Ninova

[ad_1]

Mermer Baş, Irak

Mary Harrsch (Photographed at the the Univ. of Pennsylvania Museum of Archaeology and Anthropology) (CC BY-NC-SA)

Ninova (bugünkü Musul, Irak) antik çağın en eski ve en büyük şehirlerinden bir tanesidir. Başlangıçta bir ticaret merkezi olan Ninua olarak biliniyordu ve antik çağın en büyük ve en bolluk içindeki şehirlerinden biri haline gelecektir. İncil’deki anlatıları kaleme alanlardan başka antik yazarlar tarafından da olumsuz bir yaklaşımla değerlendirilmiştir.

Bölgeye M.Ö. 6000 yılına kadar yerleşim gerçekleşmiş ve M.Ö. 3000 yılında tanrıça İştar’a yapılan ibadetin yapıldığı önemli bir dini merkez haline gelmiştir. Bu adın taşıdığı mana tartışma konusudur, ancak büyük olasılıkla tanrıların adlarında (Ninhursag, Ninurta ve diğerlerinin yanı sıra) sıklıkla görülen Nin veya Nina ön ekiyle bağlantılıdır ve “Tanrıçanın Evi” veya özellikle “İştar’ın Evi” anlamına geliyor olabilir, çünkü şehir erken bir tarihten itibaren bu tanrıçayla ilişkilendirilmiştir.

Reklamları Kaldır

Advertisement

I.Şamşi Adad (hükümdarlığı M.Ö. 1813-1791) döneminde bizzat Asur egemenliği altına girmiş, ancak Yeni Asur İmparatorluğu döneminde (M.Ö. 912-612) en ünlü Asur krallarından biri olan ve şehri Yeni Asur İmparatorluğu’nun başkenti yaptığı sırada şehirle yakından ilişkili olan Sanherib (hükümdarlığı M.Ö. 705-681) yönetiminde tamamen kalkınmıştır. Modern bilim insanları, daha sonra Babil’e adanan Ninova’daki Asma Bahçeleri’ni de onun yaptırmış olabileceğine inanmaktadır.

Ninova’dan özellikle günah ve ahlaksızlıkla ilişkilendirilen Yunus Kitabı’nda olmak üzere İncil’de bahsedilmektedir. Ancak Ninova şehrin yerle bir edilmesinden evvel, bahçeler, heykeller, parklar ve hayvanat bahçesiyle donatılmış dünyanın en büyük şehir merkeziydi ve büyük bir kültür merkezi olarak kabul ediliyordu. Şehir M.Ö. 612 yılında Babilliler ve Medler tarafından yönetilen ve Asur İmparatorluğu’nu yerle bir eden bir ittifak sonucunda yıkılmıştır.

Reklamları Kaldır

Advertisement

Erken Dönemde Gelişim

Bölgede Neolitik Dönem’den beri yerleşim bulunmasına ve M.Ö. 6000’lerde uygarlık kurulmuş olmasına rağmen, bölgede yaşadığı bilinen ilk insanlar Hattiler olmuştur. Büyük başkentlerini Hattuşaş’ta inşa eden bu insanlar, büyük olasılıkla ilk Ninova şehrini de yapmışlardır (o zamanki adı bilinmemektedir). Bu erken dönemdeki şehir (ve sonraki inşa edilen yapılar) bir fay hattı üzerinde kurulmuş ve dolayısıyla bir dizi depremden zarar görmüştür. Arkeolojik kazılar, bölgede kurulan ve sonrasında yerle bir olan bir dizi şehri ortaya çıkarmıştır.

Akadlar, tüm Mezopotamya’nın yanı sıra Anadolu’nun Kilikya gibi bölgelerini de fetheden ilk kralları Büyük Sargon (M.Ö. 2334-2279) döneminde bölgeyi ele geçirmiştir. M.Ö. 2260’ta yaşanan bir deprem, muhtemelen Büyük Sargon tarafından inşa edilen Ninova’daki ilk İştar tapınağını yerle bir etmiş ve bu tapınak Akad kralı Manishtusu (hükümdarlığı M.Ö. 2270-2255) tarafından yeniden inşa edilerek şehrin üzerine eklemeler yapılmıştır. Akadlar da şehri İştar’a adamış ve M.Ö. 2083’te imparatorlukları çökene kadar şehri ve bölgeyi ellerinde tutmuşlardır. Bu dönemde Hattiler, Asurlular ve Amoritler tarafından istila edilene kadar bölgede kısa süreliğine bağımsızlıklarını geri kazanmışlardır.

