BilimKültür ve Sanat

Sanat ve Cinsel Seçilim: Sanat, Cinsel Seçilimde Avantaj Sağlamak İçin Ortaya Çıkmış Olabilir mi?

[ad_1]

Karşılaştırmalar yapmak, insanın doğayı ve kendini tanımlamak için başvurduğu temel yöntemlerden biridir. İnsanın kendi varlığını tanımlama çabası, aynı zamanda kendini diğer canlılardan ayırma çabasıdır. İki ayak üzerinde durmak, alet yapmak ve bazı zihinsel avantajlara sahip olmak gibi bir dizi insan özelliği insanı diğer canlılardan ayrıştırmak için kullanılır. Aslına bakılırsa insan özelliği olarak ortaya konulan çoğu özellik belli ölçülerde diğer hayvanlarda da görülür. Örneğin, çoğu canlı alet yapabilir. Yakın akrabalarımız olan maymunlardan, uzak akrabalarımız olan kuşlara kadar pek çok canlı avlanmak, karşı cinse kur yapmak ve yuva oluşturmak için alet yapar veya doğada bulduğu hazır nesneleri alet olarak kullanır.

Bu yazıda ise insana atfedilen bir başka özellikten, sanattan bahsedeceğiz. İnsan evrimi, biyolojik serüvenimizin yanı sıra kültürel evrimimizi de kapsayan bir kavramdır. Sanat, şüphesiz ki kültürel evrimimizin en önemli parçalarından biridir. Kesin tarihini ve ne şekillerde nasıl ortaya çıktığını tespit etmemizin neredeyse imkânsız olduğu bu uğraşımızın kaynağı, bizim dışımızdaki canlıların bizim sanat uğraşımıza yakın davranışlar gösterip göstermediği gibi soruları inceleyeceğiz.

Sanat, İnsana Özgü Müdür?

Erkek lepistes balığının kuyruğu, erkek tavus kuşunun kuyruğu, erkek aslanın yelesi, erkek karatavuğun ötüşü, erkek çardak kuşunun yaptığı yuva, erkek kirpi balığının dişilerin dikkatini çekmek için deniz tabanında oluşturduğu şekiller ve daha birçok örnek sanatla ilgili olabilir. Bu örneklerde dikkatimizi ilk çeken şey bu özellik ve davranışların türlerin erkeklerinde görülmesidir. Aslında bütün bu özellik ve davranışlar cinsel seçilimle ortaya çıkmış cinsel özelliklerdir.

Sanat ve Cinsel Seçilim: Sanat, Cinsel Seçilimde Avantaj Sağlamak İçin Ortaya Çıkmış Olabilir mi?
Erkek Lepistes Balığı
Aquarium Genius

Dikkatimizi çekebilecek ikinci husus ise bu örneklerin bir kısmının fiziksel-biyolojik özellikler olup diğer bir kısmının ise davranışsal özellikler olmasıdır. Lepistes balığının renkli ve benekli kuyruğu fiziksel-biyolojik bir özellikken çardak kuşunun renkli nesneler ve bazı şekiller oluşturarak yaptığı yuva davranışsal bir özelliktir.

İlgili Makaleler
Sanat Antropolojisi ile ilgili diğer içerikler ›

  • Sanat İçgüdüsü: Denis Dutton, İnsanların Sanat Algısının Ortak Bir Evrimsel Kökene Dayandığı Konusunda Haklı mı?

Cinsel seçilimle gelişen biyolojik özelliklerin, eş seçiminde sağladığı avantajların dışında canlının yaşamına olumlu veya olumsuz etkilerinin olduğunu da görebiliriz. Örneğin; erkek lepistes balığı dişiye oranla daha renkli, iri ve benekli bir kuyruğa sahiptir. Bu kuyruk erkek lepistese dişilerin ilgisini çekmekte yardımcı olur, ancak bu gösterişli kuyrukla sadece dişilerin değil avcı balıkların da dikkatini çeker. Bu sebeple erkek lepistesin kuyruğu bir yandan cinsel seçilimin diğer yandan doğal seçilimin baskısı altında şekillenir.

Öbür yandan erkek lepistes balığının kuyruğunda oluşan benekler, su tabanındaki küçük çakıl taşları arasında kamufle olmalarını da sağlar. Su tabanında çakıl taşı bulunmayan yaşam alanlarında erkek lepisteslerin kuyruğunda bu beneklerin oluşmadığı gözlemlenmiştir.

Duyusal Ekoloji ve Evrim profesörü John Endler, kurduğu havuzlarda yapmış olduğu lepistes deneyleriyle erkek lepisteslerin kuyruklarının gelişiminde çevre, avcı ve eş seçimi baskısını incelemiş ve bahsettiğimiz gözlemleri ortaya koymuştur.

Başka bir örnek olarak, erkek ren geyiklerinin iri boynuzları onlara dişiler için dövüşte avantaj sağlar. Ancak bu boynuzlar irileştikçe ağırlaşır ve taşıması giderek zorlaşır. Bu durum ren geyiğini yavaşlatır ve iri boynuzlar avcılardan kaçmak için dezavantajlı bir özellik haline gelir. Bu denklemde küçük boynuzlu ren geyikleri cinsel seçilim tarafından, iri boynuzlu ren geyikleri ise doğal seçilim tarafından elenirler.

