Dünya TarihiTarih

Antik Mısır Sanatının Kısa Bir Tarihi

Antik Mısır Sanatı

[ad_1]

Sanat, her medeniyetin vazgeçilmez bir unsurudur. Yiyecek, barınma, belli bir toplum hukuku ve dini inanç gibi temel insani ihtiyaçların karşılanmasının akabinde toplumlar/kültürler sanat eserleri ortaya koymaya başlar ve çoğu zaman tüm bu gelişmeler aşağı yukarı eş zamanlı olarak gerçekleşir.

Söz konusu bu gelişme Mısır’da Predinastik Dönemi/Hanedanlık Dönemi Öncesi’de (M.Ö. 6000 civarı – 3150 civarı) kaya duvarlara kazınmış hayvan, insan ve tabiatüstü insan figürleriyle ortaya çıkmıştır. Bu erken dönem tasvirler ilerleyen zamanlardaki gelişmelerle mukayese edildiğinde oldukça ilkeldir ama yine de Mısır kültürel bilinç düzeyinde önemli bir değeri yansıtmaktadır; yani bu değer denge idi.

Tutankhamun & Ankhsenamun

Tutankamon & Ankhesenamen

Pataki Márta (CC BY-NC-SA)

İlgili Makaleler

Mısır toplumu, yaratılışın başlangıcından itibaren ortaya çıkan ve evreni ayakta tutan — Mısır’ın doğruluk ve adalet tanrıçası — “ma’at” olarak bilinen uyum/ahenk kavramına dayanıyordu. Bu nedenle Mısır sanatındaki her unsur kusursuz bir denge üzerine kuruludur; zira tanrıların ideal dünyasını yansıtmaktadır. Tıpkı bu tanrıların insanlık adına faydalı armağanlar sunması misali, sanat eserleri de bir kullanım sağlamak üzere tasarlanmış ve ortaya çıkmıştır.

Her şeyin başında gelen Antik Mısır sanatı daima işlevsel bir nitelik taşımıştır. Ne kadar muhteşem işlenmiş olursa olsun, bir heykelin yapılış gayesi bir ruha ya da tanrıya ev sahipliği yapmaktı. Örneğin bir muska cazip olacak tarzda tasarlanırdı fakat estetik açıdan kusursuz olmasından ziyade koruyucu amaçlı bir tasarımdı. Mezar resimleri, tapınak tabloları, ev ve saray bahçelerinin tümü, sahip oldukları biçimin mühim bir işleve uyması gözetilerek tasarlanmıştır ve pek çok durumda bu işleyiş, bizlere daima yaşamın ezeli ve ebedi niteliğini, bireysel ve toplumsal istikrarın taşıdığı değerleri hatırlatan bir unsur olmuştur.

Erken Hanedanlık Dönemi’nde Ortaya Çıkan Sanat

Simetriyle/bakışımla ifade edilen denge değeri, Mısır sanatını en erken dönemlerden başlayarak etkisi altında tutmuştur. Predinastik Döneme/Hanedanlık Öncesi Döneme dayanan kaya sanatı, Mısır’ın Erken Hanedanlık Dönemi’nde (M.Ö. yaklaşık 3150 civarı – 2613 civarı) eksiksiz bir gelişme gösteren ve somutlaşan bu değeri ortaya koymaktadır.

Söz konusu bu döneme damgasını vuran sanat, Mısır’daki ilk hanedanlığı kurmuş olan Firavun Kral Narmer (M.Ö. 3150 civarı) yönetiminde Yukarı ve Aşağı Mısır’ın birleşmesini kutlamak amacıyla yapılmış olan Narmer Paleti/Büyük Hierakonpolis Paleti (M.Ö. 3200-3000 civarı) olarak bilinen eserde doruk noktasına ulaşmaktadır.

Chevron kalkanı (haneden arması; kalkanın üzerinde görülen geniş ters v şekli) şeklindeki silttaşı plaka üzerine yapılan bir dizi kabartma ile büyük kralın düşmanlarına karşı elde ettiği zafer ve tanrıların onun yaptığı eylemleri nasıl destekleyip onayladığı anlatılmaktadır.