Reklamları Kaldır

Advertisement

The Neo-Assyrian Empire (c. 921 - 627 BCE)
Yeni Asur İmparatorluğu (yaklaşık MÖ 921 – 627)

Simeon Netchev (CC BY-NC-SA)

Amoritler Ninova’yı işgal etmiş ve tapınağa eklemeler yapmış, daha sonra yıkılan diğer yapı çalışmalarını kaydeden yazıtlar bırakmışlardır. Asur kralı I. Şamşi Adad Amoritleri bölgeden sürüp Asur başkentini Ashur’da kurarken Ninova bir ticaret merkezi olarak gelişmiştir. I. Şamşi Adad ölünce bölge Babil Kralı Hammurabi (hükümdarlığı MÖ 1792-1750) döneminde Amoritler tarafından fethedilmiştir.

Hammurabi’nin ölümünün ardından krallığı dağılmış ve Ninova, Adasi (MÖ 1726-1691) dönemindeki Asurlular tarafından ele geçirilmiştir. Ancak bölge, Asur egemenliğini genişletip Orta Asur İmparatorluğu’nun sınırlarını kuran büyük kral I. Adad Nirari (hükümdarlık dönemi MÖ 1307-1275) dönemine kadar Asurlular tarafından tamamen kontrol altına alınamamıştır. Kral I. Şalmaneser (hükümdarlığı M.Ö. 1274-1245, Kalhu şehrinin kurucusu) Ninova’da bir saray ve tapınak inşa ettirmiş, şehri restore ettirmiş ve yerleşimin etrafını çevreleyen ilk surlardan da bizzat kendisinin yetkili olduğu düşünülmektedir.

Ninova, tüm bölgenin şu ya da bu şekilde sıkıntı çektiği M.Ö. 1200’lerdeki Tunç Çağı Çöküşü’ne kadar Asurlular ile Hititler, Mitanni ve Hatti arasındaki hakimiyet mücadelesinin etkisi altında kalmıştır. Ancak Asurlular bu dönemden etkilenmeden çıkmış ve imparatorlukları I. Tiglath Pileser (hükümdarlığı MÖ 1115-1076) döneminde genişlemiştir.

Reklamları Kaldır

Advertisement

Yeni Asur İmparatorluğu

Bölgedeki Asur hakimiyetinin yaşandığı dönemin sonunda kurulan Yeni Asur İmparatorluğu, Asur krallıklarının en ünlüsü olup Ninova da kralları döneminde zirveye ulaşmıştır. Şehir, Ninova’yı başkent yapan Kral Sanherib döneminde çarpıcı bir şekilde genişleyerek, ihtişam ve ün kazanmıştır. Sanherib, M.Ö. 717-706 yılları arasında kendi başkenti olan Dur-Sharrukin’i (“Sargon Kalesi”) inşa eden II. Sargon’un (M.Ö. 722-705) oğludur. II. Sargon ve oğlu birbirleriyle hiç geçinememişlerdi ve bu yüzden II. Sargon M.Ö. 705’te ölünce onun varisi kendisini babasından mümkün olduğunca uzak tutmak istemiştir.

Sanherib, II Sargon’un yeni tamamladığı Dur-Sharrukin’i bırakmış ve hükümdarlığının başlarında başkenti Ninova’ya taşımıştır. Dur-Şarrukin’den çıkartılabilecek her şey Ninova’ya taşınmıştır. Şehrin etrafına 15 giriş kapısı olan büyük surlar inşa ettirdi, halka açık parklar ve bahçeler, su kemerleri, sulama hendekleri, kanallar, bir hayvanat bahçesi yaptırdı ve şehrin yapılarını büyük ölçüde genişleterek onardı. Sanherib’in sarayı 80 odadan oluşuyordu ve bu sarayı “eşi benzeri olmayan bir saray” olarak lanse etmiştir – babasının Dur-Şarrukin’deki kendi sarayını tanımlarken kullandığı ifadenin aynısıydı bu.

Tarihçi Gwendolyn Leick, “Asur İmparatorluğu’nun dört bir yanından gelen insanlardan oluşan heterojen nüfus yapısıyla Ninova, bahçeleri, tapınakları ve görkemli saraylarıyla Yakın Doğu’nun en güzel şehirlerinden birisiydi” diye belirtmektedir (132). Ninova’nın dikkatle planlanan ve yürütülen bir dizi kanal ve su kemerine sahip olduğunu, bu sayede sadece insan tüketimine değil, aynı zamanda kamuya açık park ve bahçelerin sulanmasına da istikrarlı bir su kaynağı sağladığını belirtmektedir; ki bu, şehir hayatının her bir şehrin aynı derecede itina ve planlamayla önem vermediği bir unsurudur.

