Dünya TarihiTarih

Montesquieu Kimdir

Montesquieu (1689-1757) Kanunların Ruhu Üzerine eserinde yeralan düşünceleriyle Avrupa’da Aydınlanma hareketinin başlatılmasına önemli katkısı olan Fransız bir filozoftur. Devlet yönetiminde Güçler Ayrılığına; yani Yasama; Yürütme ve Yargı erklerinin ayrı olmasına ilişkin düşünceleri diğer Aydınlanma düşünürleri ve Amerika Birleşik Devletlerini oluşturan 13 Koloninin kurulma düşüncesi üzerinde etkili olmuşur.Charles de Secondat Montesquieu - Stock Image - C008/4908 - Science Photo Library

Erken Dönem Yaşamı

Charles-Louis de Secondat, Baron de la Brède et de Montesquieu veya daha bilinen adından anlaşılacağı üzere sadece Montesquieu olarak bilinir, 18 Ocak 1689 tarihinde, Fransa’nın, Bordeaux kenti yakınlarında soylu bir ailede dünyaya gelmiştir. Montesquieu,1696 yılında, La Brède Baronluk ünvanını amcasından miras almıştır. İlk önce Katilik Özel Kurmu Collége de Juilly’de, Oratory rahiplerinden ders alan Montesquieu, daha sonra Bordeaux Üniveristesinde Hukuk okumuştur. 1708 öğretim yılında mezun olduktan sonra Hukuk kariyerine Bordeaux Parlementi Mahkemesinde (egemen bir mahkeme) çalışarak başlamış ve 1714 yılında Yargıç ünvanını almıştır.

1715 yılında bağımsız imkânlara sahip bir kadın olan Jeanne de Lartigue ile evlenmiş ve çiftin bu evlilikten üç çocuğu olmuştur. Montesquieu, 1716 yılında, Fransızlara özgü yasal bir ünvan ve bu ünvan yetkilerinin devredilmesi sisteminde hem Baronluğu ve hem de Bordeaux Parlemantosunda Président à mortier konumunu merhum amcasından devralmıştır. Daha sonra, henüz 36 yaşındayken, çalışma hayatının getirdiği zahmetten dolayı emekli olmaya karar vermesi üzerine 1725 yılında bulunduğu sosyal statü ünvanını satılığa çıkarmıştır.

Montesquieu Filozof Bordeaux - Pixabay'de ücretsiz fotoğraf - Pixabay

İlgili Makaleler

Baron Montesquieu, ailesinin geniş tarım arazileri ve üzüm bağlarının da içinde bulunduğu La Brède’deki mülkü sayesinde bağımsız olanaklara sahip olmuştur. Tarihçi H. Chisick, Montesquieu’nun emlak yönetimi konularında “pratik, inantçı ve cimri” olarak tanımlar. Artık zamanın çoğunu kendi mülkünde geçirmektedir. Çalışanların arazide neler yaptıklarını kişisel olarak incelemenin yanı sıra, edebiyat bilgisini de artırmaya, geçmiş ve içinde bulunduğu dönem siyasi sistemleri üzerine bazı düşünlerini kaleme almaya istekliydi.

MONTESQUIEU, AHLAKLI YAŞAMAYI SÜRDÜRMEDE, AKLI, İMANDAN DAHA İYİ BİR ARAÇ OLARAK SUNMAKTADIR.

İran Mektupları

Montesquieu uzun zamandan beri Hukuk alanında çalışmalarının yanı sıra entelektüel uğraşlarıyla da ilgileniyordu. 1716 yılında Bordeaux Akademisi Üyeliğine seçilmiş, 1721 yılında İran/Acem Mektupları (Lettres Persanes) adlı eserini yayınlamıştır. Günümüzde bile yazarın bu eseri Aydınlanma’ya ilişkin düşüncesinin ilki denilebilir özellikte olup aynı zamanda gayet eğlenceli bir tarzda, ağır bilgileri inceleme geleneğinden biraz uzaklaşmak suretiyle “en ciddi konuları açık bir şekilde ele alarak ortaya koymayı başarmıştır” (Chisick, 282). Yazar Montesquieu bu eserinde, Fransa’ya seyahat eden ve memleketlerinde yakın arkadaş çevereleri ve eşleriyle yazışan asil sınıfta iki İranlı (Özbek ve Rika) kurgusal karakteri, her türlü düşünceyi savunmak üzere bir araç olarak kullanmıştır.

