Kratos’a işkence ederler.

Spartalı, kurtulmayı başarır ve kurtuluşunun “Cehennem Tanrıçaları”nı yok etmekten başka seçenek olmadığını öğrenir.

Savaş başlar, sonunda “Cehennem Tanrıçaları”, “Kaos’un Kılıçları”nın tadına bakarlar; bu, son gördükleri objedir.

Kratos nihayet özgürdür, Ares’ten kurtulduğunu zanneder fakat OrkosKratos’a yemin bağından kurtulması için son bir lanetin kaldığını söyleyerek kendisinin de lanetlendiğini ve öldürülmesi gerektiğini söyler.

Kratos’a eğer onu, “Yemin Bekçisi”ni öldürmezse Ares ile olan bağının tamamiyle kopmayacağını açıklar.

Kratos istemeden de olsa, bile bile kan dökmek zorunda kalır, Orkos ölür…

Nihayet yemininin boyunduruğundan kopmuştur ama zihnindeki sanrılar daha da şiddetli bir şekilde ruhunu sarar, dinmek bilmeyen vicdan azabı ve halüsinasyonlardan kurtulmak için Olimpos’taki öteki tanrılara hizmet etmekten başka bir çare bulamayan Kratos, yeniden yola koyulur.

Atina’ya saldıran İranlılarla karşılaşır, aniden Güneş söner; Güneş’in gökten düştüğüne, yok olduğuna ve dünyanın karanlıkta kaldığına şahit olur.

Karanlıkla birlikte şehre sis çöker, ne olduğunu anlamak isteyen KratosGüneş Tanrısı Helios’un tapınağına girer, Athena’nın heykeli ile karşılaşır; heykel canlanır, Helios’un ortadan kaybolduğunu ve Düşler Tanrısı Morpheus’un tüm tanrıları uyutarak dünyayı ele geçirmeye çalıştığını anlatır; tek çarenin Helios’u geri getirmek olduğunu söyler.

O esnada Kratos’un ölen kızı Calliope’nin flütle çaldığı melodili ses, yakınlardan gelir.

Kratos, tapınağın içine girince Helios’un kız kardeşinin Eos’un (Şafak Tanrısı) heykeli dirilir.

Helios’unAtlas adında bir Titan tarafından, görevi Gökkubbe’yi taşımak zorunda olmasına rağmen bu cezadan kurtularak, kaçırıldığını söyler; Kratos’aHelios’u geri getirirse, vicdan azabından, sanrılardan ve acılarından sonsuza dek kurtulacağını anlatır.

Çaresiz, başka yol bulamaz ve yeraltı dünyasına doğru gider, Helios’un bıraktığı ışık sayesinde rotaya varır.

Nihayetinde Persephone Tapınağına ulaşmayı başarır.

Tapınağın girişinde kızını görür, ona doğru koşmaya başlar, içeri girdiğinde ise Bahar ve Yeraltı Kraliçesi Titan Persephone ile karşılaşır, kızını görmek istediğini söyler, Persephone “bunun sadece bir yolu var” der.

Olimpos’tan gelen Kaos’un Kılıçları ve güçlerini Terkedilmiş ağaca bırakacak ve bir faniye dönüşecektir.

Kratos bunu hiç düşünmeden yapar, cennetten bir kapı açılır ve kızı Calliope ile kavuşur.

Cennete Persephone da girerek, Atlas’ı serbest bırakanın ve böylece Helios’un kaçırılma konspirasyonunu kendisinin tezgahladığını anlatır, bu yolla Titanlar ve Tanrılar arasındaki savaşta Titanlar adına intikam alacaktır.

Kratos, dünyanın Titanlar tarafından ele geçirilmesine müsaade etmeyerek, kızına son bir kez sarılır ve onu geride bırakarak “Kaos’un Kılıçları”nı ve güçlerini geri alır; Atlas Titan’ı yeniden zincirlemeyi başarır.

Persephone’u ise Zeus’un eldivenini kullanarak öldürmeyi başarır, son nefesinde PersephoneZeus’a ve Olimpos tanrılarına asla güvenmemesi gerektiğini söylese de nafile, dinlemez.