Palet üzerindeki bazı tasvirlerin anlamlandırılması biraz karmaşık olsa da, kralın kutlandığı ve Aşağı ve Yukarı Mısır’ın birleştiğinin anlatıldığı hikâye gayet net bir durum sergilemektedir.

Narmer Palette [Two Sides]

Narmer Paleti [İki Yüzü]

Unknown Artist (Public Domain)

Ön yüzünde Narmer boğanın (büyük ihtimalle ”Apis Boğası”) tanrısal kuvvetiyle ilişkilendirilmiş ve Yukarı ile Aşağı Mısır’ın tacını giymiş vaziyette bir zafer alayında görülmektedir. Alt tarafında birbirine dolanmış hayvanlarla güreş tutmakta olan iki adam görülmektedir ve bunların genellikle Yukarı ve Aşağı Mısır’ı temsil ettiği düşünülür (gerçi bu görüşe itiraz edilmektedir ve bunun makul bir yanı yoktur). Arka yüzünde ise tanrıların onaylayıcı bakışları altında kralın düşmanlarına karşı elde ettiği zafer gösterilmektedir. Bu sahnelerin tamamı inanılmaz bir maharetle aşağıdan yukarıya rölyef/kabartma tekniğinde oyulmuştur.

Söz konusu bu teknik Erken Hanedanlık Dönemi’nin sonlarına gelindiğinde mimar İmhotep (M.Ö. 2667-2600) tarafından — Yunancada ”Tosorthros” ve ”Sesorthos” adıyla bilinen — Kral Zoser’in (M.Ö. 2670 civarı) piramit kompleksinin tasarımında oldukça etkileyici bir yöntem olarak kullanılacaktır. Lotus çiçekleri, papirüs bitkileri ve djed sembolü gibi tasvirler hem yüksek hem de alçak kabartma tekniğiyle yapıların mimarisinde ustalıkla işlenmiştir. Bu zamana kadar heykeltıraşlar üç boyutlu gerçek boyutta heykeller yaratmak suretiyle taş üzerine işleme sanatında da ustalaşmışlardı.

Bu döneme dayanan en büyük sanat eserleri arasında Zoser’in heykeli yer almaktadır.

Eski Krallık Dönemi’nde Sanat

Mısır’ın Eski Krallığı Dönemi’nde (M.Ö. 2613-2181 civarı) gelişen bu maharet/beceri, kuvvetli bir merkezî hükümet ve ekonomik refah sayesinde bir araya gelerek Büyük Gize Piramidi, Sfenks ve gösterişli mezar ile tapınak resimleri gibi devasa eserlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Erken Hanedanlık Dönemi’nde ilk kez geliştirilen dikilitaş/obelisk, zarif detaylarla işlenmiş ve Eski Krallık Dönemi’nde giderek artan bir oranda kullanılmaya başlanmıştır. Mezar resimlerinin giderek artan bir oranda karmaşıklaşmasına mukabil heykeller çoğu zaman durağan kalmıştır.

Sakkara’daki (Arapça: سقارة) Zoser heykeli ile Gize’de bulunan IV. Hanedanlığı ikinci firavunu olan Kral Khufu ya da bilinen adıyla Keops’in (M.Ö. 2589-2566) küçük bir fildişi heykeli mukayese edildiğinde aynı biçim ve tekniğe sahip oldukları görülmektedir.

Buna karşın her iki eser de uygulama ve detay açısından istisnai parçalardır.

Djoser

Zoser

tutincommon (CC BY-NC-SA)

Eski Krallık Dönemi’nde görülen sanat devletin yetkisindeydi, yani kral ya da yüksek rütbeli bir soylu bir yapıtı hem kendisi yaptırır hem de yapıtın tarzını belirlerdi. İşte bu yüzden Eski Krallık Dönemi sanat eserlerinde böylesine bir tekdüzelik görülmektedir: Birbirinden oldukça bağımsız olan her sanatçı kendine özgü bir görüşe sahip olsa da bunu müşterilerinin isteklerine uyarak ortaya koymak mecburiyetindeydi. Ancak bu paradigma/yaklaşım Eski Krallık sona erip Birinci Ara Dönem (M.Ö. 2181-2040) başlayınca değişime uğramıştır.

