Gizem

Üçüncü göz ve Kalb gözünün açık olması

Üçüncü göz

İçinde bulunduğumuz çağ, insanın mutat olarak bilinmeyen doğal güçlerinin ve psişik yeteneklerinin tüm potansiyeliyle gün ışığına çıktığı ve çıkacağı bir çağdır. İnsandaki bu yeni algılama merkezi Üçüncü Gözdür.
Aslında Üçüncü Göz bir semboldür ve her insanın sahip olduğu gerçek bir algılama yeteneğini ifade eder. Ancak bu aygıt, pek çok kimsede uyur haldedir. Oysa ince işler yapan bir marangozun, en hassas takımını çalışma tezgahındaki en üst rafın en gerisine koyması, üstelik onu mesleğinde kullanmaması mantıklı değildir.


İnsanın bu güç merkezinden yararlanmayışının bir sebebi de, kendisinde böyle bir kaynağın bulunduğunu bilmemesidir. Bu yazı dizisini okuyan sizlerin böyle bir engeli olmadığını kabul ediyoruz. Ama bu durumda bile bir meleke her yönüyle tanınmadan son sınırına kadar kullanılamaz.


Benim amacım Üçüncü Göz’ün mevcudiyetini, taşıdığı potansiyeli ve ona erişme tekniklerini okuyucuya açıklamak olacaktır.


En eski spiritüel yazılar ve kayıtlı vakalar Üçüncü Gözün mevcudiyetini doğrulamaktadır. Okült tradisyon sürekli olarak Üçüncü Göz’den söz eder. Alıştırma yapmak suretiyle insan, üstün şuurunu pratik hayatta kullanabilir ve spiritüel yönden büyük gelişmeler kaydedebilir.

İlgili Makaleler

“Piramit” ve “Her Şeyi Gören Göz”

“Piramit ve her şeyi gören göz”, içinde pek çok anlamlar gizli iki büyük semboldür; bu anlamların yorumu mistik bilgi, inisiyasyonlar, kadim bilgelik ve ilk saflığını koruyan kutsal öğretilerin temel konularından biridir.
“Piramit, inisiyasyonu ya da fizik beden aracılığıyla bilgeliğin kazanılmasını temsil eder. Piramidin tepesindeki taş olan “Her Şeyi Gören Göz”, fizik planı kontrolü altında tutan ilahiliğin bireyselleşmiş temsilcisi olarak insan ruhunu sembolize eder.


Gerçek Mısır piramidinde tepe taşı yoktur; bu, ruhun fiziksel olarak görünmez oluşunun sembolü olarak, kasten inşa edilmemiştir. Ezoterik araştırıcı, işte bu görünmez ruh aleminde “Üçüncü Göz”ü ya da bazen her insanın gerçek ruhsal tepe taşı anlamında kullanılan “Tek Göz”ü keşfeder. Üçüncü Göz insanın zannettiğinden çok daha önemlidir. Kişi hayatın fizik planı ile aynı zamanda içinde bulunduğu görünmez planları arasındaki bağlantıyı onun vasıtasıyla kurabilir.


Ezoterik çalışanlar, uzun zaman önce ilk defa enkarne olduğunda, insanın içgörü ve çeşitli psişik algılama alanlarında tam işlev gören bir Üçüncü Göze sahip olduğuna inanırlar. Bu, fiziksel değil, ruhsal bir göz olarak kabul edilmesine rağmen, fizik planda da “görebiliyordu”. Çok uzaktaki cisimleri görme yeteneğine sahipti. Bu görüş alanı fizik plandan, yüksek ruhsal alemlere kadar uzanıyordu. Söz konusu göz, görülenleri olduğu gibi düşünceleri de başka yere iletebiliyordu.


Okült geleneğe göre insan, fizik boyutun derinliklerine iniş yapmıştır. Bu süreç içinde şuurunun düşük seviyeli unsurları iyice belirginleşmiş ve Üçüncü Gözün faaliyetlerini kapsayan yüksek seviyeli unsurlarını ise kısmen kaybetmiştir. Karmalarının sonucu olarak az sayıda insan, kendi özelliklerine bağlı olarak bu yüksek seviyeyi çeşitli derecelerde korumuşlardır. Kova Burcu Çağına girerken, tekamülünün şimdiki noktasında, insan, bu en önemli algılama yeteneğini yeniden kullanmayı talep etmektedir.

Kadim Öğretiler Çağdaş Dinlerde Mevcut mu?

Kadim Mister Okulları’nın inisiyelerine ifşa ettikleri öğretiler, tüm dünya dinlerinin ezoterik içeriğinde yer almıştır. Kutsal metinler, Misterlerden aktarılmış pek çok pasaj içerirler. Ancak çoğunlukla bu pasajlar ezoterik gerçeklerin ayrıntılı ve örtüsüz açıklamaları değildir; manalar saklanmıştır. Örneğin, Matta İncil’inde Üçüncü Göz’e ilişkin bir bölüm vardır:


“Bedenin ışığı gözdür; eğer gözün tek olursa, bütün bedenin ışık dolar.” (6/22)

İsa’nın sözünü ettiği “Tek Göz”, anlatmaya çalıştığımız psişik ve mistik görüş aygıtı olan Üçüncü Gözdür.

Tek Göz Bedeni Işıkla Nasıl Doldurur?

Mister Okulları’nın mevcut olduğu kadim devirlerde, inisiyasyon adaylarına, “Üçüncü Göz” aracılığıyla “gördükleri” takdirde tüm bedenlerinin ışıkla dolacağı söylenirdi. Bu sözler yüzeysel olarak pek anlam taşımaz; onları anlayabilmek için kişi, sözlerin arkasındaki daha derin ve daha ezoterik anlamları keşfetmelidir.


Kişinin gözünü tek yapabilmesi için, iki fiziksel gözle elde ettiği vizyonu geçici olarak askıya alması ve” Büyük Göz”, “Her Şeyi Gören Göz” ya da “Tek Göz” olarak da bilinen Üçüncü Gözle elde edilen görüş yeteneği üzerine yoğunlaşması gerekir. İnsan Üçüncü Gözü (bu bildiğimiz şekliyle fiziksel görme organı olan göz değildir) kullanmaya başladığında, gözünü tek yapmış demektir.


İnsan bu “göz”ü gerçekten kullandığında, düşünceleri ve şuuru fiziksel eşyanın ötesine geçer; eşyanın içindeki tek ruhsal cevhere yoğunlaşır. Bunun sonucu olarak, fiziksel ve maddesel bakış açısını bırakmışlar ve ruhsal bakış açısından “görmeye” başlamışlardır. İşte insan bunu yapınca, tüm bedeni ışıkla dolar. Buradaki “tüm beden”, insanın tüm bedensel araçlarını içerir: Fiziksel, astral, mantal ve kozal araçlar. O halde Hz. İsa’nın yukarıdaki ifadesi şu anlamı taşır: Fiziksel gözler kullanıldığında ışık dalgaları fiziksel aracınızın çok küçük bir kısmına girer. Oysa Üçüncü Göz kullanıldığında, tüm varlığınız ruhsal, psişik ışıkla dolar.