Hatta kitapta bir aşk hikâyesi de yer alır. Montesquieu, İranlı turistler “oyunu” ile bazı radikal fikirlerin sansürden geçmesine olanak sağlamak üzere düşüncelerini “cahil” bir yabancı ağzından ifade etmiş ve bulunduğu kendi konumunu yansıtmamaya çalışmıştır.

Château de la Brède
La Brède ŞatosuMichael Duxbury (CC BY)

İran Mektupları kitabı, o dönem ilk olarak Hollanda’da yazarı belirtilmeden yayınlamıştı; bunun nedeni, belki de yazarın, mutlak monarşilerin otoriter doğasına yönelik örtülü eleştiri yapması gibi radikal düşüncelerin nasıl karşılanacağı konusunda emin olmamasıdır. Yazar Montesquieu, görüşlerini hayali İran yönetimine yönelik bir eleştiri üzerinden okuyucuya sunuyor; ancak, asıl kastetmek istediği konu, bir hükümdar tebaası durumunun aslında kölelerden daha iyi olmadığıdır. Fransa’daki yönetimin nasıl da otoriterliğe doğru gidebileceği konusunda uyarıda bulunuyordu. Yazar bu kitabında ayrıca dinlere de eleştiri getiriyor; şöyle ki, çeşitli inançların tümü mutlak bir gerçeği ifade ettikleri iddia edilmektedir oysa bu imkân dâhilinde değildir (diğer bir deyişle, göreceli olarak, yalnız bir inanç doğru olabilir).

Yazar Montesquieu, akıl yolunu, ahlaki olarak nasıl yaşadığımızı tayin etmek üzere inançtan daha iyi bir araç olarak sunuyor, ancak, farklı dini görüşlere haşgörülü olmayı da teşvik ediyor. Montesquieu’ya göre “Dindar bir insanın ilk hedefi, elbette inandığı dini getiren Tanrıyı memnun etmek olmalıdır. Bu amaca ulaşmanın en kesin yolu, hiş şüphesiz, dinin öngördüğü toplumsal kurallara ve insanlık görevlerine uymaktan geçer (Hampson, 104-5).

Herşeyden önce, Doğal Hukuk hükümleri insanlık düşüncesine yön vermesi gerekir ve iktidar sahipleri de bireyin onurunu (hem kadın, hem erkek) en önemli konu olarak ele almalılar. Yazarın bu kitabı çok satanlar listesine girmiş ve tekraren yeni baskıları yapılmıştı.

Bir Entelektüel Olarak Artan İtibarı

Montesquieu, 1720’li yıllar boyunca Paris’te, Madame Lambert (1647-1733) ve Madame Tencin (1681-1749) işlettikleri ünlü salonlara devam ediyordu. Bu salonlar; kişilerin zenginlik düzeyine ve yeteneklerine göre (Montesquieu her iki kategoriye de dâhil) seçilen müdavimlerin yemek yediği, içkisini içtiği, sosyal açıdan kaynaştığı, tüm entelektüel uğraş ve sanat dallarında en son gelişmelerin öğrenildiği ve fikir alış verişinde bulunulduğu gayri resmi mekânlardı.

Baron Montesquieu’nun akademik ilgi alanları, başlangıçta Doğa Tarihi ve Fizik üzerine odaklanıyordu. Doğada görülen düzenlilik ve doğa kanunlarından etkilenmiş olması mümkündür; bu konu şimdilerde ise, Siyaset Felsefesine uygulanması arzu edilen bir konudur. Yazar Montesquieu ara sıra Temple de Gnide kitabının adı olan Şiir gibi erotik şiirler de yazıyordu. Enteleketüel bir değer olarak tanınması 1727 yılında Fransa’da prestijli bir kurum olan Académie Française üyeliğine seçildiği zaman olmuştur.

