Tarih

Antik Roma Toplumu

Roma, İtalya’da Tiber Nehri kıyısında küçük bir şehir olarak kuruldu. Latin kabileleri (Latinler veya Latianlar olarak da bilinirler) bölgede MÖ 1000 civarında yaşamışlardır, lakin şehrin kuruluşu MÖ 753 yılına tarihlenmektedir. Aile, Roma toplumunun merkezi ile temeliydi ve başı babaydı.

Roma, birçok tanrının yanı sıra, atlar, gök gürültüsü, şimşek, fırtınalar ve ateşle ilişkilendirilen yüce gök tanrısı Deus Pater‘e (“Baba Tanrı”) – daha çok Jüpiter olarak bilinir – tapan patriyarkal bir toplumdu (babanın kanından meşru soy ve miras). Panteonun başındaki erkek tanrı, Latin kültüründe erkekliğin kadınlıktan daha kıymetli olduğunu aksettiriyordu.


Fresk, Pompeii

Mary Harrsch (Photographed at the Museo Archaeologico Nazionale di Napoli) (CC BY-SA)

İlgili Makaleler

Toplum, erken devirlerden itibaren açıkça patriyarkaldı ve Roma Cumhuriyeti (MÖ 509-27) ve İmparatorluğu (batıda MÖ 27-MS 476, doğuda 330-1453) tarihi boyunca aynı çizgide devam etti. Kahraman Aeneas ile yolculuk yapan Roma adlı bir Truvalı kadının Roma’yı kurduğuna dair bir efsane olsa da, çok daha popüler ve daha iyi bilinen kuruluş efsanesi, şehrin MÖ 753’te, kardeşi Remus’u öldürdükten sonra yarı tanrı Romulus tarafından kurulduğudur.

Romulus’un hikâyesinin bir kısmı, ilk Romalıların diğer kabilelerden, bilhassa da Sabinlerden kadınları kaçırdığını anlatan Sabin Kadınlarının Tecavüzü’nü ihtiva eder. Bu kabileler kadınlarını geri almak için silahlı bir güç oluşturdu, ancak kadınlardan biri -Romulus’un karısı olan Hersilia- lüzumsuz kan dökülmesini durdurmak için diğer kadınları harekete geçirdi ve Romalılarla kalmakta ısrar etti. Bu hikâyenin, mitolojik bir şekilde, Roma toplumunda kadınların aileleri birbirine bağlama ve evlilik yoluyla rakip gruplar arasında barışçı münasebetleri sürdürmedeki hayati rolünü temsil ettiği düşünülmektedir.

Sınıflar ve Çatışma

CİNSİYET, YURTTAŞLIK, SOY VE NÜFUS SAYIMI SIRALAMASINA DAYALI KATI BİR HİYERARŞİNİN EN ÖNEMLİ PARÇASI İSTİKRARLI AİLELERDİ.

Aile, Roma cemiyetinin çekirdeğini tesis ediyor ve her topluluğun temelini oluşturuyordu. İstikrarlı aileler, istikrarlı bir toplum oluşturuyor ve cinsiyet, yurttaşlık, soy ve nüfus sayımı sıralamasına (kişinin nerede yaşadığı ve ne kadar araziye sahip olduğu) dayalı katı bir hiyerarşinin en önemli parçasıydı. Başlangıçta yurttaş, Latinlerin ilk üç kabilesinden birinin mensubu olan ve on beş yaşın üzerindeki herhangi bir erkek olarak tanımlanıyordu. Bu kabileler, daha sonra halkın siyasi ve içtimai hayatlarını belirliyordu.

Siyasi olarak, tepede bir lider (cumhuriyet zamanında konsül, imparatorluk çağında imparator), senato, hakimler ve meclisler bulunurken, sosyal olarak evin reisi (pater familias), karısı, çocukları ve bazı hallerde geniş ailesi (evlenmemiş kız kardeşler, dul anneler, yaşlanan babalar) vardı. Patriyarkal düzen, her iki sahada da (siyasi ve içtimami) kayırmacılık kaidelerine göre işliyordu: iktidardakiler, altlarındakilere bakmakla mükellefti. Konsül, imparator veya hanedan reisi, mesuliyetlerine ebeveyn bakımı ve temel ihtiyaçlarını karşılar ve karşılığında onların sadakat ve hizmetini alırdı.

