MİHR Ü MÜŞTERİ

Mihr ü Musteri

1382’de yaşamını yitiren İran şairlerinden Şemseddin Muhammed Assar tarafından 1377’de tamamlanan 5120 beyitlik bir mesnevidir. Celayirli hükümdarı Sultan Şeyh Üveys’e sunulan bu yapıt, Mihr ü Mah adındaki İran aşk destanından ilham alınarak yazılmıştır.

Muhtelif kütüphanelerde el yazmaları bulunmaktadır.

Şehzade Mihr ile vezirin Müşteri adındaki oğlunun birbirilerine karşı olan aşırı sevgisinin, çevresindekilerce yanlış anlaşılmaya yol açması neticesinde ülkelerinden kaçmaları ve bu kaçışın sonrasında başlarına gelen olayların konu edildiği eserde geçen kişi adlarının tamamı gök cisimlerinden alınmadır.

1421–1444 ve 1446–1451 arasında olmak üzere iki kez tahta çıkan Osmanlı padişahı II. Murat döneminde ve onun buyruğuyla 1431’de Hassan adındaki şairce Türkçe’ye çevrilmiştir. 

Muhabbetnâme veya Aşknâme adlarıyla da bilinen 5000 beyitlik bu eserin tek nüshası, Paris’teki Bibliothéque Nationale’de bulunmaktadır. Türk yazınında bu ad altında en tanınmış eser, 1520 tarihinde yaşamını yitiren Münirî tarafından 1486/1487 yılında ulamalarla çevirisi gerçekleştirilen eserdir. Münirî’nin 6000 beyitten oluşan Mihr ü Müşteri’sinin bilinen iki nüshası mevcuttur. 1599 yılında yaşamını yitiren Kiçi Mirzade Seyyid Yahya Hüseyin’in kaleminden çıkan Mihr ü Müşteri adlı yapıt ise nüshası elde bulunan üçüncü çeviridir. Bunların yanı sıra 1584’de yaşamını yitiren Molla Maşizade Fikri Derviş; 1572 yılında yaşamını yitiren Ümmî Veledzade Ali bin Abdülaziz; Azmi Pir Mehmed (1629’da oğlu Halfeti tarafından tamamlandı) ve 1601’de yaşamını yitiren Lokman bin Seyyid Hüseyin tarafından yapıldığı bilinen çeviriler ise hâlâ bulunamamıştır.

Yapıtın konusu özetle şöyledir: Erkek çocuğunun olmaması, âdilâne iş gören, görkemli bir hükümdar olan Şabuhr Şah’ın tek eksiğidir. Bir gün, kendisi gibi çocuğu olmayan Düstûr adındaki veziriyle birlikte avlandığı sırada bir Pîr ile karşılaşırlar. Karşılaştıkları bu zat, onlara çocuklarının doğacağı müjdesini verir. Bu olaydan bir zaman sonra ikisinin de hanımları hamile kalır. Doğum sırasında ikisinin de erkek çocuğu olur. Şabuhr Şah, kendi oğluna Mihr, veziri Düstûr’un oğluna da Müşteri adını verir. Büyüyünce okula birlikte giden bu iki çocuğun yanlarına birer de arkadaş verilir. Mihr’in yanına verilen kişi Haib oğlu Behram, Müşteri’nin yanına arkadaş olarak verilen kişi de Bedr’dir. Bedr, Müşteri’ye tam bir arkadaş gibi davranır. Buna karşın Mihr’in yanına arkadaş olarak verilen Behram, art niyetli biridir. Mihr ile Müşteri’nin yakınlıklarını ve birbirlerine olan müfrit sevgilerini kıskanan Behram, bu iki çocuğun birbirine âşık olduğunu hocalarına söyler. Hoca da durumu Şabuhr Şah’a bildirir. Durumdan haberdar edilen şah, Mihr ile Müşteri’yi birbirinden ayırır. Bu ayrılığa son derece üzülen Müşteri’nin, Mihr’e karşı olan sevgisinden haberdar olan Bedr, başlangıçta Müşteri’ye nasihatte bulunursa da Müşteri, buna pek aldırmaz. Bu arada, Müşteri’nin bu üzüntüye dayanamadığı için hastalanan babası Düstûr, yaşamını yitirir.

Bedr’in vasıtasıyla arkadaşı Mihr’le mektupla haberleşmeye başlayan Müşteri’nin bir mektubu, art niyetli Behram tarafından ele geçirilince işler daha da karmaşık hale gelir. Mektuptan haberdar olan şah, iki çocuğun idam edilmesi için cellâda emir verir. Ancak Bihzad adında birinin araya girerek şefaat dilemesi üzerine çocukları idam etmekten vazgeçen şah, oğlu Mihr’i zincire vurdurturken, Müşteri ile Bedr ülkelerini terk ederek İran’a doğru yol almaya başlarlar. Yolculuk sırasında birçok olay yaşayan Bedr ile Müşteri, Reh-Zenân Kalesi’nde tutuklanırlarsa da kale serdarının Şehnâz adındaki güzel karısının yardımıyla serbest bırakılırlar. Isfahan’a doğru yol almaya başlarlar. Ancak havanın çok sıcak, bunların da hazırlıksız olmasından ötürü yolda çok perişan olurlar. Neticede karşılaştıkları bir kervanın yardımıyla Rey kentine doğru yol alırlar.