Montesquieu Kimdir

Montesquieu, 1728-1731 yılları arasındaki dönemde ufkunu genişletmek amacıyla Almanya, Avusturya, İtalya, Hollanda ve İngiltere’ye seyahat etmiştir. Anlaşıldığı kadarıyla belki de karısı bu yolculuklar sırasında kendisine eşlik etmemiştir.1731 yılında ideal bir siyasi sistemin ne olması gerektiği konusunda düşüncelerini yazıya dökmek üzere evine kapanmıştır. Daha önceki siyasi sistemlerde hangi konuların gelişme gösterdiğini incelemeye hevesliydi; 1734 yılında eski Roma’ya ilişkin değerlendirmesini Romalıların Yükselişi ve Gerilemesi Üzerine Düşünceler (Considérations sur les causes de la grandeur des Romains et de leur décadence) adlı eserini yayınlamıştır. Filozof yazar Montesquieu siyasi fikirlerinin doruk noktası 1748 yılında İsviçre’de yayınlanan Kanunların Ruhu Üzerine (De L’Esprit des Lois) adlı eserinin yayınlanmasıyla gerçekleşmiştir.

Kanunların Ruhu Üzerine

Yazar Montesquieu, Tarih, Antropoloji ve Siyaset Teorisini birleştiren anıtsal eseri Kanunların Ruhu Üzerine kitabında Siyaset Biliminin temellerini atmıştır. Yazarın eski ve çağdaş toplumlara ilişkin araştırması, eski ve çağdaş toplumların siyasi sistemlerinin artı ve eksi yanları hakkında değerlendirmesi; bir devleti yönetmenin daha iyi bir yolunu bulmaya yönelik yeni bir yaklaşım olmuştur. Bilim insanları (alternatif olarak doğa filozofları) Aydınlanma dönemi diğer düşünürlerinin de izledikleri bu bilimsel çalışma gelişmeleri, günümüzde evrensel yasalar, matematik, gerçek olgular ve mantık denilen konularla dünyayı açıklamaya çalıştıkları Bilimsel Devrim (1500-1700) gelişmelerine borçludurlar. Doğanın evrensel yasaları varsa (örneğin Yer Çekimi Kanunu), o zaman doğanın bir parçası olan insanlığın da evrensel ahlaki davranış kuralları olmsı gerekir.

Filozof Montesquieu’nun Aydınlanma hareketine en büyük katkısı; akıl ve “bilim” ile donatılmış bir varlık olan insanın davranışları ve toplumun tüm yönlerini inceleyerek ideal bir politik sistemin nasıl bulunacağına dair bir plan sunmasıdır. Montesquieu bu yanıyla aslında ilk sosyolog ve sosyoloji bilimi öncüsü olmuştur.

MONTESQUIEU’NUN GÜÇLER AYRILIUĞI KONUSUNDA DÜŞÜNCELERİ FRANSA’DA YAŞANAN SORUNLU DÖNEMLERİN YANSIMASIDIR.

Kanunların Ruhu Üzerine adlı eserinde mercek altına aldığı temel fikir; Devlet yönetiminde Güçler Ayrılığıdır. Yani, yönetim erklerinin birbirinden ayrı ve bağımsız olduğu bir yönetim sistemde, birey haklarının kötüye kullanma politik uygulamasına sınırlama getirme potansiyeline sahip olma inancı. İngiliz filozof John Locke (1632-1704) 1690 yılında yayınlanan Hükümet Üzerine İkinci İnceleme (The Second Treatise on Government) adlı eserinde bu düşünceyi öne süren ilk filozoftur; Montesquieu ise bu konuda ilk filozof değildir ancak bu düşünceyi geliştirmiştir. Şöyle ki; Yürütme (örneğin bir Manarkın), birey özgürlüğünü korumak üzere Yasama (örneğin, halk parlamentosu) ve Yargı (örneğin hukuk sistemi) erkleri; birey haklarının korunması amacı doğrultusunda birbirinde ayrılması gerektiği fikrini geliştirmiştir. Şayet birden fazla erkin tek bir organın; örneğin Yürütmenin elinde yoğunlaşması halinde, bu durum despotizme yol açar.

Tarihçi yazar R. Robertson, Montesquieu’nun geliştirdiği devlet yönetiminde üç erkin birbirinde ayrı olma işlevini şöyle özetlemektedir: “Yasaları düzenleme yetkisi bir organa; bu yasaları yürütme ve uygulama yetkisi başka bir organa; yasaların olup olmadığına ilişkin yetkinin de başka bir organa ait olması gerekir” (517). Şayet bir güç, bu üç görevi yerine getirmeyi üstleniyorsa, bu yönetim sistemi zaten despotizm demektir.