Ancient Roman Society and Social Order

Antik Roma Toplumu ve Sosyal Düzen

Simeon Netchev (CC BY-NC-ND)

Toplum iki sınıfa ayrılmıştı: üst sınıf Patriciler ve işçi sınıfı Plebler. Bu sınıfların sosyal statüleri ve yasalar altındaki hakları, başlangıçta Plebler ve Patriciler arasında bir güç mücadelesi olan Sınıflar Çatışması (yaklaşık MÖ 500-287) ile karakterize edilen devreye kadar üst sınıfın lehine katı bir şekilde tanımlanmıştı.

Sınıflar Çatışması, Roma Patricilerinin bölgede hakimiyet kurmak için komşu kabilelere karşı seferber olmaları ve orduları için adamlara ihtiyaç duymalarıyla başladı. MÖ 494’te, harp gücünün büyük kısmını oluşturan Plebler, kendilerine hükümette söz hakkı verilinceye kadar orduda vazife almayı reddettiler. Şikayetleri, senatoya kendi temsilcilerini (bir tribün) göndermelerine izin veren yeni yasalar ve MÖ 449’da herkesin görebileceği şekilde asılan ve kimsenin kanunun üstünde olmadığını garanti eden Roma yasaları olan On İki Levha ile giderildi.

Çatışmadan önce Plebler, Patriciler ile evlenmeleri yasak olan kesinlikle ikinci sınıf vatandaşlardı. MÖ 445’ten sonra ise bu yasa değiştirildi ve Plebler istedikleri kişiyle evlenebildi ve siyasette söz sahibi oldular. Sınıflar Çatışması sona erdiğinde, Roma toplumu beş sosyal sınıfa ayrılmıştı:

  • Patriciler
  • Equites
  • Plebler
  • Azat Edilmişler
  • Köleler

Patriciler ananevi olarak toprak sahibi soylular, Plebler ise topraksız yoksullar olarak gösterilse de bu bir yanılgıdır. Patriciler kesinlikle senatoyu oluşturuyoran idareci sınıftı, ancak birçok güçlü Pleb ailesi vardı ve Roma tarihi ilerledikçe birçok Patriciler servet ve mevkilerini kaybederken, Pleb ailelerinin varlıkları önemli ölçüde arttı. Temelde, Patriciler aristokrasiyi tesis ediyordu – birinin Patriciler olarak doğması gerekiyordu – Plebler ise diğer herkesti; ancak plebyen olmak illa ki yoksul olmak anlamına gelmiyordu. Çiftçiler, tesisatçılar, zanaatkarlar, öğretmenler, müteahhitler, mimarlar ve diğer birçok saygın ve kazançlı meslek, Pleb sınıfı tarafından temsil ediliyordu.

Roman Toga, Tarragona

Roma Togası, Tarragona

Mark Cartwright (CC BY-NC-SA)

Equites (atlı sınıfı, süvari), ilkin erken cumhuriyet devrinde atlarını satın almaları ve bakımlarını yapmaları için muayyen bir miktar para verilen asil atlı şövalyeleriydi ve bu sebeple ticaret ve alışverişle münasebetlendirildiler. Nihayet iş yapmakla meşgul olan üst sınıfın bir parçası oldular. MÖ 218’de, senatörlerin yasama kararlarını tehlikeye atabileceği öne sürülerek ticaret yapmalarını yasaklayan bir yasa çıkarıldı. Equites, senatör sınıfından sosyal olarak daha aşağı mevkide olan, bankaları idare eden, vergi toplayan, mal ithalat-ihracatı yapan ve köle ticaretinin yanı sıra ticarethaneleri de idare eden soylu sınıfından erkeklerdi.