Birinci Ara Dönem’de Sanat

Birinci Ara Dönem öteden beri bir kargaşa ve karanlık dönemi olmakla nitelendirilmekte ve bu dönemden kalan sanat (eserleri) bu yöndeki görüşlerin doğruluğunu ispatlamak üzere kullanılagelmektedir. Sanattan doğan bu görüş, Birinci Ara Dönem eserlerinin düşük kalitede olduğu yorumuna ve Mısır toplumunun özgürce hareket edip anarşiye ve çöküşe doğru sürüklendiğini ispatlamak amacıyla yapılmış devasa yapı projelerin eksikliğine dayanmaktadır. Hakikatte, Mısır’ın Birinci Ara Dönemi son derece büyük bir gelişmenin ve kültürel değişimlerin yaşandığı bir dönemdir. Bu durum, sanat eserlerinin kalitesi, merkezî hükümetin yeterince etkin olmayışından ve buna mukabil sanatın devlet eliyle yürütülmeyişinden ileri geliyordu.

SANAT ESERLERİNİN KALİTESİ, MERKEZÎ HÜKÜMETİN YETERİNCE ETKİN OLMAYIŞINDAN VE BUNA MUKABİL SANATIN DEVLET ELİYLE YÜRÜTÜLMEYİŞİNDEN İLERİ GELİYORDU.

Artık her farklı yerleşim birimi sanat konusunda kendi vizyonunu geliştirmekte ve bu vizyon (öngörü) doğrultusunda eserler ortaya koymakta özgür bırakılmıştır. Birinci Ara Dönem sanatının “kalitesi düşük” diye nitelendirilebilecek hiçbir yanı yoktur; bu durum yalnızca Eski Krallık Dönemi sanatından farklılık göstermesinden kaynaklanmaktadır.

Ayrıca bu dönemde herhangi bir devasa yapı projesine rastlanmaması da gayet kolay açıklanabilir: Eski Krallık Dönemi’ndeki hanedanlar kendi görkemli anıtlarını inşa ettirmek uğruna devlet hazinesinin suyunu çekmişlerdi ve böylece V. Hanedan Dönemi’ne gelindiğinde artık böylesi projelere harcanacak hiçbir kaynak kalmamıştı. Her ne kadar VI. Hanedanlığın akabinde gelen Eski Krallığın çöküş süreci kesinlikle bir keşmekeş dönemi olsa da, bunu müteakip yaşanan dönemin bir nevi “karanlık çağ” olduğuna işaret eden elimizde yeterli sayıda kanıt bulunmamaktadır.

Birinci Ara Dönem’de pek çok kaliteli sanat eseri ortaya çıkmış ama aynı zamanda seri bir şekilde üretilen sanat eserlerinin artışı da gözlemlenmiştir. Geçmişte yalnız bir sanatçının elinden çıkan eserler günümüzde bir araya getiriliyor ve bir yapım ekibince üretilip boyanarak sergileniyordu. Bu el sanatları arasında muskalar, tabutlar, seramikler ve Uşepti heykelcikleri yer alıyordu. Uşepti (genel olarak uşabti, ushabti, shaptis ve shawabtis olarak da anılır) heykelcikleri, kişinin ölümünden kısa bir süre sonra gömüldüğü ve öteki dünyada yeniden hayata dönerek sorumluluklarını yerine getirdiğine inanılan önemli mezar nesneleriydi. Bu heykelcikler fayanstan, taştan ya da ahşaptan yapılmaktaydı fakat Birinci Ara Dönem’de çoğu zaman ucuz bir fiyata satılmak üzere ahşaptan ve seri üretimden yapılıyordu. Uşepti heykelcikleri ruhun öbür dünyada huzur içinde yaşamasını sağladıkları ölçüde önem arz etmekteydi. Geçmiş dönemlerde yalnız zengin kesim uşepti heykelciklerine ulaşabilirken, bu devirde bunlar daha makul düzeyde geliri olan kimselerce de satın alınabilir hâle gelmiştir.