Üçüncü Göze İlişkin Öğretilerin Görsel Kanıtları

Bu psişik faaliyetin uygulanması, ilk bakışta sanıldığı kadar nadir değildir. Bu uygulama kayırılmış ya da şanslı birkaç kişiyle sınırlı olmayıp, ezoterik pratik yapanlar arasında evrensel bir mahiyet taşır. Hem eski devirlerde hem de çağımızda yaşayanlar arasında, hem cahiller hem de bilge kişiler arasında Üçüncü Gözün kullanımına ait kanıtlar vardır. Bu gerçek, Üçüncü Göz bölgesiyle alakalı psişik yeteneklere ilişkin sembolizmin evrenselliği aracılığı ile ortaya çıkmaktadır.


Üçüncü Göz sembolleri, hem çağdaş hem de kadim kökenli resimlerde, heykellerde ve diğer sanat alanlarında bol bol tasvir edilmiştir. Mısır rahiplerinin, krallarının ve inisiyelerin alınlarında yukarı kalkmış yılan sembolü görülür. Dikilmiş yılan, bilgeliğin ve her şeyin sonsuzluğunun evrensel bir sembolüdür. Hindistan da inisiye bilgelere ve kahinlere “akıllı yılanlar anlamına gelen “Nagalar” denirdi. “Yılanlar gibi akıllı olun.” (Matta:10/16)


Alnın tam ortasına sembolün konması, yılan gibi akıllı olmak için iç psişik melekelerin kullanılmasını ifade eder. Mister Okulu’nun sadece en yüksek inisiyelerine yılan başlığı takma izni veriliyordu. Başını kaldırmış yılan, aşağıdan yükselen kundalini, Yılan Ateşi’ni sembolize eder. Kundalinin yükselmesi ve Üçüncü Göz’ün açılmasıyla kişi büyük bilgeliğe ve spiritüel yaratıcı güce ulaşır; her şeyin sonsuzluğu bilinir olur.


Amerikan Kızılderililerinin başlığı ve alınlarındaki bant, aynı sembolizmin başka bir örneğidir. Kabile reisinin muhteşem tüylü başlığı, ortaya çıkan spiritüel güçlerine ait aurasal renkleri ifade eder. Kızılderililer kabiledeki bireylerin psişik potansiyelini özellikle dinsel törenlerde giydikleri başlıklardan anlarlardı. O kişinin güçlü Üçüncü Gözü, tüylerin o bölgeden yayılıyormuşçasına dizilmesinden belli olurdu. Alın bandının tam ortasında daima önemli bir sembol yer alırdı.


Ezoterik Budistlerin Üçüncü Göze verdikleri. büyük önemin kanıtı tapınaklardaki Buda heykellerinde bulunabilir. Kıymetli bir mücevher, dikkatli Üçüncü Gözün ezoterik önemine yönlendirecek şekilde alanın ortasına yerleştirilmiştir.


Yedinci şakra ya da başın üstündeki spiritüel merkez, taç şakra olarak bilinir ve Buda’nın başlığıyla sembolize edilir. Bu şakradaki faaliyet, Üçüncü Gözün gelişmesine katkıda bulunur; bu, meditasyon disiplinleriyle, mantralarla, nefes alıştırmalarıyla, ruhsal fiillerle ve ruhsal öğretilerin samimiyetle incelenmesi yoluyla gerçekleşir.


Eski Hindular Üçüncü Gözü bazen “Şivanın Gözü” diye adlandırırlardı. Bu gelenekte Şivanın niteliklerinin buradan tezahür ettiği kabul ediliyordu Şiva hem tahrip, hem de inşa ilahıdır, böylelikle Üçüncü Göz bölgesi, tahrip ve inşa kozmik kuvvetlerinin bireyselleştiği odak noktası olarak kabul ediliyordu.
Hinduların, binyapraklı lotusu insanın ulaşabileceği en yüksek iç gelişmenin sembolü ve aynı zamanda kozalaksı bezin ya da insandaki spiritüel merkezin sembolü olarak seçmeleri kesinlikle tesadüf kabul edilemez. Lotus, şafağın sökmesiyle ya da ışığın gelmesiyle açılır; tıpkı insan şuurunun cehalet karanlığından anlayış, bilgelik şafağıyla, sonsuzdan gelen akışa açılmakla ortaya çıkması gibi.

Mısır törenlerinde kullanılan ve tılsım olarak takılan “Horusun Gözü” sembolü Osiris’in oğlunun güçlerini temsil ediyordu. Sembolün tüm kötülükleri koyma gücüne sahip olduğuna inanılıyordu. Göz sadece oğlu değil, aynı zamanda en yüce ilahi olan Osiris’in kendisini de sembolize ediyordu. Masonlar ve hatta “Sizi Gözleyen Her Şeyi Gören Göz Var” adlı ilahiyi şevkle söyleyen Hıristiyanlar dahil, pek çok kültür ve toplum tarafından gözün neden ilahiliğin sembolü olarak seçildiğinin mümkün sebepleri üzerinde fikir yürütmek ilginç olacaktır.


Göz sembolizminin kökeni belki de şöyle araştırılabilir:
1- Hem hayat, hem de ışık güneşten sadır olur; bundan dolayı ilahiliğin en yüce tezahürü olmalıdır.
2- Şekil olarak insan gözü ve Güneş yuvarlak objelerdir.
3- Güneş gözün gördüğü ışığı sağlar, böylece her iki obje arasında işlevsel bir iç bağlantı söz konusudur.
4- Güneş ışığı olmazsa, göz zor görür (ilahilik olmasa, insanın zorlukları artar).
Muhtemelen böyle bir muhakemeyle bilinen hemen hemen her kültürde göz, en yüce ilahiliğin sembolü olagelmiştir.

Üçüncü Gözün Yeri

Pek çok sembolik çizim, Üçüncü Gözü alnın merkezinde gerçek bir görme aygıtı olarak tasvir etmesine rağmen, onun bilinen anlamda bir görme organı olmadığı unutulmamalıdır. Üçüncü Göz birkaç elemandan oluşan bir bölgedir. Tüm başı kapsar, hatta daha öteye, o bölgedeki auranın (ya da elektronik radyasyonların) içine uzanır.
Üçüncü Gözün fiziksel elemanlarının en önemlisi iki guddedir (bez): Kozalaksı bez ve hipofiz bezi. Bu guddeler spiritüel merkezlerin fiziksel terminalleridir; ayrıca bunların eterik, astral, mantal ve kozal bedenlerde de karşılıkları vardır.
Hipofiz bezi, yoga sisteminde alın şakrası olarak bilinen spiritüel ve psişik merkezle alakalıdır. Kozalaksı bez ise taç şakrayla ilgilidir. Pek çok yöntem vasıtasıyla bu merkezin birlikte gelişmesi, her devirde ezoterik öğrencilerin peşinde oldukları aydınlanma hedefine ulaşmayı sağlar.