Reklamları Kaldır

Advertisement

Sanherib’in “eşi benzeri olmayan bir sarayı”, o dönemde Mezopotamya’da bulunan en görkemli yapı olduğundan bu adı almıştır. Akademisyen Stephen Bertman bunu şöyle açıklıyor:

Binanın ana eksen uzunluğu 1/3 mil (536.3 m) idi. Her biri 43 ton ağırlığındaki som bronz aslan ve boğaların üzerine yerleştirilmiş som bronz sütunlardan oluşan bir portikosu vardı. Sarayın içi, kralın devasa anıtlar dikerken ya da Asur’un düşmanlarına karşı savaşırken resmedildiği oyulmuş kabartmalarla bezenmişti. (27)

Son zamanlarda yapılan araştırmalar, Babil’in ünlü Asma Bahçeleri’nin aslında Ninova’da bulunduğunu ve Sanherib’in hükümdarlığı döneminde inşa edildiğini iddia etmektedir. Tarihçi Christopher Scarre şöyle diyor:

Sanherib’in sarayı büyük bir Asur konutunun tüm olağan özelliklerine sahiptir: devasa koruyucu heykeller ve büyüleyici bir ustalıkla oyulmuş taş kabartmalar (71 odada 2.000’den fazla yontulmuş döşeme). Bahçeleri de olağanüstüdür. İngiliz Asurbilimci Stephanie Dalley tarafından yapılan son araştırmalar, bu bahçelerin Antik Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri olan ünlü Asma Bahçeleri olduğunu ortaya koymuştur. Sonradan gelen yazarlar Asma Bahçeleri’ni Babil’e taşımışlarsa da yapılan kapsamlı araştırmalar bu bahçelerin izine rastlayamamıştır. Sanherib’in Ninova’da inşa ettirdiği saray bahçeleriyle ilgili gurur dolu anlatımı, bazı önemli ayrıntılar açısından Asma Bahçeleri’yle örtüşmektedir. (231)

ASURBANİPAL’İN NİNOVA’DAKİ ÜN SALMIŞ KÜTÜPHANESİNDE O DÖNEMİN YAZITLARI OLAN 30.000’İN ÜZERİNDE KİL TABLET BULUNUYORDU.

Sanherib’den sonra gelen oğlu Esarhaddon (hükümdarlığı MÖ 681-669) tahta geçmiş ve babasının yapı çalışmalarını sürdürmüştür. Esarhaddon Mısır seferinde öldüğünde annesi Zakutu (yaklaşık M.Ö. 728-668), oğlu Asurbanipal’in yeni kral olarak tahta geçmesini yasallaştırmıştır. Asurbanipal’in hükümdarlığı döneminde (M.Ö. 668-627) yeni bir saray inşa edilmiş ve Mezopotamya’daki tüm yazılı eserlerin toplanarak katalog haline getirilmesi süreci başlatılmıştır.

Çabalarının sonucu, Asurbanipal’in o dönemin yazıtları olan 30.000’in üzerinde yazılı kil tableti bulunduran ünlü kütüphanesi olmuştur. Asurbanipal’in hükümdarlığı sırasında şehirde yapılan diğer yenilikler ve onarımlar Ninova’nın olağanüstü güzellikte ve yüksek kültürlü bir şehir olarak ününü iyice arttırmıştır. Devasa ve karışık kabartmalı resimlerle bezeli saraylar inşa edilmiş ve halka açık bahçeler genişletilerek iyileştirilmiştir. Asurbanipal’in öğrenmeye olan düşkünlüğü ve yazılı eserlere olan merakı alim ve katipleri büyük kitleler halinde şehre çekmiş ve hükümdarlığının istikrarı sanatın, bilimin ve mimari yeniliklerin gelişmesine imkan tanımıştır.

Asurbanipal M.Ö. 627’de ölünce oğulları tahtın kontrolünü ele geçirmek için mücadele ettiler. Asur İmparatorluğu o zamana kadar öyle geniş bir alana yayılmıştı ki, bu imparatorluğu korumak hemen hemen imkânsız hale gelmişti. Asur egemenliğindeki bölgeler yıllardır özgür olmaya çalışıyorlardı ve sonunda ellerine bir fırsat geçmişti. Tarihçi Simon Anglim şöyle aktarıyor:

Asurlulara ve ordularına saygı duyulmasına ve kendilerinden korkulmasına rağmen, en çok nefret edilen onlardı… M.Ö. 7. yüzyılın son çeyreğinde imparatorluğun hemen her yerinde isyan çıkmıştı; bu sadece özgürlük mücadelesi değil, aynı zamanda intikam savaşlarıydı. (186)

Persler, Babilliler, Medler ve İskitlerin askeri saldırıları M.Ö. 625 yılında ciddi manada başlamış ve zaten zayıf düşmüş olan Yeni Asur İmparatorluğu geniş çaplı bir istilayı çok uzun süre engelleyememiştir. M.Ö. 612 yılında Ninova şehri Persler, Medler, Babilliler ve diğerlerinden gelen müttefik güçler tarafından yağmalanıp yakılmış ve ardından bölge aralarında paylaşılmıştır. Bölge o tarihten sonra nüfus açısından seyrek bir hal almış ve antik kalıntılar yavaş yavaş toprağa gömülmüştür.