Mısır’ın Orta Krallık Dönemi’nde Sanat

Birinci Ara Dönem, — Mısır Orta Krallık Dönemi’nin ilk firavunu — Teb’li II. Nebhepetre Mentuhotep’in (hükümdarlık dönemi M.Ö. 2061-2010 civarı) Herakleopolis (Yunanca: Ἡρακλεόπολις) krallarını yenilgiye uğratması ve akabinde Mısır’ın Orta Krallık Dönemi’ni (M.Ö. 2040-1782) başlatmasıyla sona ermiştir. Böylece Antik Mısırlılarca ”Waset” adıyla bilinen Teb/Thebes (Arapça: طيبة, Antik Yunanca: Θῆβαι) kenti artık Mısır’ın başkenti konumuna gelmiş ve yeniden güçlü bir merkezî hükümet, sanatsal beğeniyi ve yaratımı belirleme erkine erişmiştir. Bununla birlikte, Orta Krallık Dönemi’nde hüküm süren yöneticiler, farklı bölgelerdeki değişik sanat anlayışlarını desteklemiş ve sanatın tamamını soylu sınıfın zevklerine dayatmamıştır. Her ne kadar Eski Krallık Dönemi’nde sanata duyulan derin hürmet ve çoğu durumda bunu yansıtmaya yönelik bariz bir teşebbüs söz konusu olsa da, Orta Krallık Dönemi’ndeki sanat ise, gerek işlenen temalar/konular gerekse tekniğin gelişmişliği bakımından ayırt edici bir özelliğe sahiptir.

Mısır’ın Orta Krallık Dönemi genellikle kültür açısından zirve noktası olarak kabul edilmektedir. II. Mentuhotep’in mezarı, Teb kenti yakınındaki uçurumlardan yontulmuş, tamamen özgün bir eser etkisi yaratmak üzere kusursuz bir uyum içinde doğayla bütünleşmiş bir sanat eseri görünümündedir. Mezarın etrafındaki resimler, freskler/duvar resimleri ve heykeller de ileri derecede bir inceliği ve daima olduğu üzere simetriyi yansıtmaktadır. Mısır tarihindeki en iyi parçalardan bazılarının bu döneme tarihlendirilmesiyle birlikte mücevherat (ya da mücevher işçiliği) da bu dönemde büyük ölçüde incelikle işlenmiştir. Mısır’ın 12. Hanedanlığı’nın IV. hükümdarı olan II. Senusret (M.Ö. 1897-1878 civarı) tarafından yaptırılıp kızına armağan edilen bir kolye, ucunda som altından bir arkalığa sahip, ince altın tellerle tutturulmuş ve 372 adet yarım kıymetli taşla işlenmiştir. Kral ve kraliçelerin heykel ve büstleri, Eski Krallık Dönemi sanat eserlerinin pek çoğunda bulunmayan bir hassasiyet ve güzellikte incelikle işlenmiştir.

Pectoral of Senusret II

II. Senusret’in Pektoral’i

John Campana (CC BY)

Öte yandan, Orta Krallık Dönemi’ne damgasını vuran sanat eserlerinin başında gelen en çarpıcı husus konuyu ele alış biçimidir. Bu döneme özgü sanat eserlerinde soylu sınıf mensuplarından ziyadesiyle halk tabakasından insanların yer aldığı görülmektedir. İşçilerin, çiftçilerin, dansçıların, şarkıcıların ve gündelik hayatın adeta krallar, soylular ve tanrılar kadar dikkat çektiği Orta Krallık Dönemi’ne uzanan sanat eserlerinin tamamında Birinci Ara Dönem’in izleri görülmeye devam etmektedir. Mezarlarda işlenen sanat eserleri öteki dünyaya yönelik geleneksel bakış açısını yansıtmayı sürdürmüştür, oysa dönemin edebiyatında eskiye yönelik inanç sorgulanmış ve kişinin emin olabileceği dünyadaki tek hayat olan bugüne yoğunlaşması gerektiği ileri sürülmüştür.