Azat edilmiş köleler, hürriyetlerini satın almayı başaran veya sahipleri tarafından hür bırakılan kölelerdi. Azat edilmiş erkek (veya kadın), daha sonra eski sahibinin himayesine güvenerek onun müşterisi haline gelirdi. Azat edilmiş kölelere vatandaşlık verilirdi, ancak siyasi vazife alamazlardı. Ancak, azat edilmiş kölelerin çocuklarına vatandaş olarak tam haklar verilirdi. Azat edilmiş köleler, kifayetlerine sahip oldukları her işte çalışabilirlerdi ama çoğu zaman köle oldukları zamanda eski efendileri için yaptıkları vazifeleri yapmaya devam ederlerdi.

ROMALILARIN KADİM KORKUSU, MÖ 73-71’DEKİ SPARTAKÜS KÖLE İSYANINDA GERÇEKLEŞEN KÖLE İSYANLARIYDI.

Köleler, cemiyette hiçbir hakkı olmayan en alt sınıftı ve efendilerinin malı olarak kabul edilirlerdi. Bir Roma kölesinin hayat kalitesi, efendisine ve işine göre değişirdi. Madenlerde veya yol yapımında çalışmak, zanaatkârlar için çalışan veya efendilerine hocalık veya müzisyenlik yapan kabiliyetli zanaatkâr kölelerden çok daha zordu. Yine de, bir kölenin mesuliyetleri ne kadar kolay görünürse görünsün, yine de efendilerinin kaprislerine tabiydiler ve efendileri onları herhangi bir sebeple dövebilir, hatta öldürebilirdi.

Romalılar, yapmak istemedikleri işleri kölelere yaptırırlardı. Kadın köleler, efendilerine banyo yapmalarına, giyinmelerine ve makyaj yapmalarına yardım etmekten çocuklara bakmaya, evi temizlemeye ve alışverişe yardım etmeye kadar hayatlarının her sahasında hizmet ederlerdi. Erkek köleler ise ev sahibine şahsi asistanlık, çocuk eğitmenliği, garsonluk, uşaklık, korumalık, malikane nezareti gibi birçok farklı vazifede hizmet ederlerdi. Bir ara Romalılar, kölelerin kendilerini tanıtmaları için belirli bir üniforma giymelerini mecburi kılan bir yasa çıkarmayı düşündüler, ancak bunun kölelerin ne kadar kalabalık olduklarını fark etmelerini ve muhtemelen bir isyana yol açacağından korktukları için bundan vazgeçtiler. Köle isyanları, Romalıların kadim korkusuydu ve bu korku, MÖ 73-71 yıllarında Romalıları dehşete düşüren ve yıllarca peşlerini bırakmayan Spartaküs Köle İsyanı’nda gerçekleşti.

Roman Slaves Relief Slab

Roma Köleleri Kabartma Levhası

Carole Raddato (CC BY-NC-SA)

Kölelerin çoğu savaşta esir alınan veya köle tüccarları tarafından kaçırılan yabancılardı; ancak bazı Romalılar borçlarını ödemek için kendilerini veya çocuklarını köle olarak satıyorlardı. Asil aileler bazen küçük bir çiftlikte 1.000’e kadar köleye, başka yerlerde ise daha fazlasına sahip oluyorlardı ve bu köleler, devletin çekirdeği olan aileye hizmet ederek devletin çıkarlarına hizmet ediyorlardı.

Aile

Patrician aileleri hakkında alt sınıf ailelerine kıyasla çok daha fazla vesika mevcut olmasına rağmen, temel paradigma her ikisi için de aynıydı. Baba ailenin reisiydi ve mali vaziyet ve çocuk yetiştirmeyle alakalı bütün kararları o veriyordu. Babalar, yaşları veya medeni halleri ne olursa olsun, doğumlarından ölümüne kadar çocukları üzerinde tam kontrole sahipti (bir oğul, babasının kifayetsiz olduğunu veya açıkça oğlunun çıkarlarına aykırı davrandığını ispatlayabilirse, babasından azat edilmesini talep etmek için mahkemeye başvurabilirdi). Baba, yeni doğan çocuğunun evde mi yoksa terk mi edileceğine karar verme hakkına dahi sahipti.