Fiolozof yazar Montesquieu, güçler ayrılığı açısında neyin gerekli olup olmadığını gösteren en iyi, ancak en mükemmel olmayan bir yönetim sisteminin, örneğin, Monarşinin, Lordlar Kamerası ve Avam Kamerasının yargı ile iktidarı paylaştığı İngiltere’de zaten mevcut olduğuna inanıyordu. Ancak Montesquieu da ziyade Fransa’daki siyasi durumla ilgileniyordu ve bütün çalışmaları, Fransa’da 1789 yılında yaşanan Fransız Devrimi sürecinde adeta bir patlayıcının inflakı etmesi şekilde sona erecek olan sorunlu zamanların bir yasıması olmuştur. Filozof Montesquieu kendi rolünü korumaya istekli olmuştur. Kendi aristokrat sınıfı üzerinde olan otoriter monarşi ve altında bulunan asi halk sınıfı tarafından bir anlamda tehdit alıyordu. Montesquieu, devlet işleyişinde güç dengesi çağrısında bulunurken Fransa’nın siyasi sisteminde toptan bir değişiklik çağrısında bulunmuyordu.

Daha ziyade, monarşi ile aristokrasinin birlikte daha iyi çalışabileceği konusunda bir yönetim aracı sunuyordu (aynı zamanda yazılarının esas okuyucu kitlesi de zaten bu sınıflardı). Kendisinin de herşeyden önce bir avukat ve yargıç olduğunu hatırlatan Montesquieu, köklü yasaların terk edilmesi konusunda da itidal çağrısında bulunuyordu.

Mevcut kanunlar, mükemmel olmasalar bile, “kanunlara yalnızca titreyen ellerle dokunmaları” gereken kanun koyucuları tarafından korunması gerektiğini savunuyordu (Hampson, 112). Montesquieu bir devrimi değil, mevcut siyasi sistemi bir anlamda korumak üzere dikkatli bir şekilde ele alınıp incelenmesini öneriyor: Belki bir umut; ancak ölümünden birkaç on yıl sonra giyotinde parçalara ayrılan bir umut.

Robespierre Taken to the Guillotine
Robespierre Giyotine götürülürkenAlfred Mouillard (Public Domain)

Filozof yaazar Montesquieu, Kanunların Ruhu Üzerine adlı bu harika kitabıyla aynı zamanda mevcut siyasi sistemlerin nasıl ortaya çıktığını göstermekle de ilgileniyordu; böylece bu sistemler altında yaşayan insanlar belirli kurumların ve sözleşmelerin neden var olduğunu daha iyi anlayabilirlerdi (yine mevcut kusurlu siyasi sistem için bir gerekçe). Özellikle hükümetlerin insanların daha iyi vatandaş olmalarına izin vermesi gerektiği konusunda onun endişeleri vardı.

Bunu sağlamanın en iyi yolunun, apaçık pozitif olarak gördüğü iki şeyi garanti altına almakla olduğuna inanıyordu: Özgürlük ve Adalet. Bu kavramlar kesinlikle gerekliydi ancak iyi bir hükümet insanların ihtiyaç duyduğu yegâne bir şey değildir. Montesquieu bu konuda şunları kaydetmiştir: İnsanlar pekçok konu aracılığıyla yönetilirler: İklim, din, hükümetin düzenlediği kanun ve kurallar, geçmişte devlet örnekleri, alışkanlıklar ve görgü kuralları. Bu konuların toplamında genel bir yönetim ruhu ortaya çıkar” (Cameron, 284).

Filozof Montesquieu’nün, yaşanılan iklimin, insan doğası ve karakteri üzerinde etkili olduğu fikri – ki bu alan onun tartışmak üzere çokça sayfa ayırdığı bir konu – neredeyse tamamen zaman aşımına uğramış bir düşünce haline gelmiştir. Ancak bu durum onun savunduğu siyasi argümanlarına ciddi bir zarar vermiyor çünkü onun esas itibariyle vurguladığı nokta; insanlığın birçok şeyden etkilendiğidir, iklim faktörü bunlardan sadece biridir (bazen en az önemli olan bir faktör).

