Site icon Mitolojiler.com

Rönesans Avrupası’nda Yazı Devrimi

Rönesans Avrupası’nda Yazı Devrimi

1450’lerde hareketli metal harflerle basılan matbaanın Avrupa’ya gelişi, muazzam ve uzun vadeli neticeleri olan bir hadiseydi. Bu yeniliğin mimarı olarak bilinen Alman matbaacı Johannes Gutenberg (yaklaşık 1398-1468), 1456’da Kitab-ı Mukaddes’in bir baskısını yapmıştır. Dini eserler ve ders kitaplarıyla başlayan matbaalar, kısa zamanda Reformasyon broşürlerinden romantik romanlara kadar her türlü metni basmaya başladı. Kitap sayısı büyük ölçüde arttı, maliyetleri düştü ve böylece her zamankinden daha fazla insan kitap okumaya başladı. Akademisyenler kendi eserlerini, antik metinler üzerine yorumlarını ve birbirlerini tenkit eden yazılarını neşrettikçe fikirleri Avrupa’ya yayıldı. Katolik Kilisesi gibi otoriteler bazı kitaplara itiraz ederek sansür tatbik etti, hatta yaktı, ancak halkın kitaplara ve okumaya karşı tavrı o zamana kadar çoktan sonsuza dek değişmişti.

16. Yüzyıl Flaman Kitap Matbaacısı

The British Museum (CC BY-NC-SA)

Matbaanın Avrupa’daki tesirleri şunlardır:

  • El yapımı eserlere kıyasla üretilen kitap sayısında büyük bir artış.
  • Fiziki erişilebilirlik ve daha düşük maliyet açısından kitaplara erişmede artış.
  • Bilinmeyen yazarlar da dahil olmak üzere daha fazla yazar neşredildi.
  • Başarılı bir yazar artık maişetini yalnızca yazarak sağlayabiliyordu.
  • Kitaplarda Latince yerine mahalli dilin kullanılışı ve standartlaşmasında artış.
  • Okuryazarlık oranlarında artış.
  • Din, tarih, bilim, şiir, sanat ve günlük hayatla alakalı fikirlerin hızla yayılması.
  • Antik kanonik metinlerin doğruluğunda artış.
  • Hareketlerin artık takipçileriyle fiziki teması olmayan liderlerce kolayca teşkilatlanabilmesi.
  • Halk kütüphanelerinin kurulması.
  • Kitapların ilgili otoritelerce sansürlenmesi.

Johannes Gutenberg

Avrupa’da hareketli metal baskı makinesinin icadı genelde Alman matbaacı Johannes Gutenberg’e atfedilir. Mamafih, bilhassa Hollandalı matbaacı Laurens Janszoon Coster (yaklaşık 1370-1440) ve diğer iki erken dönem Alman matbaacı Johann Fust (takribi 1400-1465) ve damadı Peter Schöffer (yaklaşık 1425-1502) gibi başka iddialar da vardır. Hareketli metal baskı makinelerinin, Goryeo Krallığı zamanında (918-1392) 1234’te Kore’de icat edildiğine dair deliller de mevcuttur. Çinli Budist alimler de hareketli baskı makineleri kullanarak dini eserler basmışlardır; en eskileri Song Hanedanlığı zamanında (960-1279) tahta kalıplar kullanmışlardır. Hareketli baskı makinesi fikrinin Asya’dan Avrupa’ya tüccarlar ve gezginler aracılığıyla mı yayıldığı, yoksa Gutenberg’in icadının kendiliğinden mi ortaya çıktığı, bilim insanları arasında hala münakaşa mevzusudur. Her halükarda, tarihteki çoğu teknoloji gibi, bu buluş da muhtemelen zaman ve mekanda birden fazla kişiyi alakadar eden unsurların, fikirlerin ve mecburiyetlerin bir araya gelmesinden doğmuştur.

RUHBANLAR İLE BİRÇOK YENİ ÜNİVERSİTE VE GRAMER OKULUNDAN KİTAPLARA KÖKLÜ BİR TALEP ZATEN VARDI.

Gutenberg, baskı denemelerine 1440’larda başladı ve 1450’de Mainz’da matbaa şirketini kurmayı başardı. Gutenberg’in matbaası Gotik yazı harfleri kullanıyordu. Her harf, bakır bir kalıbın tabanına kazınarak ve ardından kalıbı erimiş metalle doldurarak metal bir blok üzerine işleniyordu. Tek tek bloklar, bir metin oluşturmak için bir çerçeveye yerleştiriliyor ve ardından yapışkan bir mürekkeple kaplanıyordu. Ardından, o zamanlar eski keten ve paçavralardan yapılmış bir kağıt parçası, metal blokların üzerine mekanik olarak bastırılıyordu. Gutenberg’in tüm bu unsurları bir araya getirmedeki başarısı, 1456 yılında Latince Kitab-ı Mukaddes’in mabtu nüshasını yayınlamasıyla ispatlanmıştır.