Bu gelişmede kozalaksı bez (pineal) en büyük öneme sahiptir. Bu kelime çam kozalağını ima eden “pinea” kelimesinden türetilmiştir. Söz konusu gudde, şekil olarak küçük bir kozalağa benzer ama ebat olarak nohut kadardır. Kozalaksı bez çağdaş bilim tarafından genellikle bilinmeyen önemli bir fonksiyonu yerine getirir. Bu, bedene enkarne olma işlemi sırasında ruh tarafından kullanılan fiziksel terminal ya da odak noktasıdır.
İnsan ruhu yeniden doğuş sırasında asla annenin rahmindeki minicik bebeği tümüyle şekillendirmez; büyümekte olan şekli, sürekli olarak gelişen kozalaksı bez vasıtasıyla kontrol eder. Doğumdan sonra enkarnasyon işlemi devam eder; ilk yedi yıl boyunca ruh bedene giderek daha sıkı bir şekilde bağlanmayı sürdürür.

Patologlara göre: “Yedinci yılın sonunda kozalaksı bez kısmen körelmeye ya da dejenere olmaya başlar ve ilk yılki büyüme sırasında gördüğü fonksiyonu artık yapmaz.”


Bu guddenin belirgin olarak kısmi körelmesi; okült açıdan şöyle açıklanabilir: Yedi yıl sonunda ruh bedene tam anlamıyla enkarne olmuş ve kendini bedene tam anlamıyla bağlama sürecini tamamlamıştır. Tezahür etmek için şekillendirdiği fiziksel araç üzerindeki kontrolünün odak noktası olarak kozalaksı bezi artık kullanmaz. Fakat bu, bir kez daha kozalaksı bezin idaresi altında hipofiz bezinin birçok fiziksel fonksiyonu yürütmeye başladığı, on dört yaş civarına kadar zayıflamaya devam eden, söz konusu kozalaksı bezin sadece fiziksel yönüdür.


Ergenlik çağında kozalaksı bez spiritüel fonksiyonlar görmeye başlar; ruhun mantal, psişik ve spiritüel kuvvetlerinin neşrolduğu merkez haline gelir. Böylece inisiyelerde ya da üstatlarda bu gudde, psişik ve spiritüel fonksiyonlar bakımından bir terminal olarak büyük ve önemli hizmet görür. Bu merkez, zihinlerini ezoterik öğretileri anlamaya yönlendiren ve de psişik ve spiritüel niteliklerini ortaya çıkarmak isteyen herkese daha az derecede olmak üzere hizmet eder.


Pineal (kozalaksı) merkez, aydınlanmışlar tarafından bazen “Kraliyet Merkezi” olarak adlandırılır. Bu merkez, başta on iki adet başka merkezlerle çevrilidir. Bu çalışmamızda pek önemli olmamakla beraber, bu daha düşük merkezlerin pek çok ezoterik alanda tekrarlanışına dikkat etmek yararlıdır. Hz. İsa on iki havari seçmiştir; Kral Arthur ve On İki Yuvarlak Masa Şövalyesi Kutsal Kaseyi aradı; astroloji on iki işaretten söz eder; ezoterik çalışanlar Güneş Sisteminin artarda geçtiği on iki manyetik alan kabul eder.

“Dünya Ağacı” ve Üçüncü Göz

Ezoterik sembollerden biri “Dünya Bilgi Ağacı” olarak bilinir. Sembolik olarak Dünya Ağacının kökten cennettedir (göktedir); bu, ters çevrilmiş bir ağaçtır, gıdasını yukarıdan çeker. Üçüncü Göz sembolizminde, Dünya Ağacının kökleri, Üçüncü Göz bölgesindedir. Eğer ters çevrilmiş ağaç, bir insan figürüyle üst üste konursa, doğal olarak kökler baş bölgesine denk gelecektir, Böylece Üçüncü Göz, Ağaç’ın köklerinin ekili olduğu manyetik cevheri yaratır. İnsanın Dünya Bilgi Ağacı, Üçüncü Göz merkezinin faaliyetiyle büyür.
Eskiler ruhun meskeninin Üçüncü Göz bölgesi olduğunu öğretirlerdi. İnisiye olmayanlara, spiritüel benliği, iki cılız pencereden, gözlerden dış aleme bakan fizik bedene hapsolmuş bir varlık şeklinde tarif ederek açıklarlardı. Aslında bu spiritüel benliğin fizik alemle, Üçüncü Göze giren ve çıkan radyasyonlar aracılığıyla temas kurduğunu belirten bir Mister öğretisiydi.

Üçüncü Göz Bölgesinin Fonksiyonları

Mistikler arasında genel olarak enkarnasyon sürecinde spiritüel benliğin, fiziksel bedenin dış yüzeyi içine tümüyle enkarne olmadığı kabul edilir. Üstün şuur merkezi ya da Yüksek Ruhsal Benlik, fiziksel şeklin dışında, ama aura içinde kalır. Bu Yüksek Benliğin yapısının sadece aşağı seviyeleri enkarne olmuştur.
Enkarne olmasının amacı, fiziksel beden aracılığıyla tecrübe kazanmak ve kendini tezahür ettirme fırsatı elde etmektir. Yüksek Benlik, fizik planda önce kaba enerjileri kullanıp, sonra daha ince enerjileri kullanma kabiliyetini kazanmak ister. Bunun basit bir tasviri, hayatın ileri aşamalarında daha karmaşık mekanizmaları işletmek üzere gereken hüneri kazanmak için önce basit oyuncaklarla oynayan bir çocuğun hayatında bulunabilir.


Zihin ve beden, nasıl beyin ve sinirler aracılığıyla iletişimde bulunuyorsa, Yüksek Benlik ve normal şuur da tecrübeleri ve enformasyonu almak ve neşretmek için bir kanala ihtiyaç gösterir. Bu zorunluluk, aşağıda kısaca açıklanan Üçüncü Göz’ün çok az bilinen fonksiyonlarını işaret etmektedir: Fiziksel duyular aracılığıyla alınan tüm uyaranlar yüksek şuur seviyesine iletilmelidir. Bu, merkezi iletişim dağıtım noktası olan Üçüncü Göz aracılığıyla yerine getirilir.
Ruhun kendini fiziksel tezahür ve faaliyet alanına dahil etmesi için, bunun tersi vuku bulmalıdır. Tezahür etmek isteyen arzu impusları tarzında günlük şuuru etkilemelidir. Üçüncü Göz ruhtan gelen impulslar normal şuur seviyesine yönlendirmede bir odak noktası hizmeti görür.


Üçüncü Gözün hayati bir görevi daha vardır: Bilginin bir zihin seviyesinden diğerine iletilmesini sağlar.