O halde insanlar, uygun bir politik ortamda doğal olarak toplumun genel iyiliği için çalışacaklar çünkü Montesquieu, doğanın insanların barışçıl toplumlarda yaşamasını amaçlamış olması gerektiğine, insanların da sosyal etkileşim arzu ve yeteneğine ve de içgüdüsel bir ahlaki kurala sahip olduklarına inanıyordu. Dahası ve çok daha pratik olanı; “herkesin kendi özel avantajını takibettiği izlenimi altında ortak çıkarı peşinde koştuğu zamanda” (Hampson, 100) eğer hükümetin izin vermesi halinde, toplumun doğal olarak çalışacağını yazmıştır. Yazar Montesquieu, iyi bir hükümetin insanların hayatlarına müdahale etmesi konusunu tartışmaya açarak çok fazla müdahaleci olmaması gerektiğini savunur.

Filozof Montesquieu, aynı doğrultuda, Hıristiyanların (ve diğer dinlere inanların) amacı, iyi insanlar olarak Tanrı’yı memnun etmek olması gerektiğine inandığı için dine hoşgörü gösterilmesi gerektiğini de savunuyordu. Başka bir deyişle, dini inanç, iyi bir hükümetin ya da iyi bir vatandaşın olmasına engel değildir. İş dünyasında ve ticari faaliyetlerde topluma faydalıdır çünkü bu faaliyetlerin toplumu birbirlerine bağlamaya yardımcı olduğuna inanıyordu.

Ayrıca, ticaret arzusu, aynı toplum içindeki farklı sosyal sınıf ve grupların barışçıl ilişkiler içinde olmasını, böylece daha fazla işin daha karlı yapılmasını sağlar. Yazar Montesquieu, son olarak, doğal organizmalar gibi gördüğü farklı toplumların, en azından Avrupa’da yukarıda anılan arzuların hepsinin temeli aynı olduğunu düşünüyordu. Bu nedenle, kendisini “zorunlu bir insan ve tasadüfen bir Fransız” olarak tanımlamıştır (Cameron, 281). Özgürlük, adalet ve mutluluk ortak bir insani ihtiyaç olduğuna dair bu inancın dolayı Montesquieu’nun kölelik sistemini iğrenç olarak kınamasına da yol açmıştır.

Declaration of the Rights of Man and of the Citizen, 1789
İnsan ve Yurttaş Hakşları Bildirgesi, 1789Jean-Jacques-François Le Barbier (Public Domain)

Filozof yazar Montesquieu’nun bu önemli eseri aydınlanma düşünürleri tarafından iyi karşılanmış ve akademik çalışma amacıyla çok sayıda kopyası satın alınmıştır. Tarihçi N. Hampson, kitabın “yayınlandıktan sonraki 18 ay içinde 22 baskısının yapıldığını, bunun 35.000 kopya civarında satış anlamına geldiğini” belirtiyor (128). Bazı Kilise aktörlerinden eleştiri almış ve en sonunda 1751 yılında Katolik Kilisesi de bu kitabı, düzenlemiş olduğu Yasaklanmış Kitaplar Listesine eklemiştir. Yazar Montesquieu’nun bir yıl önce, heyecan verici bir savunma olan Kanunlar Ruhunun Savunması (Défense de L’Esprit des Lois) kitabını yazarak önleyici cevabı vermiştir.

Muhafazakâr kesimler de iktidarı elinde bulunduran sınıfa ve bu sınıfın herkesin iyiliği için hayırsever birşekilde yönetme kapasitesine ilişkin Montesquieu fikirlerini fazlasıyla şüpheci bulduklarından dolayı pek de sevinmemişlerdi.

On Üç Koloni Kurucuları Üzerinde Etkisi

Daha pratik bir ifadeyle, filozof Montesquieu’nun özgürlüğün gerekliliği, devlet yönetiminde güçler ayrılığı, hükümetin yöetim işlerinde toplumu zorlamak yerine bireylere tolerans tanıması ve cumhuriyetlerin karşılıklı güç sağlamak amacıyla federal birlik içinde bir araya gelmeleri gerektiği konusundaki fikirlerinin tümü, Büyük Britanya İmparatorluğundan ayrılıp kendi ortak hükümet sistemi kurmayı isteyen Küzey Amerika, On Üç Koloni kurucu liderlerini büyük ölçüde etkilemiştir. Kurucu metinlerin düzenlenmesinde Kanunların Ruhu Üzerine eserinde önemli oranda alıntı yapılmış; sömürgelerde yaşayan toplumsal kesimler, yaşamın seyrinde edinilen “sürekli deneyimler, güce sahip olan her insanın onu kötüye kullanmaya eğimli olduğunu göstermektedir” ve adaletin sağlanması için, “şeylerin doğası gereği bir gücün, diğer bir gücü kontrol etmesi gerekir” (Kitap XI. Bölüm 4) gibi satırlarla özellikle Büyük Britanya Kralı III. George (dönemi 1760-1820) yönetimi ile ilgili görüşlerini dile getirmişlerdir.