Yeni tip baskı makineleri kısa süre sonra başka yerlerde de, bilhassa da iki Alman, Arnold Pannartz (ö. 1476) ve Conrad Sweynheym (diğer adıyla Schweinheim, ö. 1477) ile ortaya çıktı. Bu ikili, matbaalarını 1465 yılında Subiaco’daki Benediktin manastırında kurdu. Bu, İtalya’daki ilk matbaaydı. Pannartz ve Sweynheym, faaliyetlerini 1467’de Roma’ya, ardından 1469’da oyun kağıdı gibi basılı materyaller konusunda uzun bir deneyime sahip olan Venedik’e taşıdılar. El yapımı kitaplara kıyasla kalite eksikliği ve güzel renkli resimli el yazmalarının sıkıcı sunumu gibi bazı meseleler hâlâ mevcuttu. Ayrıca, ilk matbu baskılarda bazen hatalar görülüyor ve bu hatalar müteakip baskılarda da sıklıkla tekrarlanıyordu. Lakin, insanların nasıl ve ne okuduklarına dair devrim çoktan başlamıştı.

Üç Faziletin Kitabı

Drmies (Public Domain)

Matbu Materyal

Geç Orta Çağ zamanında Avrupa’da ortaya çıkan din adamları ile birçok yeni üniversite ve gramer okulu arasında kitaplara yönelik köklü bir talep zaten vardı. Nitekim, ananevi kitap üreticileri, 15. asrın ilk yarısında talebi karşılamakta zorlanmış ve kalite sıklıkla düşük kalmıştı. Bilhassa dini materyallere olan bu talep, matbaanın icadının arkasındaki temel itici güçlerden biriydi. Akademisyenler, şahsi ve manastır kütüphanelerindeki el yazmalarına erişebiliyorlardı, ancak onlar bile birçok metnin kopyalarını bulmakta zorlanıyor ve bunlara erişmek için çoğu zaman çok uzaklara yolculuk yapmaya mecbur kalıyorlardı. Netice olarak, dini eserler ve ders kitapları 15. asır boyunca matbaalara hakim oldu. Ancak, el yapımı kitapların matbaa icadından çok sonra da üretilmeye devam ettiğini ve birçok yeni teknolojide olduğu gibi, dayanıksız matbu kitabın asla yaygınlaşmayacağına inanan insanların hâlâ var olduğunu unutmamak önemlidir.

Baskı sayesinde, umumi olarak insanların okuyabileceği şeylerin bulunabilirliği büyük ölçüde arttı. Önceleri, herhangi bir şey okuma imkânı oldukça sınırlıydı. Sıradan insanların okuyabileceği tek şey kilise ilan panolarıydı. Matbaa, bilgilendirici broşürler, yolculuk rehberleri, şiir koleksiyonları, romantik romanlar, sanat ve mimarlık tarihi kitapları, yemek ve şifalı bitki tarifleri, haritalar, posterler, karikatürler ve nota kağıtları gibi her türlü yeni ve heyecan verici imkanı sunuyordu. Kitaplar, gelirle kıyaslandığında fiyat açısından bugünkü kadar ucuz değildi, ancak el yapımı bir kitabın fiyatının yalnızca sekizde biri kadardı. Basım malzemelerinin çeşitliliği ve ulaşılabilirliği arttıkça, daha önce okuyamayan insanlar artık okumak için gerçek bir motivasyona sahipti ve böylece okuryazarlık oranları arttı. Dahası, basılı kitaplar, insanlara okuma yazma öğretmek için kullanılabilecek eserler üretildiği için okuryazarlığın katalizörüydü. Orta Çağ’ın sonunda, en fazla 10 kişiden yalnızca 1’i uzun metinleri okuyabiliyordu. Matbaanın gelişiyle birlikte bu rakam bir daha asla bu kadar düşük olmayacaktı.