Cuneiform Synonyms List
Çivi Yazısı Eş Anlamlı Kelimeler Listesi

Osama Shukir Muhammed Amin (Copyright)

İncil’deki Ninova Şehri

M.S. 627 yılında bölge, Bizans-Sasani Savaşı’nda (M.S. 602-628) Bizans’ın belirleyici zaferi olan Ninova Muharebesi’nin yapıldığı yer olmuştur. Bu muharebe, M.S. 637 yılındaki Müslümanların fethine kadar bölgenin Bizans kontrolü altında kalmasını sağlamıştır. Antik Mezopotamya’nın öteki büyük şehirleri kalıntılarından fark edilebilirken, Ninova’dan hiçbir iz kalmamıştır.

Şehir Hıristiyanlık döneminde (ve hala) en çok İncil’deki Yunus Kitabı’nda canlandırdığı ana rolle tanınmıştır. Yunus Kitabı M.Ö. 500-400 yılları arasında yazılmış olup yüzlerce yıl önce II. İbrani Kralı Jeroboam (M.Ö. 786-746) dönemindeki olaylardan bahsetmektedir. Yunus Kitabı’nda şehir Tanrı’nın gazabından kurtulurken, Kutsal Kitap’ta Ninova’ya yapılan diğer göndermeler (Nahum ve Zephania Kitapları bunların arasındadır) şehrin Tanrı’nın iradesiyle yok edileceğini önceden bildirmektedir. Ancak bu eserlerin şehrin çoktan yerle bir olmasından sonra kaleme alındığı kesindir ve bu nedenle ‘öngörü’ tarihin yeniden işlenmesinden ibarettir.

İncil’deki Tobit Kitabı Ninova’da geçmektedir ve Matta (12:41) ve Luka (11:32) İncillerinin her ikisi de bu şehirden bahsetmektedir. Babil’de söz edildiği gibi, Ninova’dan da İncil’deki anlatımlarda hiçbir zaman olumlu bir ifadeyle söz edilmez ve bu yazarların odak noktası, İbranilerin tanrısının hikayesinde yattığından, Ninova’nın en parlak döneminde ulaştığı kültürel ve entelektüel zirvelerden hiç söz edilmez. Nitekim Nahum Kitabı 3:7’de yazar Ninova’nın harabeye döndüğünü ifade eder ve retorik manada kim dövünecek onun için diye sorar:

Seni kim görse kaçacak. ‘Harabeye döndü Ninova’ diyecekler, ‘Kim dövünecek onun için? Nereden bulalım onu avutacak birilerini?’

İncil’de geçen anlatıları kaleme alan yazarlar şehir hakkında olumsuz düşünceler beslemiş olsalar da, şehir dönemin en büyük entelektüel ve kültürel merkezlerinden biriydi ve şüphesiz şehrin yerle bir olmasına dövünen pek çok kişi vardı.

Sonuçlar

Ninova’nın kalıntıları 1846 ve 1847 yıllarında ”Austin Henry Layard” adlı bir araştırmacı tarafından ortaya çıkarılıp kazılana kadar toprak altında kalmıştır. Campbell Thompson ve George Smith tarafından günümüze kadar yapılan diğer çalışmalar, bir dönemin bu büyük şehrinin muhteşem yapısını ortaya çıkarmıştır. Bugün bu alan, üzerini örten iki höyükle bilinmektedir: Kuyunjik ve Nebi Yunus. Kuyunjik höyüğü kazılmış ve tüm önemli buluntular bu alandan çıkarılmıştır.

Nebi Yunus Höyüğü (Yunus Peygamber Höyüğü), peygambere ait bir İslami türbe ve burada inşa edilen bir mezarlık sebebiyle günümüze kadar dokunulmadan kalmıştır. 1990’larda bölge yağmalanmış ve iyi korunmuş bir dizi yapı parçalanıp çalınmış, bunlar daha sonra antika pazarında satışa çıkarılmıştır.

Bugün Ninova kalıntıları, Musul’un kenar mahallelerinden gelen çarpık kentleşme tehlikesi altındadır ve başka vandallık olayları sebebiyle de hasar görmüştür. 2010 yılında Küresel Miras Fonu, diğerlerinin yanı sıra bu nedenlerden dolayı kalıntıları tehlike altındaki ilk 12 bölge arasında listelemiştir. Ancak şehir bir zamanlar Mezopotamya’nın en büyük şehirlerinden biriydi ve tanrıça İştar’a ev sahipliği yapıyordu ve kendisinden önce ve sonra inşa eden krallar Ninova’nın ihtişamının sonsuza dek süreceğine inanıyorlardı.