Üçüncü Göz Çeşitli Zihin Seviyelerini Koordine Eder

Pek çok kişi üç temel şuur seviyesi olduğunu kabul eder: Normal seviye, şuuraltı ve üst şuur. Bunlar birbiriyle iç içedir ve tam şuur birimini, zihni teşkil ederler.
Eğer bunlar uyum ve denge içinde çalışacaklarsa, beraberce olan fonksiyonları uygun şekilde yerine getirilecekse, bu çeşitli şuur seviyeleri kendi aralarında iletişim halinde olmalıdır. İşte bu, Üçüncü Göz merkeziyle sağlanır. Bu iç iletişimin bir şekli hemen hemen herkes tarafından yaşanır ve “sezgi” olarak bilinir.


Eğer Üçüncü Göz merkezi yeteri kadar açılmamışsa ya da manyetik nitelikleri heyecansal streslerle aşırı derecede bozulmuşsa zihin seviyeleri arasındaki iç iletişimler engellenir. gecikir ya da tümüyle kesilir. Kesilme durumunda kişi dünyadaki yaşam tecrübesinden muhtemelen yarar sağlayamaz, çünkü bunlar zihnin üst şuur seviyesine iletilmemektedir.


Üçüncü Göz açılması sadece gelişmiş bir kanal hizmeti görmez, ayrıca zihnin üç seviyesinin uyumlu ve verimli bir şekilde fonksiyon görmesi için uyarılar gönderir.
Bundan başka Üçüncü Göz, şuurunuzun normal olarak fonksiyon gördüğü yaşam planlarının dışını algılama alanı olarak da iş görür.


Şuurumuz genellikle, sadece fiziksel faaliyet planında fonksiyon yapar. Bununla beraber, Üçüncü Gözün kullanılmasıyla yüksek yaşam seviyelerini, örneğin astral planı ya da daha yüksek mantal planı algılayabilir hale gelmeniz mümkündür.


Bu bölgenin başka bir fonksiyonu sezgilerin geldiği bir kanal olarak iş görmesidir.
İçgüdü de mesajlarını bu merkez aracılığıyla normal şuurunuza bildirir.


Sayısız bin yıllar boyunca varlığınız yaşadığı olaylardan elde ettiği bilgiyle engin bir bilgi birikimine sahiptir. Normal şuur seviyeniz bu bilgiye ulaşamamasına rağmen zaman zaman ruhtan Sezgisel ya da içgüdüsel impulslarla bu bilgiyi alabilir.


Bazen bu impulslar hemen hemen duyulabilir bir ses halini alır, bazen görsel mekanizmaya resim şeklinde, imajlar şeklinde yansır ve bir düşünce ya da fikir, normal şuur seviyenizde ortaya çıkmış olur. Bu işitsel ve görsel impulslar, Üçüncü Göz kanallarıyla alınır ve şuura kaydedilir.

Manyetik Alan

Görünmeyen bazı hayat enerjileri zihinsel olarak kullanılabilir. Bu çeşitli kuvvet ve güçler ister yeryüzünde, ister spiritüel planlarda olsun, insan iradesinin tasarrufu altındadır.
“Manyetik alan” tabirini bilirsiniz. Özel bir titreşim alanıdır. Bir Güneş Sistemi manyetik alana sahiptir. Bir gezegen manyetik bir alanla sarılıdır. Bu, bir insan, bir hayvan, bir ot ya da bir kömür parçası için de geçerlidir. Her şeyin kendine has ayrı, bireysel manyetik alanı vardır; küçük alanlar parçası oldukları büyük alana iştirak halindedirler. Aynı şekilde bir insanın manyetik alanı, parçası olduğu ve içinde bağımsız olarak hareket ettiği, dünyanın manyetik alanlarının yapısına katkıda bulunur.
Bu alanlar titreşim özelliği olan pozitif ve negatif enerjilerden oluşurlar. Bazılarına göre negatif yüklü enerji üstünlüğü vardır, bazılarına göre ise pozitif hakimdir. Bazı durumlarda fark az olmasına rağmen, daima birinin ya da diğerinin baskın oluşu söz konusudur.

Üçüncü Gözün Pozitif ve Negatif Polarizasyonu Arasındaki Fark Nedir?

Üçüncü Göz, bireyin daha büyük manyetik alanı içinde daha küçük bir manyetik alan teşkil eder. Bu, pozitif ya da negatif bir polarizasyon da olabilir. Herhangi bir anda istenen bir fonksiyonu yerine getirmek için birinin ya da diğerinin olması gerekir. Genel olarak söylemek gerekirse, pek çok kişide gerçekten pozitiftir ve güçlü olarak faaliyet halindedir. Pozitif haliyle titreşimsel enerjilerini dışa yayınlar. Bu, ona alıcı olmaktan çok gönderici nitelik kazandırır. Normal şuur seviyesi tarafından yaşanan tüm tecrübelerin, düşüncelerin ve heyecanların sonucunu ruha kanalize eder.
Bununla beraber, böyle bir pozitif polarizasyon genellikle sezgisel yapıdaki düşünce ya da fikirlerin normal şuuru etkilemesini engeller. Ruhun, mesajını, dışa yönelmiş radyasyonlarıyla pozitif şekilde polarize olmuş şuura aşılama çabası, ters yönde hızla akan bir akıntıya karşı yüzmekle mukayese edilebilir. Akıntının gücüne bağlı olarak yüzmek zor, hatta imansız olabilir. Pozitif polarize olmuş Üçüncü Göz, titreşimsel akıma (ruhtan normal şuur seviyesine hareket etmeye çabalayan impulslara) karşı ilerleyen mesajları geri iter.


Bu nedenle, ruhtan yayılan sezgisel impulsları daha çok almak istiyorsanız. Üçüncü Göz bölgesinde ara sıra negatif, aktif olmayan ve alıcı bir manyetik alan yaratmaya çalışın. Başka bir deyişle, zihinsel olarak titreşimsel akımı yansıtmak yerine kendinize doğru çekin. Bu meditasyonla olur. Böyle yapmak suretiyle ruhun mesajı, akım şeklinde kolayca ve çabucak hareket eder, çünkü elektriksel akımla aynı yönde gönderilmektedir.


Üçüncü Göz’deki manyetik alanı pozitiften negatife (aktiften pasife) ya da negatiften pozitife (pasiften aktife) çevirmek sık sık şuurlu bir çaba olmadan gerçekleşir. Alandaki akım, yapı olarak öylesine süptildir ki (ince), hemen irade yönüne döner. Bu, pek çok insanda alanın pozitife baskın olmasının sebebini açıklamaktadır, çünkü pozitif düşüncede genellikle kışının şuurunu ifade etmesi söz konusudur.
Buhran zamanlarında normal düşünce süreçlerinin genellikle uyuşması ilginçtir. Bu, Üçüncü Gözü tümüyle negatif polarizasyona sokar. Bu şart altında, ruhtan gelen sezgisel ve içgüdüsel impulslar sık sık bireyin tüm kontrolünü üzerine alır (ruh emirlerini alıcı Üçüncü Göz vasıtasıyla yayınlar).