Helios dünyaya geri gelir, Güneş yeniden doğar, Olimpos kudretine kavuşur, fakat Kratos acı ve elem dolu sanrılar ile başbaşa kalır.

Kratos dalgaların arasında teknesi ile ilerlerken, yüreğini hüzün kaplar, geçmişini hatırlayıp, “keşke hiç var olmamış, doğmamış, yaşamamış ve unutulmuş olsaydım” diye söylenirken Athena belirir.

Athena, kendine ait olan Atina şehrinin, Ares tarafından yıkıldığını, halkın öldürüldüğünü ve bunu durdurabilecek tek kişinin o olduğunu söyler; öyle ki Ares’i öldürmek, günahlarını, kabuslarını ve pişmanlıklarını bitirerek kendisini huzura erdirecek, azabına çare olacaktır.

Athena, ona eskisi gibi huzurun tek çaresinin Savaş Tanrısı Ares’i öldürmek yollu olduğunu söyler; böylece kahramanımız, şehri kurtarmak için yola çıkar.

Atina şehrine vardığında şehir yerle bir olmuş, Savaş Tanrısı AresDağ kadar büyüklüğü ile önüne geleni ezmektedir.

Kratos, bir tanrıyı öldürmenin tek yolunun Pandora’nın kutusunu açmak ve “Tanrısal Güçler”e kavuşmak olduğunu öğrenir, fakat kutu, Pandora Tapınağında, tapınak ise Titan Cronos’un sırtında “Kayıp Ruhlar Çölü”nde sonsuzluğa durmaksızın ilerlemektedir.

Nihayet “Pandora’nın Kutusu”na ulaşan Kratos, tam kutuyu açacakken Savaş Tanrısı AresZeus Tapınağı’nın sütunlarından birini Hipersonik füze hızında Kratos’a gönderir ve onu tam isabetle öldürmeyi başarır.

Pandora kutusu artık Ares’in elindedir.

Kratos, cehenneme gider, “Yeraltı Dünyası”nda derinlere ilerleyerek en dip noktaya ulaşır ve burada tapınağın önünde karşılaştığı mezarcının açtığı mezar sayesinde “Yeraltı Tanrısı Hades”in pençelerine düşmekten kurtulur.

MezarcıKratos’aAthena’nın onu izleyen tek tanrı olmadığını ve günahların affedilmeden önce tamamlaması gereken son bir görevi olduğunu söyler.

Böylece Kratos, Atina’ya savaşa geri döner.

Ares’in vücudunda sakladığı Pandora’ya ulaşır ve onu açmayı başarır.

Bu sayede Kratos büyür, dağ kadar olur ve tanrısal güçler kazanır. Atina’nın ortasında birbirlerine girerler; Ares, karısı ve kızının görüntülerini göstererek zihnine girmeye çalışır, “Kaosun Kılıçları”nı da derisinden söküp çıkarır, fakat nafile işe yaramaz.

Kratos, dev Yunan heykellerinden birinin elinde olan “Tanrıların Kılıcı”nı fark eder ve kılıcı çekip çıkararak Ares’e saplar.

Böylelikle Atina’da muazzam bir patlama gerçekleşir; devasa bir nükleer bomba etkisiyle denizler yükselir, gök yarılır ve biraz sonra her şey durgunlaşır.

Savaş Tanrısı Ares” ölmüştür.

Kratos’un geçmişi affedilir, fakat tanrılar onu kabuslarından kurtarmaz.

Son umudunu da kaybeden KratosEge Denizi’ne bakan boşluktan, uçurumdan atlayarak intihar eder. Ancak Athena’nın farklı bir planı vardır; bu yüzden onu denizden çıkarır, ölmesine izin vermez.

Bir Tanrı’yı sadece başka bir Tanrı öldürebilir” ve öldürdüğü “Tanrı”nın yerine geçer; kuraldır, onu, Olimpos’taki “Savaş Tanrısı Ares”in artık boş olan tahtına oturturlar ve Ares’in tüm güçleri ona geçer, böylelikle Kratos, “Savaş Tanrısı” olur.

Kaynak: Av. Mustafa Çelik