Site icon Mitolojiler.com

Vikingler

Vikingler

Oymalı Viking Başı

Astrid Westvang (CC BY-NC-ND)

Vikingler, aslen Norveç, İsveç ve Danimarka’dan gelen (daha sonra başka milletlerden de katıldılar) muhtelif İskandinav denizcilerdi. Yaptıkları baskınlar ve müteakip yerleşmeler, Avrupa kültürlerine önemli ölçüde tesir etmiş ve tesirleri 790-1100 yılları arasında Akdeniz bölgelerine kadar yayılmıştır. Vikinglerin hepsi İskandinavdı, ancak bütün İskandinavyalılar Viking değildi.

Viking terimi, yalnızca başka topraklarda baskınlar düzenleyerek servet edinmek maksadıyla denize açılanlar için kullanılıyordu ve bu kelime esasen İngiliz yazarlarca kullanılmıştır ki onlar da bunu diğer kültürleri kapsayıcı bir şekilde kullanmamıştır. İskandinavyalıların çoğu Viking değildi ve diğer kültürlerle ticaret yapanlar Kuzeyliler, Norsemenler veya kökenlerini belirten diğer terimlerle biliniyordu.

793’ten başlayarak sonraki 300 yıl boyunca Vikingler, Avrupa’nın kıyı ve iç bölgelerine baskınlar düzenledil ve doğuda Bizans İmparatorluğu’na kadar ticaret yaptı, hatta Bizans İmparatoru’nun seçkin Vareg Muhafızları olarak hizmet ettiler. Etkileşimde bulundukları kültürler üzerindeki tesirleri, özellikle İskoçya, Britanya, Fransa ve İrlanda bölgelerinde olmak üzere, hayatın hemen her alanında önemliydi. Dublin’i kurdular, Fransa’da Normandiya’yı (Kuzeylilerin ülkesi) kolonileştirdiler, Britanya’da Danelaw bölgesini kurdular ve İskoçya sathında çok sayıda topluluğa yerleştiler.

İSKANDİNAV KÜLTÜRÜ ASLINDA ÇOK GELİŞMİŞTİ VE VİKİNGLERİN DİĞER MİLLETLERE AKINLARI MEDENİYETİN YALNIZCA BİR YÖNÜYDÜ.

İzlanda ve Grönland’daki yerleşimleri, İskandinav kültürünü Kuzey Atlantik boyunca daha da genişletti ve onları daha fazla keşif ve kolonileşme için ideal bir mevkiye getirdi. Vikingler, Kuzey Amerika’yı ziyaret eden ve topluluklar kuran ilk Avrupalılardı. Newfoundland’daki L’Anse Aux Meadows bölgesi, erken bir Viking yerleşimi olarak kesin olarak tespit edilirken, Maine’den Rhode Island’a ve hatta daha güneye kadar diğer bölgeler, erken Viking yerleşiminin veya en azından Kuzey Amerika’yı ziyaretlerinin ispatı olarak münakaşa edilmeye devam ediyor.

Genelde boynuzlu miğfer takan savaşçılar olarak tasvir edilseler de, bu doğru değildir. Boynuzlu miğferler savaşta pratik değildi ve büyük ihtimalle yalnız seremonik maksatlarla giyiliyordu. Dahası, Vikingler büyük savaşçılardı ve günümüzde isimleri neredeyse savaş, katliam ve yıkmayla eş anlamlı olsa da -ki bu çağrışım popüler medya temsilleriyle destekleniyor- İskandinav kültürü aslında oldukça gelişmişti ve diğer milletlere yapılan Viking akınları, medeniyetin yalnızca bir yönüydü.