Dünyadaki yaşantı üzerine yapılan bu odak noktası, sanat eserlerinde giderek azalan idealist (ülküsel) ve realist (gerçekçi) bir yaklaşımla yansıtılır. Mısır’ın 12. Hanedanlığı’nın V. hükümdarı olan III. Senusret (M.Ö. 1878-1860) gibi krallar gerek heykellerde gerekse sanat eserlerinde artık birer ideal kral olarak değil, gerçekte oldukları gibi tasvir edilirler. Akademisyenler/Bilim insanları bu durumu tasvirlerin tekdüzeliğinden ve detaylarından fark etmektedir. Önceki dönemlerin kralları daima aynı yaşta (genç) ve aynı görünümde (kudretli) tasvir edilirken, III. Senusret yapıtlarında farklı yaşlarda, bazen bitkin, bazen zafere ulaşmış bir vaziyette gösterilmiştir. Mısır sanatının mimiksiz oluşuyla meşhur olmasının ardındaki asıl etken, Mısırlıların duygularının anlık ve geçici olduğundan ötürü, kişinin ebedi görüntüsünün hayatındaki tek bir anı değil, varoluşunun bütününü yansıtmasını istemeleridir.

Head of Senusret III

III. Senusret’in Başı

Osama Shukir Muhammed Amin (Copyright)

Orta Krallık Dönemi’nde görülen sanat eserleri bu ilkeye sadık kalırken, aynı zamanda önceki dönemlere nispeten konunun yarattığı ruhsal duruma yönelik pek çok iz taşımaktadır. O dönemde öteki dünyaya nasıl bakılırsa bakılsın, sanattaki ağırlık noktası daima içinde bulunduğumuz zamana yöneliktir. Ölümden sonrasına ışık tutan tasvirlerde insanlar yemek, içmek, tarla ekip biçmek gibi dünya hayatının basit zevklerinin tadını çıkarmaktadır. Söz konusu bu tasvirlerin detaylarında, kişinin dünyada yaşarken hayattan aldığı zevklerden en iyi şekilde istifade etmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Ayrıca bu dönemde köpek tasmaları da daha gösterişli hâle gelmiştir; bu da avlanmaya ayrılan boş vaktin arttığına ve sıradan gündelik eşyaların süslemesine gösterilen özenin arttığına işaret etmektedir.

Mısır’ın Orta Krallık Dönemi, 13. Hanedan/XIII. Hanedan Dönemi’nde hükümdarların kendilerini fazlasıyla kaptırıp devletin işlerini savsaklamasıyla çöküşe geçmeye başlamıştı. Yabancı bir kavim olan Hiksoslar (Mısır dilinde heqa khasewet, “Yabancı Krallar”; Yunanca Ὑκσώς,Ὑξώς, Arapça لملوك الرعاة, ”Çoban Krallar” manalarına gelir) kuzeyde bulunan Delta bölgesine hâkim olurken, güneyden gelen ”Nübyeliler” da bu yere saldırıda bulundular. Teb’deki yönetim Delta’nın geniş bir kesimindeki kontrolünü Hiksoslara kaptırmış ve Nübyelilerin giderek artan gücü karşısında elinden hiçbir şey gelmemeye başlamıştı; bu durum giderek etkisini yitirerek İkinci Ara Dönem ( M.Ö. 1782 – 1570 civarı) olarak bilinen dönemin başlamasına vesile oldu. Bu süre zarfında Teb kentindeki yönetim daha küçük ölçekte de olsa sanat eserleri yaptırmaya devam etmiş, Hiksoslar ise ya tapınakları için eskiden yapılmış şeyleri kendilerine mal etmiş ya da daha büyük yapıtlar yaptırmışlardır.