Erkek Çardak kuşunun yuvası.
Erkek Çardak kuşunun yuvası.
Birds in Backyards

Gördüğümüz gibi canlılar doğal seçilim ve cinsel seçilim baskısı altında oluşan bir dengede soylarını devam ettirebilir. Canlılarda görülen bir diğer cinsel özellik ise davranışsal özelliklerdir. Çardak kuşunun yuvası, karatavuğun ötüşü, viktorya cennet kuşunun dansı ve kirpi balığının deniz dibindeki kumda oluşturduğu şekiller; canlıların dikkat çekmek için yapmış oldukları davranışsal özelliklere örnek gösterilebilir.

Amerikalı evrimsel psikolog Geoffrey Miller, 2001 yılında yayımladığı bir makalesinde Avustralya ve Yeni Gine’de bulunan on sekiz farklı çardak kuşu türü üzerinde yapılan gözlemleri değerlendirmiştir. Erkek çardak kuşları orman zeminine büyük bir yuva yaptıktan sonra bu yuvayı çevreden buldukları çeşitli renklerdeki materyallerle süslerler. Ağaç dallarında uçuşan dişiler, yuvasını en güzel şekilde süsleyen erkek çardak kuşlarıyla çiftleşirler.

Bu çiftleşmeden sonra dişi çardak kuşları ağaç dallarına yaptıkları gösterişsiz küçük yuvalarına yumurtlar ve yavrularına tek başlarına bakarlar. Erkek çardak kuşunun yapmış olduğu gösterişli ve büyük yuva dişinin erkeği seçmesine vesile olan bir beceri nesnesine dönüşmüş olur. Bu nesnenin tek işlevi onu yapan erkek çardak kuşunun mümkün olan en fazla sayıda dişi çardak kuşuyla çiftleşmesini sağlamaktır.

Miller, bu gözlemin Darwin’in canlı davranışlarındaki cinsel seçilim etkisi vurgusunu güçlendirdiğini söylemektedir. Ayrıca bu türde davranışsal özellikler canlıların cinsel seçilimle evrimleşen biyolojik özelliklerden farklı olarak Miller tarafından ikincil cinsel süs kategorisinde değerlendirilirler.[7]

Bu davranışların, bizim sanatımızla fiziksel örneklere göre daha yakın akrabalık bağları olduğu söylenebilir. Bunu söylerken aklımızda tutmamız gereken, davranışsal özelliklerin de cinsel seçilim yoluyla gelişmiş olduğudur. O halde insan sanatının ortaya çıkışında cinsel seçilimin etkisi olabilir mi?

İnsan sanatının kökeni arkeolojik kalıntılarını bulamayacağımız şekilde erkeğin dişiyi etkilemek için çıkardığı bazı sesler -şarkı-, hareketler -dans- ve vücut boyama -resim- gibi cinsel davranışlar olabilir mi? Muhtemelen bu soruya tartışmasız bir cevabı hiçbir zaman veremeyeceğiz.

Güç ve Sanatın Eş Seçimindeki Rolü

Yukarıda bazı cinsel davranışlarını ve biyolojik özelliklerini örnek verdiğimiz çoğu hayvan sosyal bir sürü yaşantısına sahip değildir. Bunlar arasından istisna olan ren geyiklerinin ve aslanların cinsel özellikleri ise sürü içerisinde belli bir statü elde etmeye yarayan güç araçlarıdır. Erkek aslanın yelesi ve erkek ren geyiğinin boynuzları sürü içindeki dişiler için diğer erkeklerle mücadele etmede avantaj sağlayan özelliklerdir. Bu özellikler, canlılara sürü içerisindeki hiyerarşide avantaj sağlar. Bu avantaj ise sürü içinde çok sayıda dişiyle öncelikli çiftleşme hakkına dönüşür.

İnsan sanatı üzerine düşündüğümüzde ise ayrıştırıcı bir beceriyi düşünürüz. Sanatçı, çoğu kez kimsenin düşünmediği bir şeyi düşünerek değil, tam tersine herkesin gündeminde olan bir şeyi farklı biçimlerde ifade ederek öne çıkar. Sanat fikri veya duygusu, toplumu sanatçıyla yakınlaştırırken bu fikri veya duyguyu ifade etme biçimi sanatçıyı toplumdan ayırır. Bu ayrışma, kişiye sanatçı sıfatını kazandırır.

Belli beceriler sayesinde topluluk içinde sosyal bir statü elde etme kavramının tarihsel olarak basit süreçlerden karmaşık süreçlere doğru evrimleştiği söylenebilir. Sanat, gözlemlenebilir tarihinde bile basit fikir ve biçimlerden karmaşık ve daha teknik biçimlere doğru bir değişim göstermiştir. Son bin yılımızın mimari ve resim sanatında her yüzyılın önemli eserlerini seçip kronolojik bir incelemeye tabi tuttuğunuzda bile bunu hemen fark edebilirsiniz. Bu kronolojide geriye doğru gittikçe sanatın, bugün yaratılan ulviliğinden -sanat mistisizminden- uzaklaşarak daha pratik amaçlara hizmet ettiğini görebilirsiniz.