Ad

“Viking” kelimesinin kökeni bilim insanlarınca hala münakaşa edilmektedir. Profesör Kenneth W. Harl, Viking kelimesinin “korsanların gizlenip ticaret gemilerinde avlanabileceği bir yer olan koy veya küçük fiyort anlamına gelen İskandinavca “vik” kelimesinden geldiği” (3) şeklindeki ananevi görüşü müdafaa eder. Filolog Henry Sweet, kelimenin Eski İskandinavca’da “korsan” manasını belirten bir kelimeden türediğini iddia ediyor (Whitelock, 222). Profesör Peter Sawyer, kelimenin Oslo Fiyordu’nu çevreleyen Viken bölgesinden gelmiş olması gerektiğini savunarak şöyle yazar:

Bu bölge büyük bir kıymete sahipti zira Danimarkalılar Norveç’te üretilen demiri buradan elde edebiliyorlardı. Eğer, görünüşe göre, Viking kelimesi başlangıçta Viken sakinlerini ifade ediyorsa, bu vaziyet İngilizlerin ve yalnızca İngilizlerin İskandinav korsanlarına Viking demelerini açıklayabilir; çünkü sürgüne gitmeyi seçen Vikenliler için tabii hedef İngiltere’ydi. (8)

Sawyer, diğer kültürlerin de aynı insanlardan farklı isimlerle bahsettiğini, ancak hiçbirinin onlara Viking demediğini belirtiyor. İrlanda kayıtları onlara pagan veya sadece yabancılar diyor, Fransızlar onlara Kuzeyliler diyor, Slavlar onlara Rus diyor (Rusya’ya adını veren de bu) ve Almanlar, teknelerinde dişbudak ağacı kullanmalarından dolayı onları Ashmen olarak biliyorlardı.

Viking Tekne Figürü

Jamie McCaffrey (CC BY-NC-SA)

Vikingler, yağma maksadıyla diğer topraklara düzenlenen silahlı baskınları ifade etmek için bu kelimeyi kullandı. Eski İskandinav dilindeki fara i viking (“sefere çıkmak”) ifadesi, meşru ticaret gayesiyle deniz seyahatine çıkmaktan bariz şekilde farklı bir anlama sahipti. Bir kişi “Viking olmaya” karar verdiğinde, diğer topraklardaki kârlı hedeflere baskın düzenleme niyetini ilan ediyordu.

Kültür

Viking kültürü, toplumun Jarllar (aristokrasi), Karllar (alt sınıf) ve Thralllar (köleler) olmak üzere üç sınıfa ayrıldığı İskandinavya’ya aitti. Karllar için yükselme mümkündü ama Thralllar içinse değildi. Kölelik, İskandinavya sathında yaygındı ve Vikinglerin diğer topraklara yaptığı baskınların temel motivasyonlarından biri olarak kabul ediliyordu.

KÖLELİK İSKANDİNAVYA’NIN HER YERİNDE YAYGIN OLARAK TATBİK EDİLİYOR VE VİKİNGLERİN DİĞER TOPRAKLARA YAPTIĞI AKINLARIN ANA MOTİVATÖRLERİNDEN BİRİ OLARAK GÖRÜLÜYORDU.

Kadınlar, İskandinav/Viking kültüründe diğer birçok kültüre kıyasla daha fazla hürriyete sahipti. Kadınlar miras alabilir, evli değillerse nerede ve nasıl yaşayacaklarını seçebilir, hukuki davalarda kendilerini temsil edebilir ve kendi işletmelerinin (bira fabrikaları, tavernalar, dükkanlar ve çiftlikler gibi) sahibi olabilirlerdi. Kadınlar, tanrıça Freyja veya tanrı Odin’in (erkek dini liderler yoktu) kahinleriydi ve tanrıların mesajlarını halka tabir ediyorlardı.

Evlilikler klanın erkeklerince ayarlanırdı ve bir kadın kendi eşini seçemezdi – ama bir erkek de seçemezdi. Kadınların kıyafetleri ve takıları, kendi sosyal sınıflarındaki erkeklerinkine benzerdi ve her iki cinsiyet de, daha düşük ırkların birer işareti olduğu düşünülen küpeler takardı. Kadınlar çocuk yetiştirmekten ve evi idare etmekle mükellefti ama hem erkekler hem de kadınlar aile için yemek hazırlardı.

İskandinavların çoğu çiftçiydi; ancak demirciler, zırh ustaları, bira üreticileri, tüccarlar, dokumacılar, lutçular (telli çalgılar yapanlar), davulcular, şairler, müzisyenler, zanaatkârlar, marangozlar, kuyumcular ve daha birçok meslekle uğraşan kişiler de vardı. Mühim bir gelir kaynağı, bol miktarda bulunan çam ağacının fosilleşmiş reçinesi olan kehribar ticaretiydi. Kehribar, İskandinavya kıyılarına sık sık vuruyor ve mücevher yapımında kullanılıyor veya yarı işlenmiş halde, bilhassa Roma ve Bizans imparatorluklarına satılıyordu.