Doğum, evde, bir ebe ve annenin köleleri eşliğinde gerçekleşirdi. Erkekler doğuma katılmazdı, ancak bazen üst sınıf evlerde, zor bir doğum durumunda hazır bulunması için erkek bir doktor çağrılırdı. Çocuk doğup temizlendikten sonra, bir battaniyeye sarılarak yere yatırılır ve baba odaya çağrılırdı. Bu noktada baba, çocuğu ya kucağına alabilirdi (bu, eve kabul edildiğini gösterir) ya da ondan yüz çevirebilirdi.

Baba çocuğu reddederse, çocuk evden alınır ve sokakta ölüme terk edilirdi. Bir baba, çocuğu herhangi bir sebeple reddedebilirdi ve sebep ne olursa olsun, vasiyetine itiraz edilemezdi. Oğulların aile adını ve varlığını sürdürmesi gerektiğinden, kız çocuklarının oğullardan daha fazla reddedilmiş olması muhtemeldir; ancak yeni doğan bebekler, başka bir çocuğun eve çok fazla maddi yük getireceği ve bilhassa ailenin sağlıklı bir oğlu varsa, başka bir çocuğa ihtiyaç duyulmayacağı için terk edilebilirdi. Bu terk edilmiş bebekler genellikle köle tüccarlarınca kurtarılır, ardından onları büyütüp köle olarak satarlardı.

Kadınlar

Kadınlar, evlendikten sonra bile hayatları boyunca babalarının iradesine tabiydiler ve hiçbir siyasi söz hakları veya güçleri yoktu. Kızlara, bir evi nasıl idare edecekleri, kocalarına nasıl bakacakları ve kariyerlerini nasıl ilerletecekleri öğretilirdi. Roma Cumhuriyeti’nin son zamanlarında kadınlar daha fazla hak kazanmış olsalar da, hâlâ babalarının ve kocalarının kontrolü altındaydılar.

The Intervention of the Sabine Women

Sabine Kadınlarının Müdahalesi

Jacques-Louis David (CC BY-SA)

Yine de kadınlar boşanma davası açabilir, kürtaj yaptırabilir (bir erkeğin rızasıyla), miras alabilir, mülklerini idare edebilir ve satabilirdi. Alt sınıftan kadınlar ise işletmeleri yönetebilir, mağaza ve restoranlarda çalışabilir ve mücevher, giyim ve seramik gibi ürünlerini satan kendi butiklerini işletebilirlerdi. Kadınların çocukları üzerinde hukuki bir hakkı yoktu ve boşanma durumunda çocuklar otomatik olarak babaya geçerdi. Bir kadın yaklaşık 15 yaşına geldiğinde, babası ona münasip bir eş bulmuş olurdu; ancak bazı kızlar daha erken yaşlarda –genelde çok daha büyük erkeklerle– nişanlanırdı.

Evlilik

Günümüzde kabul edilen bir izdivaç merasimi yoktu. Evlilik yalnızca rızası olan iki Roma vatandaşı arasında hukukiydi, ancak “rıza” muhtemelen daima gönüllü olarak verilmiyordu. Bir baba, oğlu veya kızı için bir evlilik ayarlamışsa, aşırı derecede müsamahalı olmadığı müddetçe, çocuğun evlenmeyi tercih etmese bile evliliği sürdürmesi beklenirdi.

İzdivaç merasimi genelde gün doğumundan hemen sonra, çiftin yeni hayatına adım attığı anı sembolize edecek şekilde yapılırdı. Merasimin hukuki olması için on tanık gerekiyordu ve bir rahip hazır bulunsa da, merasimi idare edemezdi. Gelin ananevi bir yemin eder ve ardından düğün partisi büyük bir ziyafete katılır, ardından gelin ve güvey yeni evlerine (veya damadın babasının evine) kadar onları takip ederdi.