İkinci Ara Dönem/Yeni Krallık Dönemi’nde Sanat

Mısır’ın İkinci Ara Döneme ait sanat eserleri Orta Krallık’ın geleneklerini sürdürmüş fakat çoğu zaman etkisini azaltmıştır. Teb’deki soylu sınıf mensupları arasında bulunan en iyi sanatçılardan yüksek kalitede eserler ortaya çıkarken, kraliyet mensubu olmayan sanatçıların yetenek düzeyi nispeten daha düşük kalmıştır. Bu dönem de, tıpkı ilk dönem gibi, sıklıkla düzensizlik ve karmaşa dolu olarak nitelendirilir ve buna ispat teşkil eden sanat eserleri öne sürülür; hâlbuki bu dönemde ortaya konan pek çok kaliteli eser mevcut olsa da bunlar nispeten daha küçük ölçekte kalmışlardır.

Her ne kadar sonradan gelen Mısırlı yazarlarca çoğu zaman yerden yere vurulsalar da, Hiksoslar kültür gelişimine büyük katkılarda bulunmuş, ayrıca mezar resimleri, heykeller, tapınak kabartmaları (rölyefler), pektorallar (Antik Mısır’dan kalma ve çoğu zaman göğüs üzerine takılan büyük süs kolyeleri), başlıklar (Antik Mısır’da firavun ve kraliçelerin başlarıa/saçlarına takılan süsler) ve yüksek değer taşıyan çeşitli mücevherlerin yapımında önemli rol oynamışlardır. Geçmiş tarihlerden günümüze ulaşan pek çok yazılı eserin yanı sıra heykel ve diğer sanat eserlerini de birebir çoğaltıp ellerinde tutmuşlardır.

Egyptian Stela of Neferhotep

Mısırlı Neferhotep Steli

Osama Shukir Muhammed Amin (Copyright)

Hiksoslar son kertede Mısır’ın altın çağı olarak kabul edilen Yeni krallık Dönemi’nin ilk hanedanı olan 18.Hanedanın kurucusu olan Teb prensi I. Ahmose (M.Ö. 1570-1544 civarı) tarafından sürülür ve tahta geçtikten sonra onun yönetimiyle Yeni Krallık Dönemi başlar (M.Ö. 1570 – 1069 civarı). Mısır tarihinde en çok bilinen hükümdarların ve en çok tanınan sanat eserlerinin yer aldığı dönem Yeni Krallık Dönemi’dir. Bu dönemde Orta Krallık’ta başlayan devasa boyutlardaki heykeller giderek artan bir yaygınlık kazanmış, Büyük Hipostil Salonu’na sahip Karnak Tapınağı sürekli büyütülmüş, Mısır’ın Ölüler Kitabı beraberindeki tasvirlerle birlikte her geçen gün daha fazla sayıda insan adına çoğaltılmış ve uşepti heykelcikleri gibi mezar nesneleri artık eskisinden kat be kat değer taşımaya başlamıştır.

“Yeni Krallık Dönemi”nin Mısır’ı, imparatorluk döneminde hüküm süren Mısır’dır. Ülkenin sınırlarının büyümesiyle birlikte farklı üslup ve tekniklerle karşılaşan Mısırlı sanatçıların maharetleri de gelişmeye başlamıştır. Ayrıca Hititlerin silah kullanımında başvurdukları metal işçiliği de sanatı etkilemiştir. Ülkedeki refah, bireysel sanat eserlerinin hem devasa boyutlarına hem de kalitelerine yansımıştır. Antik Mısır firavunluğunun 18. Hanedan döneminin 9. hükümdarı olarak hüküm sürmüş firavun olan III. Amenhotep (M.Ö. 1386-1353) öyle çok anıt ve tapınak inşa ettirmiştir ki, daha sonradan gelen bilim insanları/araştırmacılar kendisine son derece uzun bir hükümdarlık dönemi biçmişlerdir. Onun en büyük eserleri arasında, her biri 720 ton ağırlığında ve 60 fit (18 m) yüksekliğinde, oturur vaziyetteki kralın iki devasa heykeli olan ”Dev Memnon Heykelleri” yer almaktadır. Bunlar yapıldıklarında, günümüzde yok olmuş olan III. Amenhotep’in mezar tapınağının giriş kapısında durmaktaydı.