Üçüncü Göz Alıcılığa Nasıl Polarize Edilir?

Ara sıra ya da periyodik olarak Üçüncü Gözü pasif, alıcı duruma polarize etmek, Ruh’tan sezgisel ve içgüdüsel impulslar alma yeteneğinizi geliştirir. Aşağıda bunun nasıl yapılacağı anlatılmaktadır. Bunu muntazam olarak uygularsanız, pek çok yararlı sonuçlar elde edersiniz.
1- Bütün problemleri zihninizden uzaklaştırarak iyice rahatlayın.
2- Dikkatinizi içe ve yukarı, Üçüncü Göz bölgesine yönlendirin. Bir ışık küresi başınızı sarmış, içine nüfuz etmiş gibi olsun.
3- Zihinsel bir gerginlik olmaksızın, Üçüncü Göz bölgesinde pasif ve alıcı bir ortam yaratmakta olduğunuz fikri üzerine şuurunuzu odaklayın.
4- Aynı zamanda yarattığınız alıcılık halini hissetmeye çalışın; düşünce akışını durdurun; zihin kanalınızı alıcı duruma getirin.


Yedi yaşına kadar olan dönemde çocuklar impulslarla, sezgilerle ve içgüdülerle yaşarlar. O dönem boyunca Üçüncü Göz’e negatif hakimdir ve ruh irtibatını kolaylıkla kurar. Ancak, aynı yıllarda ailenin çocuğu eğitmesiyle bu durum yavaş yavaş tersine döner.


Kuşkusuz, bu iş maksatlı olarak yapılmaz. Ne var ki, bu, manyetik alanı pozitife döndürür ve Ruh’un Üçüncü Göz vasıtasıyla tezahürü giderek zorlaşmış olur.
Pek çok gençte mutat dışı yeteneklerin ortaya çıkmasının sebebi, Ruh’un negatif olarak polarize olmuş Üçüncü Göz vasıtasıyla kolayca irtibat kurmasıdır. Çocuk büyüdükçe pozitif yapı baskın hale gelir ve o yetenekler genel olarak kaybolur. Çünkü Ruh artık eskisi gibi tümüyle ve serbestçe iletişim kuramamaktadır.


Siz periyodik olarak Üçüncü Gözde alıcı bir manyetik alan yaratma iradenizi kullandıkça, Ruh’un etkileme ihtimalini çok büyük ölçüde artırırsınız. “Bir çocuk gibi olmadıkça, cennete giremezsiniz.” Zihninizi çocukluktaki gibi sakin ve negatif böle getirmedikçe, ruhunuzla (içinizdeki bireysel cennette) uyum sağlayamazsınız. Bu polarizasyon faaliyetini uzun zaman sürdürmek tavsiye edilmez ve gerekli de değildir. Günde birkaç dakika yeterlidir.


Periyodik olarak söz konusu polariteyi pozitiften negatife (aktiften pasife) çevirme işlemi, Üçüncü Gözün açılmasında ilk önemli adımdır. Göz’ün sürekli olarak negatif polarizasyonda tutulması gibi bir işe asla girişilmemelidir. Hepimizin bazen alıcı, bazen yansıtıcı durumda olmamız gerekir.

Üçüncü Gözün Diğer Yararları

Üçüncü Göz’ün yararlanabileceğimiz başka kullanım alanları vardır. Örneğin, bir kişi sizinle konuştuğu zaman işitme aygıtınız bu sesi kaydeder. Kişisel tecrübelerinizle, bu belli kelimelerin sesleri ve kendi belli düşünceleriniz arasında bağlantı kurarsınız. Bununla beraber konuşmanızın belli bir kelimeyle aktarmak istediği anlam, sizin o kelimeyle bağlantı kurduğunuz anlamla hiç de aynı olmayabilir.
İç duyarlılığınız sayesinde konuşmasının sesini almakla kalmayıp, onun mantal ve heyecansal olarak yansıttığı impuls ya da izlenimleri de almanız mümkündür. Böylece anlamın size tam olarak iletildiğinden emin olursunuz.


Üçüncü Göz’ün nadiren dikkate alınan bir başka yararı, tüm canlı ve cansızlardan yayılan aura emanasyonlarıyla ilgilidir. Örneğin, bir objeye baktığınız zaman size sadece görme organlarıyla algıladıklarınız ve onunla bağlantılı bazı yüzeysel düşünceler gelir. Oysa Üçüncü Göz uygun şekilde polarize olmuş ve aura emonasyonlarını alır hale gelmişse, o eşya hakkında daha fazla malumat elde etmeniz mümkün böle gelir. O eşya ile alaka kurmuş kimselerle ilgili bir şeyler algılayabilirsiniz ya da o eşyanın yahut o eşyayla daha önce ilişki kurmuş kişilerin geçmişi ile ilgili bazı şeyler hissedebilirsiniz.

Üçüncü Gözü Neden Açmak İstiyorsunuz?

Üçüncü Gözü açmaya ilişkin kişisel arzularınızın, bu açılma süreci üzerinde önemli bir etkisi vardır. Eğer arzularınız spiritüel enerjilerle uyum halinde ise, bu enerjiler, sanki sizin kişisel memurunuzmuş gibi davranarak, yapmalarını istediğiniz şeyi yerine getirmek üzere yönleneceklerdir.
Örneğin sadece servet kazanmak istiyorsanız, açılma işlemi bu kadarla sınırlı kalacaktır. Açılmaya böylesi dünyasal bir amaçla yaklaşmak bilgece bir davranış değildir; kişi daha derin ve daha anlamlı yararlardan mahrum kalır. Bu enerjilerin iradenin yönüne nasıl kolayca uyduğunu unutmamak gerekir. Bu nedenle Üçüncü Gözün açılmasına yönelik temel istek, yüksek ruhsal ideallere erişmek olmalıdır. Sonsuz tekamülün ruhsal yolunda ancak bu şekilde emniyetle ilerlersiniz.
Üçüncü Göz’ün faaliyeti ve alıcılığı sayısız yolla yaratılabilir. Önce saf bir psişik gelişme yöntemini göz önüne alalım. Bu değerli çabadaki ilk hareketiniz, Üçüncü Gözü alıcı hale getirecek ve uygun şekilde polarize edecek enerjileri yönlendirmek üzere, şuurunuzdan, bir “öğretmen” ya da artık yüksek planlarda olan spiritüel olarak gelişmiş birini talep etmelisiniz

İmajinasyonunuzu Kullanın

Bu süreçte sizin rolünüz imajinasyon melekenizi harekete geçirmektir. Yüzünüzden otuz ile doksan santimetre ileride menekşe ya da altın renkli bir ışık küresi tahayyül edin. Sonra zihinsel olarak, güçlü bir istekle, ışığı kendinize doğru çekin. Bu mantal faaliyet “içe akış” duygusu ve alıcılık yaratır.
Bütün başınızı içine alana kadar ışığı yaklaştırın. Bu sürecin sebep olduğu mantal titreşimsel faaliyet, kısmi olarak şuurun genişlemesine yol açar. Üçüncü Göz negatif manyetik alanı, alıcı şekilde polarize olur.
Bu tip bir gelişme, bir gecede olacak iş değildir. Bu doğal, tedrici bir açılmadır. Bir çocuğun büyümesi ya da Doğu’daki üstatların ifade ettiği gibi “Lotusun açılması” gibi doğal olmalıdır.