Gelin, yürürken yolların ruhlarına adanmış bir madeni para bırakırdı (evliliğindeki müstakbel yoluna şans getirmesi için bir adak) ve yeni güveyine iki madeni para verirdi; biri şahsen güveyi diğeri ise evinin ruhlarını şereflendirmek için. Birlikte yürürken, güvey kalabalığa fındık ve şeker atar, onları takip edenler de aynı şeyleri dağıtırdı (bugünlerde düğünlerde pirinç atma ritüeliyle hatırlanan bir ritüeldir bu) ta ki güveyin evine varana kadar.

Roman Copper As

Roma Bakırı

Mark Cartwright (CC BY-NC-SA)

Güvey, gelini içeri taşımak için eşikten kaldırırdı. Akademisyen Harold W. Johnston, bunun Sabine Kadınlarının Tecavüzü hikayesine (Nardo, 79) atıfta bulunarak “kaçırma yoluyla evliliğin bir başka devamı” olabileceğini öne sürer. Bu mümkün olsa da, gelinin tökezleyip düşmesine (kötü bir alamet) mani olmak için de yapılmış olabilir veya daha muhtemel olarak, onu eski hayatından uzaklaştırıp yeni hayatına kolayca taşımak için sembolik bir hareket olabilir. Daha sonra yakın arkadaşlar ve aile mensupları eve davet edilir, koca yeni eşine evin olmazsa olmazları olarak ateş ve su sunar ve o da ocaktaki ilk ateşi yakardı. Daha sonra, yeni çift geceyi geçirmek üzere yatağa girene kadar ziyafetler devam ederdi.

Hane ve Aile

Bir kızın evlenmesi için asgari hukuki yaş 12, bir erkeğin evlenmesi için ise 15’ti; ancak çoğu erkek daha geç, yaklaşık 26 yaşında evlenirdi. Bunun sebebi, erkeklerin 15-25 yaşları arasında zihnen dengesiz olduklarına inanılmasıydı. Tamamen tutkularının kontrolünde oldukları ve sağlıklı kararlar veremeyecekleri düşünülürdü. Kızların daha erken yaşta çok daha olgun oldukları (modern çağda kabul görmüş bir gerçek) ve bu sebeple, umumi olarak güveyden çok daha küçükken evliliğin mesuliyetlerine hazır oldukları düşünülürdü.

İzdivacın temel maksadı, toplumun mesul ve üretken mensupları olacak çocukları büyütmek ve yetiştirmekti. Erkekler sosyal hiyerarşide baskın olduğundan, evin mihveri büyük ölçüde ilk doğan erkek çocuktu. Bir erkek çocuğun doğumundan dokuz gün sonra (kız için sekiz gün), bebeğe Lustratio olarak bilinen arınma töreninde bir ad verilir ve kötü ruhları kovmak için bir muska takılırdı. Erkek çocuklarına yönelik muskalara bulla, kız çocuklarına yönelik muskalara ise lunula denirdi. Bu nesneler kurşun veya kumaştan, daha varlıklı evlerde ise altından yapılırdı.

Erkek çocuklar, reşit olma töreninden sonra erkek sayılıp vatandaş sayıldıkları 15 yaşına kadar bullayı her gün takarlardı. Kızlarsa evlenmelerinden kısa bir zaman öncesine kadar lunulayı takar, ardından çocukluk oyuncakları ve kıyafetleriyle birlikte çıkarıp kadın kıyafetleri ve aksesuarları giyerlerdi. Erkek çocuk, babasının mesleğini öğrenmek ve bir Patrisyen veya Atlı ise ata binmeyi, avlanmayı ve savaşmayı öğrenmek üzere yetiştirilirdi. Roma Cumhuriyeti zamanında askerlik hizmeti mecburiydi ve bu yüzden her erkeğe sınıfına bakılmaksızın dövüş becerileri öğretilirken, imparatorluk zamanında askerlik gönüllüydü. Kızlar, daha önce de belirtildiği gibi, eş ve anne olmak üzere yetiştirilirdi ve Roma tarihinde güçlü kadınların kayda değer örnekleri bulunsa da, bunlar yine de evli ve çocuklu kadınlardı.