III. Amenhotep’in oğlu olan IV. Amenhotep, kendisini Mısır tanrısı Aton’a (Aten ya da Zentuk) adadıktan ve ülkenin eski dini geleneklerini ortadan kaldırdıktan sonra tercih ettiği ad olan “Akhenaton” (M.Ö. 1353-1336) olarak bilinir. Bu dönemde (“Amarna Dönemi” adıyla bilinir) sanat, yeniden Orta Kralllık Dönemi’nin realizmine (gerçekçiliğine) dönmüştür. Sanatsal betimlemeler Yeni Krallık Dönemi’nin başından itibaren yeniden ideal (ülküsel) olana yönelmiştir. Her ne kadar Antik Mısır’da 18. Hanedan döneminde hüküm sürmüş kadın firavun olan Kraliçe Hatşepsut/Hatçepsut (M.Ö. 1479-1458) döneminde kraliçe realist (gerçekçi) bir tarzda tasvir edilmiş olsa da, pek çok soylu portresi üzerinde kalp biçimli yüzler ve gülümsemelerle Eski Krallık Dönemi’nin idealizmi (bir ideale bağlılık ya da ülkücülük) yansıtılmıştır. Amarna Dönemi’nde sanat o kadar gerçeğe yakındır ki, günümüz akademisyenleri tasvirlerdeki insanların muzdarip olduğu fiziksel rahatsızlıkları akla yatkın bir çerçevede ortaya koyabilmişlerdir.

Bu dönemde Mısır sanatının en önemli iki eseri ortaya çıkmıştır: Bunlardan biri ikonik Nefertiti’nin büstü, öteki ise Tutankamon’un altından yapılmış olan mezar maskesidir. Neferneferuaten Nefertiti (M.Ö. 1370-1336 civarı), Mısır Firavunu IV. Amenhotep’in (sonradan ”Akhenaton”) eşidir ve 1912’de Alman arkeolog Borchardt tarafından Amarna/Tel el-Amarna (Arapça: العمارنة el-‘amārnah) antik kentinde keşfedilen büstü günümüzde adeta Mısır’la özdeşleşmiştir. Tutankamon/Tutankhamun (Antik Mısır dilinde ”twt-ꜥnḫ-jmn” olarak bilinir; M.Ö. 1336-1327 civarı) Akhenaton’un oğluydu (Nefertiti’nin değil) ve 20 yaşına basmadan öldüğünde henüz babasının dini reformlarını yıkma ve Mısır’ı geleneksel inançlara döndürme sürecindeydi. Günümüze gelene kadar en çok M.S. 1922 yılında keşfedilen meşhur mezarıyla ve içinde bulunan pek çok tarihi eserle tanınmıştır.

Queen Nefertiti

Queen Nefertiti

Philip Pikart (CC BY-SA)

Mezarın içinde bulunan altın maske ve diğer metal işlemeler, Hititlerden öğrenilen metal işçiliğindeki yeniliklere dayanmaktadır. Mısır İmparatorluğu’nun sanat anlayışı, Mısırlıların yeni tarz ve teknikleri öğrenip bunları kullanmadaki istekleri sebebiyle uygarlığın en büyükleri arasında yer almaktadır. Hiksoslar Mısır’a gelmeden önce Mısırlılar diğer ulusları barbar ve medeniyetten uzak insanlar şeklinde görüyor ve onları hiçbir şekilde dikkate layık görmüyorlardı. Hiksosların ”istilası” Mısır halkının diğerlerinin yaptığı katkıların bilincine varmasını ve bunlardan faydalanmasını sağlamıştır.