Amerikan Koloni Kurucuları güçler ayrılığı fikrini benimsemiş ve güçler ayrılığı ilkesini kendi sistemlerinin merkezi haline getirmişlerken, güçler dengesine öncelik veren bir sistem içinde, bir güç eliyle çok fazla kontrol yapılması halinde, hükümet bünyesinde hiçbir organın, bağımsız bir şekilde çalışmak üzere, gerekli olan gücü kullanamamasına yol açabileceği konusunda Montesquieu ile aynı düşüncede olmayan eleştirmenleriyle aynı fikri paylaşanlar da olabilir.

Montesquieu Önemli Eserleri

Doğa Tarihi Üzerine Bir Deneme (1717)
İran Mektupları (1721)
Gnide Tapınağı (1725)
Tat Üzerine Deneme (1726)
Romalıların Yükselişi ve Gerileyişi Üzerine Düşünceler (1734)
Kanunların Ruhu Üzerine (1748)
Kanunların Ruhu Savunması (1750)

Ölümü ve Mirası

Montesquieu 10 Şubat 1755 tarihinde, Paris’te ölmüştür. Cizvit Tarikatı mensubu bir İrlandalı’nın verdiği bilgiye göre ölüm döşeğindeyken Katolikliğe geçmiştir. Montesquieu yaşarken bir deistti; yani Yaratıcı olarak Tanrı’nın varlığına inanan, ancak daha sonra işini bırakan bir saatçı gibi, Tanrı’nın, yarattığı dünyada iletişim veya etkileşim için uygun olmadığına inanan biriydi. Kısacası din ve dinin tüm törensel ve ritüel cazibeleri Tanrı’dan daha ziyade insan ihtiyaçlarına hizmet eden özelliklerdir. Belki de Montesquieu hayatının son anlarında, yaşarken savunduğu tezlerini riske atmıştır.

Aydınlanma dönemi tüm filozofları arasında Montesquieu,“çalışmaları 18.yüzyılda muhtemelen en çok takdir edilen, kabul gören ve en az tartışmalı olan kişidir” (Chisick, 281). Oldukça ılımlı bir siyasi düşünüre göre Montesquieu çalışmaları hem Fransa’da ve hem de ABD’de devrimciler tarafından dikkate alınarak desteklenmiştir. Dönemin bazı iktidar sahipleri de bu yeni fikirlerle ilgilenmişlerdir. Örneğin Rusya’da Büyük Katherina (dönemi 1762-1767), 1767 yılında yeni bir yasa taslağı hazırlamak üzere bir Yasa Komisyonu görevlendirmiş ve komisyonun hazırladığı Yasa Taslağında, Montesquieu eseri Kanunların Ruhu Üzerine kitabında savunduğu fikirlerin çoğu dikkate alınmıştır.

Fiozof Montesquieu’nun Kuvvetler Ayrılığına ilişkin düşünceleri, daha adil bir yönetim ve devredilen parlamentolar gibi yönetsel araçlar ve bir yönetim erkinin gücü elinde toplama halinde diğer güçler işlevinin ciddi bir şekilde sınırlandırıldığı bir siyaset sistemi konusunda araştırma yapan akademisyenlere ilham kaynağı olmaya devam ediyor.

Yazar Montesquieu eserleri günümüzde bile Siyaset Felsefecilerin her zaman başvurdukları kaynak olup Fransız Aydınlanmasının en önemli kişilerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda Montesquieu, Jean-Jacques Rousseau (1712-1778) ve Denis Diderot (1713-1784) ile birlikte ayrılmaz filozof üçlüsü olmaktadır. Bu her üç düşünür de, yazdıkları eserleriyle, Siyaset Felsefesi konularını içeren herhangi bir eğitim ve öğretim programı temel bileşenleri haline gelmişlerdir.

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklamların gösterimine izin veriniz. Bu siteyi ayakta tutabilmek için gereklidir. Please allow ads to be displayed. This is necessary to keep the site up and running.