16. Yüzyıla ait Lavta, Küre ve Kitaplı Masa

Hans Holbein the Younger (Public Domain)

Malumatın Yayılması

Kısa zaman sonra, hümanist hareketin yükselişi ve antik Yunan ile Roma edebiyatını canlandırma hususundaki alakasıyla birlikte matbu materyal miktarında yeni bir artış yaşandı. Bilhassa iki matbaacı bu yeni talepten faydalandı: Fransız Nicholas Jensen (1420-1480) ve İtalyan Aldus Manutius (yaklaşık 1452-1515). Jensen, Venedik’teki matbaasında kolay okunabilen roman tipi (littera antiqua/lettera antica) ve el yazması metinleri taklit eden bir Yunan yazı tipi de dahil olmak üzere yeni yazı tipleri geliştirdi. Jensen, 1470’lerde 70’ten fazla kitap bastı; bunlar arasında 1472’de basılan Plinius’un Tabiat Tarihi de vardı. Bu kitapların bazılarında, eski, tamamen el yapımı kitapların kalitesini tekrar yakalamak için elle resim ve tezyinler ilave edilmiştir.

Bu arada, yine Venedik’te faaliyet gösteren Manutius, klasik metinlerin ve çağdaş hümanist yazarların küçük cep baskılarında ustanlaştı. 1515’e gelindiğinde, bütün önemli klasik yazarların matbu eserleri mevcuttu; çoğu çoklu edisyonlar halinde ve birçoğu da tam eserlerden oluşan koleksiyonlar halindeydi. Ayrıca, Avrupa çapındaki bilginlerin elinde bulunan, aynı nüshalara sahip basılı klasik metinler, artık kaynak elyazmalarıyla kıyaslanarak doğruluk açısından kolayca kontrol edilebiliyordu. El yapımı kitaplar, yüzyıllar boyunca ferdî müstensihlerce yapılan hata, eksiklik ve ilaveleri sıklıkla sürdürmüştü; ancak artık, klasik eserlerin antik orijinaline mümkün olduğunca yakın, kesin edisyonları yavaş yavaş üretilebiliyordu. Kısacası, matbu eserler, astronomiden zoolojiye dek birçok sahada karşılığını bulacak bir fenomen olan milletlerarası kolektif bir araştırmanın hem sebebi hem de neticesi haline geldi.

Ayrıca, Katolik Kilisesi’nin Kitab-ı Mukaddes tefsiri ile Hristiyanların nasıl düşünmesi ve ibadet etmesi gerektiği üzerindeki mutlak hakimiyetini sorgulamaya başlayan Reformistler sayesinde daha fazla kitap basma yönünde bir temayül vardı. Kitab-ı Mukaddes, Almanca (1466), İtalyanca (1471), Felemenkçe (1477), Katalanca (1478) ve Çekçe (1488) gibi mahalli dillere tercümesi gereken öncelikli dillerden biriydi. Reformistler ve hümanistler, birincil kaynaklar üzerine yorumlar yazdılar ve birbirleriyle matbu yazıyla münakaşa ettiler; böylece Avrupa çapında görünmez bir bilgi ve bilim ağı kurdular. Bu bilginler arasındaki mektuplar bile neşredildi. Dini ve ilmi meseleler alevlendikçe, münakaşa eden akademisyenler, matbu sözün daimi döngüsü içinde daha fazla matbu eserin üretilmesini teşvik ettiler. Sıradan insanlar da matbu materyallerde sunulan argümanlardan ilham aldı, böylece benzer düşünen fertlerden oluşan gruplar fikirlerini hızla yayabildi ve 1525 Alman Köylü Savaşı’nda olduğu gibi birden fazla şehirde kitle hareketlerini teşkilatlandırabildiler.

Ayrıca, bilgin olmayanlar için de bolca eser vardı. Daha fazla insan okumaya başladıkça, daha fazla şiir, novella ve romans koleksiyonu basıldı ve bu da Avrupa çapında edebiyat cereyanları oluşturdu. Bu din dışı eserler umumiyetle mahalli dilde yazıldı ve devrin Latin alimlerinin tercih ettiği dilden farklıydı. Son olarak, birçok kitap metni resimlemek için bir dizi tahta baskı gravür ihtiva ediyordu. Ünlü resim, heykel ve fresklerin güzel baskı koleksiyonları çok popüler hale geldi ve sanat fikirlerinin ülkeler arasında yayılmasına yardım etti. Böylece, Almanya’da Albrecht Dürer (1471-1528) gibi bir ressam, Raphael’in (1483-1520) İtalya’da neler yaptığını görebildi.