Daha Sonraki Dönemler & Geçmişten Günümüze Kalan izler

Bu edinilen maharetler Mısır’ın Üçüncü Ara Dönemi (M.Ö. 1069-525 civarı) ve Geç Dönemi (M.Ö. 525-332) boyunca sürecektir ki bu dönemler de merkezî hükümetin etkin olduğu parlak dönemlerle mukayese edildiğinde oldukça olumsuz bir tablo çizmektedir. Bu geç dönemlerdeki eserlerin tarzı dönemden ve eldeki sınırlı kaynaklardan etkilenmiştir, fakat ortaya çıkan sanat yine de kayda değer bir kaliteye sahiptir. Mısırbilimci David P. Silverman, “bu dönemin sanatında geleneğin ve değişimin birbirine karşıt iki farklı gücünü yansıttığını” belirtmektedir (222). Antik Mısır’ın Geç Dönemi’nin Kuş Krallığı’na mensup hükümdarları kendilerini Mısır’ın en eski gelenekleriyle özdeşleştirebilmek amacıyla Eski Krallık Dönemi sanatına yeniden hayat verirken, dönemin Mısırlı yerli hükümdarları ve soyluları da Yeni Krallık Dönemi’ne dayanan sanatı geliştirmeye çalışmışlardır.

Bu aynı paradigma, M.Ö. 525’teki istilalarının akabindeki ”Pers etkisi” açısından da geçerliliğini korumaktadır. Perslerin de aynı doğrultuda Mısır kültürüne ve tarihine derin bir saygı duydukları ve kendilerini Eski Krallık sanatı ve mimarisiyle özdeşleştirdikleri görülmektedir. Ptolemaios Dönemi/Batlamyus Hânedânı (M.Ö. 323-30) Mısır sanatını Yunan/Grek sanatıyla harmanlayarak, tanrı Serapis’inki gibi — kendisi de Yunan ve Mısır tanrılarının bir bileşimidir — heykeller yaratmış ve Roma Mısır’ı (M.Ö. 30-M.S. 646) sanatında da bu aynı örneği uygulamıştır. Romalılar, Mısır tanrılarını Roma anlayışına uyarlarken eski dönem Mısır konularından ve tekniklerinden faydalanmışlardır. Bu döneme tarihlendirilen mezar resimleri/tasvirleri bariz bir surette Roma’ya özgüdür fakat Eski Krallık’ta başlayan ilkeleri izlemeyi sürdürür.

Egyptian Oil Lamp with Serapis

Üzerinde tanrı Serapis tasviri bulunan Mısır Kandili (Gaz Lambası)

Osama Shukir Muhammed Amin (Copyright)

Daha sonra gelen bu kültürlerin sanat anlayışı, tekniği ve üslubu Avrupa’yı etkileyecek ve M.S. 19. yüzyılın sonlarında İtalya’daki Fütüristler (Gelecekçiler) gibi sanatçıların geçmişten kopmaya başlamasına kadar 1.000 yıldan fazla bir süre boyunca bu teknik ve üsluba bağlı kalınacaktır. M.S. 20. yüzyılın başlarında “Modern Sanat” denen bu akım, kitleleri geleneksel konulara yeni bir gözle bakmaya teşvik eden bir girişim olmuştur. Pablo Picasso (doğumu M.S 25 Ekim 1881 vefatı M.S. 8 Nisan 1973) ve Marcel Duchamp (doğumu M.S. 28 Temmuz 1887 – vefat M.S 2 Ekim 1968) gibi sanatçılar, geçmişten farklı bir tarz ve teknikle beklenmedik ve daha önce görülmemiş eserler ortaya koyarak insanları sanata ve dolayısıyla hayata dair önyargılarının bilincine varmaya davet etmekle ilgilenmişlerdir. Ancak onların ve diğerlerinin sanat eserleri ancak eski Mısırlıların yarattığı paradigma sayesinde mümkün olabilmiştir.

[ad_2]
Kaynak

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklamların gösterimine izin veriniz. Bu siteyi ayakta tutabilmek için gereklidir. Please allow ads to be displayed. This is necessary to keep the site up and running.