İskandinavlar, diğer bütün kültürler kadar boş zamanlarının tadını çıkarır, spor yapar, masa oyunları oynar ve festivaller tertiplerlerdi. Sporlar arasında gösteri dövüşü, güreş, dağcılık, yüzme, cirit atma, avcılık, detayları tam olarak bilinmeyen at dövüşü olarak bilinen bir gösteri ve hokeye benzeyen Knattleik adlı bir saha oyunu vardı. Masa oyunları arasında zar, satranç benzeri strateji oyunları ve satrancın kendisi vardı.

Lewis Satranççıları

Jagoba Barron (CC BY-SA)

Vikinglerin kirli ve vahşi olduğu yönündeki yaygın imajın aksine, aslında oldukça zariflerdi ve hijyen ile görünüşe çok önem verirlerdi. Doğu ile ticaret başladıktan sonra, Vikingli Jarllar umumi olarak ipek ve pahalı mücevherler giyerdi. Saçlarını örer, bakımlı olur, ince pelerinler ve kolye, kol bandı ve bileklik gibi ince işçilikli mücevherler takarlardı.

Temizlik yalnızca servet ve statü işareti değil, aynı zamanda dini bir ehemmiyete de sahipti. Vikingler, tanrıların alacakaranlığı ve dünyanın sonu olan Ragnarok’a inandıkları için el ve ayak tırnaklarını her zaman kısa tutmaya özen gösterirlerdi. Ragnarok’ta, büyük yılan Jormungand tarafından serbest bırakılan Naglfar gemisi sularda yüzerken görünürdü. Naglfar ölülerin çivilerinden inşa edilmişti ve çivileri sökülmeden ölen herkes gemi inşa malzemesi sağlamış ve kaçınılmaz sonu hızlandırmıştı.

İskandinav Dini

Dünyanın sonu önceden belirlenmişti, lakin yine de buna karşı mücadele edilebilirdi. İskandinav tanrıları insanlara yaşamanın soluğunu veriyordu ve bu armağana layık olmak her ferdin kendisine kalmıştı. İskandinav tanrıları, Tunç Çağı’nın (MÖ 2300-1200 civarı) başlarında Germen göçleriyle İskandinavya’ya geldi. Bunlar, zamanlarının sınırlı olduğunu anlayan ve onu en iyi şekilde değerlendirmek için dolu dolu yaşayan çetin tanrılardı; takipçileri de aynısını yapmaya teşvik ediliyordu.

İskandinav dini inançlarının ana kaynakları, 9. ve 10. yüzyılların şifahi geleneklerine dayanan Manzum Edda ve daha eski hikâyelere dayanan bir hikâye derlemesi olan Mensur Edda‘dır (1220 civarı). İskandinav yaratılış hikâyesinde, dünya yaratılmadan önce sadece buz ve büyük inek Audhumla’nın lütfuyla yaşayan Ymir adında bir dev vardı. Audhumla, dört memesinden sürekli akan sütü Ymir’e verirken, aynı zamanda kendi maişetini sağlamak için buzu yalıyordu. Buzu yalaması, tuzağa düşen tanrı Buri’yi kurtardı ve ardından Borr adında bir oğul dünyaya getirdi.

Manzum Edda’nın Kraliyet Elyazmaları

Unknown (Public Domain)

Borr, buz devi Bolthorn’un kızı Bestla ile evlendi ve Bestla, Odin, Vili ve Vé adlı tanrıları doğurdu. Bu tanrılar birleşip Ymir’i öldürdü ve onun bedenini kullanarak dünyayı yarattı. İlk insanlar, Odin onlara hayat üfleyene kadar ruh veya formları olmayan Ask ve Embla’ydı; diğer tanrılar ise onlara akıl ve tutku bahşetti.