Açılma süreci sırasında, kişiye bağlı olarak bazıları muntazam ve hızlı, bazıları düzensiz olan çeşitli reaksiyonlar vuku bulabilir. Dikkatinizi ışık küresine yönlendirirken, o ışık küresinden yayılan bir ses fark edebilirsiniz. Bu, dış kulak tarafından duyulan gerçek bir ses gibi işitme merkezine çarpmaz. Tam tersine, bu, içe giren süptil sübjektif bir “işitmedir”.


Ayrıca bir vizyonun, içsel olarak “gördüğünüz” bir sahnenin belirmesi mümkündür. Bu, artık ruhlar alemine geçmiş olan sevdiğiniz biriyle geçmişteki yaşadığınız bir olaya ait bir sahne olabilir; o kişi sizinle ilişki kurmak için söz konusu sahneyi Üçüncü Göz merkezinize yönlendirmiş ya da yansıtmış olabilir; yahut bu, o kişinin kendi vizyonu olabilir.


Bu, bir sezgi ya da içsel impuls şeklinde basitçe bir içsel hissediş olabilir. Üçüncü Göz, öte alemden biri ya da kendi Yüksek Benliğiniz tarafından yönlendirilmiş olabilir.

Okült Bilimde Kozalaksı Bez

Ezoterik bilim Üçüncü Göz bölgesinin açılmasını şöyle açıklar:
Kozalaksı bezdeki, yansıtma, minicik, kıl gibi bir çıkıntının büyük bir hızla titreşmesiyle gerçekleşir. Bu çıkıntı modern televizyon alıcı antenine benzetilebilir. Mutat olarak saniyede birkaç yüz bin devirlik hızla titreşir. Siz renkli ışık küresini tahayyül ederken, onu teşkil eden enerjiler sizin yapınız ve arzunuzla uyumlu hale gelir; titreşimin saniyede birkaç milyon devre yükselmesine sebep olursunuz. Bu hızı kişi kavrayamaz.
Çıkıntı böyle yüksek hızda titreştiğinde, bu, yüksek planların çeşitli siferlerinden herhangi biriyle müşterek bir frekansa gelmiş olur. Bu durumda “alıcı aygıt”ınız vasıtasıyla belli bir siferle “uyum” haline girersiniz. Yüksek boyuttaki belli bir yaşam planıyla akort kurduktan sonra, o planda yaşayan herhangi bir kişi size bir haber yansıtabilir ve siz de onu alırsınız.

Hayvanların Üçüncü Gözü Var mıdır?

Uzmanlar birçok hayvanda, özellikle sürüngenlerde, bu guddenin gelişmemiş bir göz şeklinde çok belirgin olduğunu keşfetmişlerdir Bazı hayvanarda bu kozalaksı gözün çok geliştiği görülür. Bu, tek bir hayvanla, o hayvanın dahil olduğu grup ruhu arasında bir irtibat noktası olamaz mı? Belki de grup ruhunun yüksek şuuru kendisini, çeşitli titreşimsel planlardan fizik plana inerek, tek bir hayvanın düşük seviyeli şuurunda tezahür ettiriyordur. Bu ilkel Üçüncü Göz bölgesiyle irtibat kurmak suretiyle, kozalaksı bez fiziksel terminal görevini yapar.


Öyleyse, fiziksel bedeni deha çok gelişmiş olan insanda Üçüncü Göz, daha az gelişmiş olan hayvanlardaki gibi bir grup ruhunun değil bireysel ruhun irtibat noktası olmuş olur. Kozalaksı bezin bir embriyonik optik sinire benzemesi, onun normal olarak bildiğimiz bir görme organı olarak tasarlandığı anlamına gelmez. Bu guddenin muhtemelen ışık dalgalarını almak ve göndermek üzere dizayn edildiği doğrudur. Bununla beraber, kuşkusuz söz konusu dalgalar gözlerimize ışık gönderenlerden çok daha yüksek titreşim hızında olan dalgalardı. Bunlar yüksek planların titreşim dalgaları olabilir.


Görünen fizik gözlerimizle, görünen fizik alemi görürüz. Görünmeyen Üçüncü Göz’ümüzle ise görünmeyen ruhsal alemleri görürüz. “Görmek” tabirinin bu iki durumda aynı manya gelmesi gerekmez. Üçüncü Göze ilişkin olarak bu, genellikle gerçekten bir şeyi görmek değil, sezgisel bir algılama anlamına gelir.
Ayrıca Üçüncü Göz’ün gelişimi ve kadim alşimi sanatı arasında bir ilişki vardır. Alşimistler adi madeni altına dönüştürmeye çalışırlar, ama filozofların amacı, şuuru düşük seviyeden yüksek seviyeye yükseltmek maddesel olandan ruhsal olana geçmektir. Üçüncü Gözün titreşim hızını şuurlu olarak yükseltmeye çalışmak, alşimistlerin adi madeni altına dönüştürme işlemine tekabül der.

Mantralar

Üçüncü Gözü açmada kullanılan başka bir yöntem mantra kullanmaktır. Om Mani Padme Hum mantrası çok uygundur.
Bu yöntemde, dikkat Üçüncü Göz bölgesine yönlendirilir ve zihinsel olarak bir iç alıcı bal yaratılırken mantra yavaş yavaş tekrarlanır. Beyin merkezinde bir iç faaliyet odağı hissedebilirsiniz.
Söz konusu düşünce süreçleriyle beraber sesli olarak mantranın söylenmesiyle yaratılan titreşimsel uyaran kombinasyonu Üçüncü Göz’ü harekete geçirmeye hizmet eder.
Bazen etkileyici cümle kalıpları ya da formüller kullanılabilir. Örneğin, Saf bir beyaz ışıkla sarılıyım. Bana sadece iyilik gelebilir ve benden sadece iyilik yayılabilir.” gibi. Bu, Üçüncü Göz’ü hassaslaştırmada çok etkili bir kalıptır. Başka mantralar ya da bu tip cümleler biliyorsanız, onları etkili bir şekilde kullanabilirsiniz.
Bir süre ara verin ve şunları uygulayın: Tamamen gevşeyin. Dikkatinizi başınızın merkezine yönlendirin. Mantrayı ya da bir formülü birkaç defa tekrarlayın ve bir iç hassasiyet (daha zayıf iç impulsları fark etme ve alma duygusu) hissedip hissetmediğinize bakın.