Bu süre içinde hâlâ zindanda zincire vurulu şekilde Müşteri’yi düşünen Mihr, yine Bihzad adındaki kişinin araya girmesi neticesinde babası tarafından affedilir. Makamına çağırtıp kendisine nasihatte bulunan babasının yanından ayrıldıktan sonra annesini ziyarete giden Mihr, babası tarafından kendisine yapılanları hazmedememektedir. Müşteri’nin yokluğuna daha fazla dayanamadığı için tanıdığı nakkaşın birine yaptırdığı Müşteri’nin resmine bakarak kendisini avutmaya başlayan Mihr, bir zaman sonra artık hasretine dayanamadığı arkadaşı Müşteri’yi aramak üzere kendisine sadakatle bağlı olan Esed, Cevher ve Sabâ adlarındaki üç arkadaşıyla birlikte yola çıkar. Oğlunun kaçtığını haber alınca çok kızan Şabuhr Şah, tüm aramalara rağmen oğlunu bulamaz.  Mihr’in annesi tarafından olayların müsebbibi gibi gösterilen Behram, durumu sezmeye başlayınca kendisini aklamak amacıyla şaha: “Ticaret amacıyla her tarafta dolaşıp Mihr’i arayayım” der. Bu fikre onay veren şah, kendisine her türlü malzemeyi temin edince Behram yola düşer.

Müşteri ile Bedr neticede vardıkları Rey’de Mihr’in Azerbaycan’a gittiğini haber alınca oraya doğru yola çıkarlar. Yolda bir rastlantı neticesinde karşılaştıkları Behmen’in oyununa gelirlerse de sonunda ondan kurtulmayı başarırlar. Bulundukları ülkenin adı Derbent’tir. Çıktığı av sırasında karşılaştığı Müşteri’yi çok sevip arkadaş olan Derbent Şahı da onlara katılır. Böylece üç kişi olarak yola devam ederler. Vücutları kıllı ve çıplak olan acayip bir kavimle karşılaşırlar. Karşılaştıkları bu acayip kavimle savaşan Müşteri, onları mağlup eder.

Biz tekrar Mihr’e gelelim. Kendisine sadık olan üç Arkadaşıyla bir deniz kıyısına gelen Mihr, 30 gün süreyle bir deniz yolculuğu yaparlar. Bu yolculuk sırasında bir fırtınaya tutulup denize düşerlerse de sonunda kurtulurlar. Oraya gelen bir geminin başında bulunan Şeref adındaki biriyle tanışıp arkadaş olurlar. Şeref de bunlara iştirak eder ve birlikte bir kente varırlar. Vardıkları kentin sultanına hediyeler verirler. Şeref,  kentin sultanı Keyvan Şah’a Mihr’in yaşadıkları hakkında bilgi verince Mihr’i çok seven şah, onu meclisine davet eder. Bundan böyle akşamları Şeref’in evinde kalan Mihr, gündüzlerini Keyvan Şah’ın yanında geçirir. Şah Melik, karısı Şemse Banu’ya Mihr’den söz edince karısı: “Gûy u çevgân oynasın da görelim” der. Bunun üzerine kendisine haber gönderilen Mihr, bir sonraki gün oyun hazırlıklarına başlar. Oyun günü Şemse Banu, Nahid adındaki kızıyla birlikte oyunu izlemeye gelirler. Oyun alanında Mihr’i gören Nahid, ona âşık olur. Gördüğü Mihr’in aşkıyla yanıp tutuşan Nahid, dadısı Cevzu’yu durumdan haberdar edince Dâye, durumu, Şemse Banu’ya, o da kocası Keyvan Şah’a bildirir. Neticede Mihr de Nahid’e âşık olur.

Bu olaylar yaşanırken Müşteri de yanındaki arkadaşlarıyla aynı kente gelmiştir. İki sadık arkadaş buluştukları için çok mutludurlar. Bedr, Müşteri ile birlikte yaşadıklarından Mihr’e söz eder. Gene bir rastlantı sonucu gammaz Behram da aynı kente gelmiştir. Konuyla ilgilenen Keyvan Şah, Behram’ı idam ettirmek isterse de Müşteri, Mihr’e kavuşmanın onuruyla şahtan onun affını diler.

Neticede Mihr, Keyvan Şah’ın kızı Nahid ile evlenir. Aradan bir zaman geçince sıla ve aile özlemi Mihr’i baba ocağına dönmeye zorunlu kılar. Kocasını yalnız bırakmayan Nahid, onunla birlikte baba ocağına dönerler. Durumdan hoşnut kalan Şabuhr Şah, oğlunun biricik arkadaşı Müşteri’den özür diler ve yanındakilerini büyük bir sevgiyle karşılar. Bir zaman sonra da tahtını oğluna bırakır.

Mutluluk, hep aynı şekilde sürüp gitmez. Her şeyin bir sonu olduğu gibi mutluluğun da bir sonu vardır. Nihayette mutluluk sona ermiş ve sırasıyla Mihr, Müşteri, Nahid, Bedr ve öteki arkadaşları yaşamlarını yitirmiş ve Mihr’in yerine tahta oturan oğlu ülkesini yönetir.