Tanrılarca yaratılan dünya, Yggdrasil olarak bilinen devasa bir ağaç olarak kabul ediliyordu ve dokuz varoluş zeminini ihtiva ediyordu. Bunların en ünlüleri, ölümlülerin yurdu olan Midgard, tanrıların yurdu olan Asgard ve elflerin yurdu olan Alfheim ile Midgard’ın altında bulunan ve kötü bir şekilde ölenlerin gittiği bir başka diyar olan Niflheim’dı. Kahraman kadınlar, bilhassa doğum esnasında ölenler, Odin’in karısının yanında sonsuzluğu geçirdikleri Asgard’daki Frigg Salonu’na giderken, savaşta kahramanca ölen erkekler Odin’in Valhalla Salonu’na giderlerdi.

Bütün evren, Odin ve diğer tanrılar buz devlerini yendikten sonra düzen prensipleri üzerine tesis edilmişti. Buz devleri kendi diyarları Jotunheim’da yaşıyorlardı ama hem Asgard hem de Midgard için devamlı bir tehdit oluşturuyorlardı. İstikbalde bir noktada, büyük bir yıkılış günü gelecek ve kaos patlayacaktı; bu güne tanrıların alacakaranlığı olan Ragnarök adı veriliyordu.

Valhalla

Emil Doepler (Public Domain)

Ragnarök geldiğinde, güneş kurt Skoll, ay ise kardeşi Hati tarafından yutulacak ve dünya karanlığa gömülecekti. Aynı zamanda, büyük kurt Fenrir, Yggdrasil’in bütün zeminlerini kasıp kavuracaktı. Tanrı Heimdall, büyük borusunu çalarak tanrıları savaşa çağıracak ve Odin, Valhalla salonlarındaki bütün kahramanları yaratılışı müdafaa için tanrılara katılmaya çağıracaktı. Tanrılar yiğitçe savaşır savaşmasına ama sonunda bütün evren alevler içinde yanıp kadim sulara gömüldüğünde savaşta mağlup düşerler. Bu, dünyanın sonu olsa da, varoluşun sonu değildir; bu mevcut dünya yok olduğunda, yeni bir dünya yaratılır, sulardan yükselir ve bütün döngü kendini tekrar eder.

İskandinav tanrıları, onlara inanan insanların eylemleriyle şereflendirilirdi. Hristiyanlığın gelişinden önce İskandinavya’da dini bir hiyerarşiye dair hiçbir delil bulunamamıştır. Tanrıların dokunuşuna maruz kalan kadınlara Volva denirdi ve ilahi sözleri duyup diğer fanilere aktarabilirlerdi. Tanrılara adanmış bazı mabetler inşa edilmiş olsa da, ibadetlerin çoğu, muayyen bir tanrıyla bağlantısı olan tabii ortamlarda gerçekleşmiş gibi görünmektedir. Tanrılar, yaratılış ve Ragnarök hikâyeleri şifahen aktarılmış ve ancak çok daha sonra, İzlanda’da tarihçi/şair Snorri Sturluson (1179-1241) tarafından yazıya geçirilmiştir.

Gemi Yapımı ve Viking Akınları

İskandinav mitolojisi, Viking kültürüne tesir edip Viking akınlarını teşvik etmiştir zira Viking hayatı tanrılarınkini taklit ediyordu. Cesur savaşçılar, kaotik ve tehlikeli gördükleri güçlere karşı savaşmak için yurtdışına giderlerdi. Akdeniz ve Avrupa’da tek bir tanrıya ve tapınmak için rahiplere, kiliselere, rahibelere, kitaplara ve kaidelere ihtiyaç duyan kurtarıcı evladına duyulan dini inanç, Vikingler için saçma ve tehdit edici görünürdü. Hristiyan doktrinlerinde İskandinav ideolojisiyle örtüşen hiçbir şey yoktu. İskandinavlar gemi yapımında tam anlamıyla ustalaşıp “Vikingvari” olmaya başladıktan sonra, karşılaştıkları Hristiyan topluluklarına hiç merhamet göstermedi, ancak ecnebi topraklardaki ilk İskandinav yerleşimcileri sıklıkla yeni inancı benimsedi.