Kundalini

Üçüncü Göz bölgesini açmada kullanılan başka bir yöntem, herkeste mevcut ve kundalini olarak bilinen iç ateşin yükselmesi esasına dayanır.


“Kunt” terimi “yanmak”; “kunda” kelimesi “kangal” ya da “spiral” anlamına gelir. Bu sanskrit kökenli anlamlar, kundalini kelimesinin önemini ortaya koyar. Bu dişil bir kelimedir. “Yanan” enerji ya da alevin dişil yönünü gösterir. Yükselmek üzere “iç kase”de tutulur.
Kundalini ateşini ihtiva eden bu iç kase, belkemiğinin kökünde bulunur. Enerji uyanınca, kundalini belkemiği boyunca yukarıya, başa doğru yükselmeye başlar. Bu sırada kozalaksı bez ve hipofiz bezi merkezlerini faaliyete geçirir.


Burada sizi mutlaka uyarmam gerekir. Kundaliniyi uyarmaya çalışırken, duygularınızın saf ve kontrolünüz altında olması önemlidir. Korku, öfke ya da uygun olmayan etkiler, bunun yükselmesine değil, alçalmasına sebep olabilir; hayvansal (canlısal) ve hatta istenmeyen ters niteliklerin ortaya çıkması söz konusudur. Böyle bir duyumsal uyarım duygusal ve zihinsel dengeyi bozabilir.

Zorlamayın

Kundalini öğretisinde, bazıları dikkati kasıtlı olarak belkemiğinin dibindeki kök şakraya odaklamayı ve zihinsel olarak iç ateşi yükselmeye zorlamayı tavsiye der. Bu hiç uygun bir yol değildir. Kundalini enerjisi kozalaksı bez ve hipofiz bezi şakralarına konsantrasyonla, normal ve doğal olarak, daha emniyetli bir şekilde uyandırılabilir.
Kutsal kitaplarda yaradılışa ilişkin sözleri hatırlayın: “Işık olsun!” Işık, var olmak için zorlanmamıştır. Var olma ya da tezahür etme izni verilmiştir. Siz de kundaliniyi yukarı doğru zorlamamalısınız.
En akıllıca yöntem yaratılış sürecini örnek almaktır. Kundalini yükselsin! Işık olsun! Bu, büyük iç enerjinin, kendisinden yukarıda bulunan “kapıları” açarak yükselmesine izin vermeniz anlamına gelir. Yüksek şakralara konsantre olarak bir yaratıcı prensibin uygulanmasıyla daha aşağı şakralar doğal ve otomatik bir şekilde emniyetle açılırlar.

Ortaya Çıkabilecek Duyumlar ve Reaksiyonlar

Yakup’un meleklerin inip çıktığı merdiven vizyonunu hatırlıyor musunuz? Belkemiği Yakup’un merdivenine benzetilebilir Belkemiğinin, alçalan ve yükselen kundalini enerjileriyle ve de şuurunuzdan ruhunuza yükselen ve ruhunuzdan şuurunuza inen mesajlarla ilgilisi vardır. Kundalinin yükselmesiyle ilgili gözlemlenen fiziksel duyular vardır. Bunlardan bazıları şöyledir:
1- Isınan küçük bölgeler fark edebilirsiniz. Bunlar muhtemelen önce belkemiğinin kökünde ve daha sonra belkemiğinden yukarı doğru çeşitli şakra ya da psişik merkezlerde görülür. Eğer bu bölgelerdeki ısı rahatsızlık verecek kadar fazla olursa, bu çok fazla basınç olduğunu gösterir. Yılan Ateşinin doğal olarak yükselmesine izin vermediğinizi işaret eder Bu durum normale dönene kadar alıştırmaları kesmeniz gerekir.
2- Belkemiği boyunca hafif fiziksel basınçların farkına varabilirsiniz. Eğer, gene bir rahatsızlık söz konusu ise, olayı zorladınız demektir; geçici olarak alıştırmayı bırakın. Herhangi bir psişik çalışmanın gevşemiş bir beden ve sakin bir zihinle yapılması gerektiğini unutmayın.
3- Meditasyon sırasında, yüksek yaşam planlarıyla bir iç irtibat duygusunun (aslında böyle bir irtibatı yaşamaksızın) farkına varabilirsiniz Bu çok iyi bir işarettir.
4- Siz, yükselir ya da ruhsal planlara irtifa alır gibiyken, çevrenizdeki objenin ve hatta Dünyanın sizden uzaklaştığı duyumunu yaşayabilirsiniz Bu da iyi bir işarettir.
5- Aşırı duyarlı bir hale girebilirsiniz; eğer kontrol altında değilse, bu durum rahatsızlık verebilir. O zaman psişik egzersize ara verin.
6- Eterik şakralar ya da psişik merkezler doğrudan doğruya fiziksel bedendeki guddelere ilişkili olduğundan (bazı guddeler fiziksel terminallerdir ama gerçek merkezlerin kendisi değildirler) kundalinin yükselişi bazı reaksiyonu sebep olabilir. Hafifçe, geçici olarak süren baş dönmesi canlılığın aniden artması, göz kamaştıran ışık parlaması… Bunlar diğer fiziksel reaksiyonlardır; kısa küreli iseler aldanmayın, uzun sürerse deneyi bırakın.

Sevgi Yasası

İster küçük ister büyük olsun; bir hizmet yaparken içsel bir sevgi tezahür ettirirsiniz Hizmet, kişisel açılmanızda çok önemli bir rol oynar. O hizmetin ne ve kime olduğu önemli değildir. Bu, özellikle Üçüncü Gözde olmak üzere bir iç titreşim yaratır. Sevgi Yasası’yla ilgili olarak kozalaksı bezi ve hipofiz bezini göz önüne alacak olursak, pozitif ve negatif olmak üzere iki kategoriye ayrılabilir. Biri eril, diğeri dişildir.
Kozalaksı bez pozitif ve erildir ve “Kral” şakra olarak bilinir. Hipofiz bezi negatiftir. Dişil bir merkezdir ve “Kraliçe Hipofiz” olarak bilinir.

Sevgi Yasası Üçüncü Gözü Nasıl Etkiler?