Roman Ivory Doll

Roma Fildişi Bebeği

Mark Cartwright (CC BY-NC-SA)

Hane baba tarafından idare ediliyor olsa da, her seviyede anne tarafından idare ediliyordu ve bu, evi bir huzur ve ahenk cenneti haline getirmeyi de içeriyordu. Hanedeki herkes tanrıları ve ruhları memnun etmekten mesul olsa da, ev ruhlarının günlük olarak şereflendirilmesini sağlamak ilkin evin kadınına düşüyordu. Bu ruhlar arasında panes ve penates (kiler ve mutfak ruhları) ve genius (tek hanenin reisinin erkeklik ruhu) vardı. Lares (kişinin atalarının ruhları) ve parentes (yakın aile mensuplarının ruhları), Parentalia festivaliyle şereflendirilirdi. Ayrıca manes (ölülerin kolektif ruhları) ve lemures (öfkeli ölüler) de Lemuria’nın sosyal festivalinde onurlandırılır ve yatıştırılırdı.

Din ve Devlet

Din, her haneyi, cemaati ve devleti şekillendiriyordu. Devlet, homojen dini inanç ve ritüelleri destekleyip teşvik ediyor ve din, devleti tahkim ediyordu. Yıl boyunca tanrıları, tanrılarla alakalı geçmişin büyük işlerini ve ilahi takdirin sağladığı hasadı kutlayan festivaller tertiplenirdi. Hane reisinin doğum günü, babanın herhangi bir vaziyette ne yapılması gerektiğini fark etmesini ve bunu yapacak kuvvet ve kabiliyeti bulmasını sağlayan hanenin dehasını onurlandırırdı. Evdeki panes ve penatesleri onurlandıran günlük ritüeller, Vesta Bakireleri’nin rolü ve ocak, ev ve aile tanrıçası Vesta’nın mukaddes ateşiyle örneklenen milli tanrıları şereflendiren devlet tarafından da yankılanırdı.

Roma takviminin en büyük festivali, tohum, ekim ve hasat tanrısı Satürn’ü şereflendiren Satürnalia’ydı. Satürnalia, bazı zamanlarda 17-23 Aralık tarihleri arasında kutlanır ve festival boyunca bütün işler durur, işletmeler kapanır ve gelenekler askıya alınırdı. Bu, ev reisinin mesuliyetten vazgeçip hanenin daha genç bir mensubunun kontrolü ele aldığı yılın tek zamanıydı. Bütün yasalar ve ritüeller gevşetilir, kölelerin şenliklere eşit olarak katılmalarına izin verildi ve konsey toplantılarının, meclislerin ve inşaat proje planlama kurullarının yerini partiler aldı.

İnsanlar rengarenk kıyafetler giyer, evlerini çiçekler, çelenkler ve seramik figürinlerle süsler ve mahalledeki herkesi karşılayan müşterek kutlamalar esnasında arkadaşlarını ve ailelerini ziyafetler ile içkilere davet ederdi. Hediyeler alışverişinde bulunulurdu; bunlar arasında genelde bütün iyi armağanların vericisi olarak Satürn’ün küçük figürleri de vardı ve ertesi gün herkes şenliklerden kurtulup normal hayatına geri dönerdi.

Satürnalia Bayramı, elbette, modern Noel kutlamalarının kadim öncüsüydü. Bilim insanları umumi olarak İsa Mesih’in muhtemelen ilkbaharda doğduğu hususunda hemfikirdir, ancak Kilise, popüler pagan bayramlarını Hristiyanlaştırma politikasına uygun olarak, Satürnalia Bayramı’nı kendi bayramıyla değiştirmek için Hazreti İsa’nın doğumunu kutlamak üzere 25 Aralık’ı seçti. Ancak Satürnalia, yıl boyunca düzenlenen birçok dini festivalin yalnızca en popüler ve en çok hoş karşılananıydı ve bunların hepsi, Roma toplumunu tek bir birim olarak birbirine bağlamaya hizmet ediyordu; devlet reisi, Roma halkının bütünleşmiş ailesinin başıydı.


Kaynak

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklamların gösterimine izin veriniz. Bu siteyi ayakta tutabilmek için gereklidir. Please allow ads to be displayed. This is necessary to keep the site up and running.