MÖ 4000-2300 yıllarına tarihlenen İskandinavya oymaları, insanların o devirde tekne yapmayı zaten bildiklerini gösteriyor. Bu küçük gemiler küreklerle hareket ettiriliyor, omurgaları yoktu ve uzun mesafeli yolculukları tehlikeli hale getiriyordu; Yine de, bu nevi yolculukların yapıldığına dair bolca delil var. Gemi yapımı, küçük feribotların bu aşamasından sonra ancak MÖ 300-200 civarında gelişti ve MS 200-400 yılları arasında Roma teknolojisini kullanan Romalı tüccarlar ile Kelt ve Cermen tüccarlarla etkileşime girilene kadar daha fazla gelişmedi. Denizde kolayca seyredebilen ilk gemi, Danimarka’dan gelen ve 350-400 yılları arasında inşa edilen Nydam gemisi olarak bilinir ama bu geminin yelkeni yoktu.

Nydam Gemisi

Erik Christensen (CC BY-SA)

Ancak omurga veya yelkenin geliştirilmesinden çok önce, bir dizi İskandinav tüccar Avrupa’da kalıcı cemaatler kurmuş ve Hristiyan kültürüne asimile olmuş, İskandinav tanrılarının ve eski dini pratiklerininin hikâyelerini unutmuşlardı. Profesör Harl not eder ki 625 yılına gelindiğinde

İskandinavların Batı Cermen akrabalarının Hristiyanlığa geçtiğini ve kendi hikâyelerini unutmaya başladığını belirtiyor. 650 ile 700 yılları arasında İngiltere’de, Frank dünyasında ve Frizya’da yeni Hristiyan kültürleri ortaya çıktı ve bu da İskandinavya’nın kalbi ile eski Roma İmparatorluğu’ndaki yeni devletler arasında yolların ayrılmasına yol açtı. (25)

Bu “yolların ayrılması” büyük ölçüde dini anlayış ve davranış farklılıklarından kaynaklanıyordu. Hristiyan tanrısının her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve her yerde hazır ve nazır olması gerekiyordu ve bu, diğer pagan dinleri gibi her birinin kendi ihtisas sahası, kendi hayatları ile endişeleri olan ve eylemleri müşahede edilebilir dünyayı Hristiyan tanrısının açıklayamadığı bir şekilde açıklayan İskandinav tanrılarından önemli bir sapmaydı. Vikingler için kainat, zorlu bir macera dünyası aşılayan tanrılar, ruhlar ve tabiatüstü enerjilerle doluydu; Hristiyanlar içinse, günahlarla dolu düşmüş bir dünyaya hükmeden tek bir tanrı tarafından idare ediliyordu. Dünya görüşlerindeki bu farklılık, Vikinglerin baskınlarında karşılaştıkları Hristiyanlarla nasıl başa çıktıklarına tesir etti.

Lindisfarne

Damian Entwistle (CC BY-NC-SA)

Bir İskandinav savaşçısının silahsız sivilleri öldürüp mallarına el koyması şerefsizlik sayılırdı, ancak Vikingler takriben 793-1100 yılları arasında tam da bunu yaptı. Bunu başarabilmelerinin sebebi, yağmaladıkları kişilerin İskandinav olmaması, aynı inanca bağlı olmamaları ve bu yüzden Viking cemiyetini ayakta tutan kaidelerin onlar için geçerli olmamasıydı.

Vikingler ilk defa 793’te Britanya’ya gelip Lindisfarne manastırını yağmaladıklarında, buldukları her keşişi öldürüp kıymetli her şeyi götürdüler; eğer öldürülenler İskandinav olsaydı bu ciddi bir suç sayılırdı, ancak vaziyet böyleyken keşişler servet edinmenin önündeki engellerdi ve dahası, Hristiyan tanrısının, kendi ibadethanelerinin duvarları arasında kolayca öldürülebilecekleri için halkını müdafaa edecek hiçbir gücünün olmadığı apaçık ortadaydı.

Genişleme ve Miras

Vikinglerin Hristiyan cemaatlerine yönelik baskınları, tıpkı asırlar önce Hunların Roma İmparatorluğu’na yaptığı baskınlar gibi, Avrupalı Hristiyanlarca Tanrı’nın halkına günahları yüzünden duyduğu gazap olarak yorumlandı. Britanya’da Büyük Alfred (871-899), halkını geliştirmek ve Tanrı’yı memnun etmek için eğitim reformları başlattı. Ayrıca vaftizi, Vikinglerle yapılan antlaşmaların bir şartı haline getirdi. Alfred, 878’de Eddington Muharebesi’nde Guthrum kumandasındaki Viking ordusunu yendiğinde, Guthrum ve 30 reisi vaftiz ve din değiştirmeye boyun eğmek zorunda kaldı.