Tüm gerçek sevgi tezahürleri hipofiz bezinin negatif ve alıcı polarizasyonda bir titreşimsel enerji üretmesine sebep olur. Eğer bu bir durugörür tarafından “görülseydi”, gül renkli bir emanasyon alarak müşahede edebilirdi. Hipofiz bunu fiziksel bir enerji olarak yayınlamaz bu yüksek bir titreşim seviyesindedir ve bunu kozalaksı beze doğru yönlendirir. Hipofiz enerji radyasyonu kozalaksı bezle (pozitif-eril merkez) irtibata geçince, o merkezden bir yayınıma sebep olur. Kozalaksı bez de yüksek titreşimli bir enerji salar. Bu enerji, hipofizdeki yayınla birleşince ortaya üçüncü bir enerji çıkar. Bu iç mistik evlenmenin çocuğudur.
Hipofiz bezinin dişil, kozalaksının eril radyasyonu bir araya gelince “doğum” olur; bu “iç insan”ın doğuşudur.
Bu süreçler olurken (sevginin tezahürü ve İç İnsanın doğuşuyla kundalini canlanırken), kişi kendinin efendisi olur. Önce bir inisiye, daha sonra zaman la bir üstat olur.
Kundalini yükselir ve Üçüncü Göz bölgesindeki enerjilerle birleşirken, spiritüel aydınlanmada çok önemli tecrübeler yaşanır. Bu, dezenkarne varlıklardan tebliğ alma şeklindeki psişik tezahürlerle karıştırılmamalıdır. Bu “olaylar” tümüyle farklı kategoridedirler. Bunlar şuurun tüm uzayı kapsadığı görülen bir noktaya kadar genişlediği ve bilgeliğe tümüyle sahip olduğu aydınlanma içindeki tecrübelerdir.
Bu üç şuur seviyesinin uyumlu hale gelmesiyle mesajlar hiçbir zihin seviyesinde tutulmadan serbestçe iletilir. Sınırsız bilgelik kaynağıyla akort olursunuz. Böylece ruhsal aydınlanmaya kavuşursunuz.

Görünce rabbimi gönül gözüyle sordum:”Kimsin,ey sen?”

Dedi:”Senim ben”

                                                                             Hallac-ı Mansur

Hz. Mevlanın doğumundan itibaren 3.gözü açıktır.
Kendisi bu yöndeki farkındalığını arttırabilmek için, kendi üzerinde birçok deney yapmıştır. Bunlar Kuran-ı Kerimin özü, Mesnevide yer almaktadır.
Ve sonunda evrenin ulu mimarına aşkını,şevkini gösterebilmiştir. 3. göz yani bir deyişle Gayb alemidir.

İNSAN GAYB ALEMİNE NASIL AÇILIR?

Gayb âlemi, duyular ötesi âlemdir. Gözü görmeyen, kulağı duymayan, burnu rahatsız bir insan, renkler, sesler ve kokular âlemine yabancıdır. Böyle insanın ameliyatla gözü açılsa, birden âlemi genişler, rengarenk bir âleme muhatap olur. Sonra kulağı açılsa, değişik sesler duymaya başlar. Ardından burnundaki nezle gitse, gözle görmediği, kulakla duymadığı yerden kokular hisseder.

İşte, ruhun gayb âlemine açılışı bunun gibidir. Yani, ruh için başka bir göz, başka bir kulak, başka bir burun vardır. Mevlâna’nın ifadesiyle:
“Vesvese pamuğunu can kulağından çıkar ki, semalardaki meleklerin tesbîh ve takdîs uğultusunu işitesin.

“İki gözünü ayb kılından temizle ki, âlem-i gaybın bağlarını ve serviliklerini göresin.
“Beyninden ve burnundan nezleyi defet ki, burnuna Allah rayihası girsin.” (1)


Mevlâna, gaybî sırların ruha yansımasını şöyle bir misalle anlatır: Bir padişah, Çinli ve Rum mimarları yarıştırır. Sarayın bir odasını perdeyle ikiye böler. Her iki tarafın, duvarda sanatlarını göstermesini ister. Çinliler, rengarenk bir sanat meydana getirirler. Rumlar ise, kendilerine ayrılan duvarı cilalamakla meşguldür. Müddet bitip sanat tamamlandığında aradaki perde kaldırılır. Çinlilerin rengarenk san’atı, karşı tarafın cilalı duvarında daha parlak bir şekilde akseder. Yarışmayı Rum mimarlar kazanır. (2)

Günahlar ruh aynamızın üzerindeki tozlar gibidir. Bir başka açıdan ise, manevî pisliklerdir. Bunları temizlemek, gözyaşlarıyla mümkündür. Çünkü gözyaşı, manevî bir pişmanlığın ve tevbenin göstergesidir. “Zahirî necasetin pis kokusu yirmi adımlık yerden duyulur. Batınî necasetin pis kokusu ise, Acemistan’daki Rey şehrinden Şam şehrine kadar gelir ve hatta göklere çıkar da, Cennetteki hurîlerin ve oranın Hazini bulunan Rıdvan’ın genzine kadar gider.” (3)

Toprağın içindeki çekirdek, dar bir yerde sıkışıp kalmıştır. Fakat ne zaman ki kabuğunu parçalar, toprağın yüzüne çıkıp etrafına bakarsa, bambaşka bir âleme geldiğini görür. Güneşle sohbet eder, rüzgarın tatlı esintilerine mazhar olur.

Maddî âlemin kaydından kurtulup mana âlemine açılmak da bunun gibidir. “Gayb âleminin başka bulutu, başka rahmeti, başka seması, başka güneşi vardır.”  Peygamberler ve bazı büyük evliya, maddenin dar kalıplarından sıyrılıp, manâ âlemine kanat açabilmişlerdir.

“Peki, biz niye açılamıyoruz?” sorusu hatıra gelebilir. Cevabı Mevlâna’dan dinleyelim: “Fikir kanadın çamura bulaşmış ve ağırlaşmış. Zira, çamur yiyorsun. Çamur sana ekmek olmuş.”  “Çare nedir?” diyecek olursak, yine Mevlâna’ya kulak verelim:
“Nur ile gıdalan da, göz gibi ol ve meleklere uy.”  Yani, kanadı çamura batmış bir kuş semalara havalanamadığı gibi, fikri süflî şeylere yönelmiş bir insan da, gayb âlemine kanat açamaz. Göz gibi olmak gerektir. Zira, göz nuranîdir ve gıdası da nurdur. Melekût âleminin sakinleri olan melekler, nuranî gıdalarla gıdalandığı gibi, fikrini ulvi şeylere yönelten, manevî gıdasını iyi alan insanlar da melekût âlemine açılır.

Mevlâna’nın şu sözleri de, insanın gaybî boyutuyla yakından ilgilidir:

“Sofinin biri, bir bahçede murakabeye dalar. Bir tanesi ona der: “Ne uyuyorsun? Gözünü aç! Üzüm çubuklarına, çiçek açmış ağaçlara ve yeşermiş çimenlere bak! ‘Allah’ın rahmet eserlerine bak!’ (Rum suresi, 50) ayetine dikkat et!”. Sofi, şu cevabı verir: “Ey heveskar adam! Allah’ın rahmet eserlerinin asıl tecelligâhı gönüldür. Hariçtekiler ise, ancak eserlerin eserleridir. Ruhda öyle bağlar ve yeşillikler vardır ki, hariçteki akisler, akarsuda görülen akisler gibidir.”

Kaynaklar:
1. Mevlana, VII, 613-614.
2. Mevlana, V, 1607-1611.
3. Mevlana, X, 547-549.
4. Bkz. Mevlana, III, 704.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklamların gösterimine izin veriniz. Bu siteyi ayakta tutabilmek için gereklidir. Please allow ads to be displayed. This is necessary to keep the site up and running.