Bugün, milyon dolara satılabilecek bir Pollock tablosunu tutup Orta Çağ Avrupa’sının pazarında satmaya çalışsanız karşılığında iki yumurta bile alamayabilirdiniz. Bu da insanlığın kültür tarihinde geriye doğru gidildikçe sanatın bugünkü ulviyetini kaybettiği anlamına geliyor. Öyle ki bu durum, sanatın ilk ortaya çıktığında spordan ve oyundan ayrıştırılamayacağını düşündürebilir. Sonuç olarak sanat da bu diğer iki unsur gibi bir becerinin topluluk içinde performansa dönüşmesine ve bu performansla birlikte beğeni yoluyla bir statü elde etmeye dayanıyor.

Bu statü topluluk içinde söz sahibi olmak ve eş seçiminde öncelik sahibi olmak gibi avantajlar sağlamış olabilir. İnsan topluluğu içerisinde bir erkeğin sanata, spora, oyuna, ava veya güvenliğe dair göstermiş olduğu beceri -ki belli bir dönemde bunları birbirinden ayırmak zor olabilir- ona topluluk içerisinde sosyoseksüel bir statü kazandırmış olabilir.

İnsanlar gibi topluluk halinde yaşayan canlılar, dişileri etkilemek için dans etmek veya şarkı söylemek zorunda değildir. Bireyler topluluk içinde bazı becerilerle edinilen yerle birlikte bütün topluluğun güvenini ve beğenisini kazanabilir ve bu durum eş seçiminde onlara avantajlar sağlayabilir. Bugün bile bizlerin beğenisini belirleyen şey çoğunlukla içinde yaşadığımız topluluğun beğenisidir. Elbette ki şu an yaygın bir etkileşime sahip geniş bir topluluğun parçasıyız ve bu topluluğun içerisinde çoklu taraflar var. Moda, tarz ve üslup dediğimizde neredeyse hiçbir zaman ön plana tek bir şey çıkmıyor. Ancak kendi beğenilerimiz ve bu beğenilere neden sahip olduğumuz üzerine biraz düşünme fırsatımız olursa göreceğiz ki bu beğenilerle beraber içinde olmak istediğimiz topluluk içi bir taraf olabilir. Hiçbir beğenimiz zannettiğimiz kadar özgün ve bireye ait olmayabilir.

Yukarıda okuduğunuz her cümlede acaba bunlar bir biyolojik deterministin bakış açısı mı diye düşünmüş olabilirsiniz. Ancak bir şeylerin nasıl ortaya çıktığıyla ortaya çıkan bir şeyin binlerce yıl sonra kendine nasıl bir varlık alanı yarattığı konusu birbirinden çoğu kez farklı şeylerdir. Bunun biyolojik örnekleri de vardır. Belirli bir çevrede belirli bir zaman diliminde gelişen evrimsel özellikler ilerleyen zamanlarda farklılaşan çevre koşullarına adaptasyon sağlayarak başka avantajlar sağlayabilirler. Pulların tüylere dönüşmesi bu duruma verilebilecek ilk örneklerden biridir. İnsanın kültürel evriminde, kültürel araçların evrimi ve ortaya çıkış amaçlarından uzaklaşması çok daha hızlı gerçekleşebilir. Kültür, sosyal etkileşimimiz veya kısaca fikirler, toplumun maddi varlığından bağımsız değildirler. Bir fikir toplum içinde yeteri kadar destekçi bulursa maddi bir güce ulaşabilir. Maddi yaşamın biçimlenmesinde önemli bir etmene, hatta insanlar gibi kültürel evrimi, biyolojik evriminin önüne geçmiş canlılar için başat faktöre dönüşebilirler. Örneğin; iş bölümü, devlet ve din bu yönde fikirlerdir. Bunlar, insan toplumunun temelini oluşturan, soyut, ancak çok sayıda insanın üzerinde ortaklaşarak maddi yaşamın biçimlenmesinde rol sahibi yaptığı fikirlerdir. Ve bu fikirlerin ne zaman, nasıl ve ne amaçla ortaya çıktığını kesin olarak bilmek neredeyse imkansızdır. Genellikle bugün hangi ihtiyacı karşıladığından hareketle bu fikirlerin geçmişine dönük önermelerde bulunuruz. Çünkü insanın kültürel evriminde ortaya çıkan bir şey, onun biyolojik özelliklerinden, topluluk içi yaşantısından ve çevresel etmenlerden kopabilir. Soyut olanın soyut olanla kurduğu ilişki ve bu ilişkinin gösterdiği gelişim binlerce yılın sonunda kökenine inilemeyecek şekilde karmaşık bir hale gelebilir. Bu sebeple yukarıda okuduğunuz satırlarla günümüz sanatı arasında çok az bağlantı kurulabilir.

[ad_2]

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklamların gösterimine izin veriniz. Bu siteyi ayakta tutabilmek için gereklidir. Please allow ads to be displayed. This is necessary to keep the site up and running.