Fransa’da Şarlman (800-814), İskandinav inancında mukaddes sayılan yerleri yok eden ve Hristiyanlığı hasım bir halkın düşman dini olarak yerleştiren askeri harekâtlar yoluyla İskandinavları cebren Hristiyanlaştırmaya yönelik çok daha aktif bir yol izledi. Şarlman’ın gayretleri, birçok tarihçi tarafından Viking akınlarının vahşetinin temel sebebi olarak gösterilmiştir; lakin bu iddia, 793-800 yılları arasında Britanya ve İrlanda’ya yapılan akınları hesaba katmamaktadır. Bununla birlikte, Şarlman’ın mukaddes Evanjelik savaşlarının İskandinavların Hristiyanlığı kabul etmesini teşvik etmede çok az müessir olduğu ve yalnızca düşmanlık ve çok daha büyük bir ayrılığa yol açtığı hususunda çok az şüphe vardır.

Avrupa’da Viking Çağı’nın ilk yıllarında, deniz akıncıları ilkin korsanlardan biraz daha fazlasıydı ama nihayet karizmatik ve kabiliyetli askeri liderler kumandasındaki büyük ordular olarak ortaya çıktılar, geniş toprakları fethedip topluluklar kurdular ve sonunda mahalli halkla asimile oldular.

Viking Çağı, Halfdane olarak da bilinen Halfdan Ragnarsson (865-877), kardeşi Kemiksiz Ivar (870), Guthrum (890), Harold Bluetooth (985), oğlu Çatalsakal Sven (986-1014), Büyük Knut (S 1016-1035) ve Harald Hardrada (1066) gibi efsanevi İskandinav liderleriyle bilinir. Devrin diğer nühim İskandinav kâşifleri arasında, Grönland ve Kuzey Amerika’yı keşfedip yerleşen Kızıl Eric (1003’te öldü) ve Leif Erikson (1020’de öldü) yer alır.

Viking Keşif Haritası, 8.-11. Yüzyıl

Simeon Netchev (CC BY-NC-ND)

Vikingler savaşta hiçbir zaman toplu halde mağlup olmadı ve Viking Çağı’nı tek bir çatışma sona erdirmedi. Çoğu bilim insanının Viking Çağı’nın sonu olarak kabul ettiği tarih, Harald Hardrada’nın Stamford Köprüsü Muharebesi’nde öldürüldüğü 1066’dır, ancak Viking akınları bu tarihten sonra da devam etmiştir. Viking Çağı’nın sonuna katkıda bulunan birçok faktör vardı, ancak 10. ve 11. yüzyıllarda İskandinavya’nın Hristiyanlaşması kesinlikle en önemlileri arasındaydı. İskandinav dini, Hristiyanlığa mağlup olan büyük pagan inanç sistemlerinin sonuncusuydu ve bir kere yıkıldıktan sonra, yeni inançta artık “Viking olmak” için bir ilham kaynağı kalmamıştı.

Vikingler, temas kurdukları her milletin kültürünü mimariden dile, altyapıdan şiire ve yer isimlerine, askeri reformlardan yiyecek ve giyime ve elbette savaş ve gemi yapımına kadar akla gelebilecek her şekilde etkilediler. Ortaçağ yazarları tarafından umumi olarak yağmacı, katil putperest çeteleri olarak tasvir edilen Vikingler, 20. asrın başlarında asil vahşiler olarak tekrar tasvir edildi ve günümüzde de sıklıkla bu şekilde tasavvur ediliyorlar. Mamafih Vikingler aslında bunların hiçbiri değildi; dini inançlarına dayanarak, şahsi çıkarları için başka topraklara baskın tertiplerken kazanacakları her şey ve kaybedecekleri hiçbir şey olmadığını anlayan kültürlü ve gelişmiş bir savaşçı sınıfıydılar.


Kaynak
Exit mobile version