Patlayan Bir Sektör

Bütün bu talebin bir neticesi olarak, zorlu ilk yılları atlatan matbaacılar artık hızla büyüyordu. Avrupa’daki şehirler kendi matbaalarıyla övünmeye başladı. Venedik, Paris, Roma, Floransa, Milano, Basel, Frankfurt ve Valensiya gibi şehirlerin hepsinin köklü ticaret bağlantıları vardı (kağıt ithalatı ve nihai mahsulün ihracatı için önemliydi) ve bu sebeple matbu materyal üretmek için mükemmel yerler haline geldiler. Bu yayıncılardan bazıları, bilhassa da İtalyan şirketi Giunti, bugün hala varlığını sürdürüyor. Büyük şehirler her yıl 2-3.000 kitap üretiyordu. 1500’lerin ilk on yılında Avrupa’da 2 milyon kitap basıldığı, 1550’de bu sayının 20 milyona, 1600’de ise yaklaşık 150 milyona ulaştığı tahmin ediliyor. Reformist Martin Luther’in (1483-1546) yalnızca 1516 ile 1521 arasında yarım milyondan fazla eseri basıldı. 16. yüzyıla gelindiğinde, küçük kasabaların bile artık kendi matbaaları vardı.

Erasmus’un Hristiyan Asker El Kitabı’nın Başlık Sayfası

Fredrik Andersson (Public Domain)

Yerleşik yazarların yanı sıra, birçok yayıncı, kazançlı bir yeniden basım tirajının sonunda kâr getireceği ümidiyle, yeni yazarların (erkek ve kadın) eserlerini zararına basmasına yardımcı oluyordu. İlk baskının tipik baskı tirajı yaklaşık 1.000 kopyaydı, ancak bu, kitabın kalitesine bağlıydı; baskılar, pürüzlü kağıt cep boylarından, ustalar için büyük vellum (dana derisi) folio baskılara kadar değişiyordu. Çoğu basılı kitabın el yapımı ciltlere kıyasla daha küçük boyutlu olması, kitap okuma ve saklama alışkanlıklarının değişmesine sebep oldu. Artık büyük kitapları desteklemek için bir masaya gerek yoktu ve her yerde okunabiliyordu. Benzer şekilde, kitaplar artık sandıklarda yatay olarak değil, raflarda dikey olarak istifleniyordu. Hatta, bilhassa araştırmacı bilginler için oldukça faydalı olan, üzerinde birkaç kitabın açık tutulup aynı anda kolayca incelenebildiği kitap tekerleği gibi tuhaf icatlar bile vardı. Okuyucular kitaplarını biriktirip büyüleyici şahsi koleksiyonlar oluşturdukça, birçoğu öldüklerinde bunları şehirlerine miras bıraktı. Bu şekilde, matbaanın icadından sonraki 50 yıl içinde Avrupa çapında halk kütüphaneleri tesis edildi.

SANSÜRE UĞRAYAN EN KÖTÜ ESERLER HALKA AÇIK SERGİLERDE YAKILDI; EN KÖTÜ ŞÖHRETLİSİ, 1497’DE ‘KİBİRLER’İN YAKILMASIYDI.

Matbu eserler o kadar yaygınlaştı ki, bazı yazarların itibarını, şöhretini ve servetini oluşturmalarına muazzam bir şekilde yardımcı oldular. Hollandalı bilgin Desiderius Erasmus (yaklaşık 1469-1536), maişetini yalnız kitap yazarak sağlayan ilk yazarlardan biri olarak belki de en iyi örnektir. Mamafih yazarlar ve matbaacılar için bazı tehditler vardı. En büyük meselelerden biri telif hakkı ihlaliydi zira muayyen bir şehrin ötesinde neler olup bittiğini kontrol etmek neredeyse imkansızdı. Pek çok kitap izinsizce kopyalanıp tekrar basılıyordu ve bu taklitlerin kalitesi her zaman çok iyi olmuyordu.

Sansür ve Yanlış Kitapların Basılması

Bütün bu gelişmeler herkesçe hoş karşılanmadı. Katolik Kilisesi, bazı matbu kitapların insanların mahalli din adamlarına şüpheyle yaklaşmasına, hatta Kilise’den uzaklaşmasına yol açabileceğinden bilhassa endişeliydi. Bu eserlerin bazıları ilk olarak bir asır veya daha önce el yazması olarak neşredilmişti ama şimdi matbu versiyonları sayesinde yeni bir popülerlik dalgası yaşıyorlardı. Reformistlerce yazılanlar gibi bazı yeni eserler daha açık bir şekilde tehlikeliydi. Bu sebeple, 16. asrın ortalarında yasaklı kitapların listeleri derlendi. Bu tür ilk liste olan 1538 tarihli İtalyan Yasak Kitaplar Dizini, Milano Senatosu’nca neşredildi. Papalık ile Avrupa’daki diğer şehir ve eyaletler, kısa zaman sonra bazı kitapların basılamayacağı, okunamayacağı veya sahiplenilemeyeceği pratiğini benimsedi ve bunu yapan herkes, en azından teoride, cezalandırılıyordu. Diğer tedbirler arasında, metinlerin neşrinden önce kontrol edilmesi ve matbaacılara lisansların daha dikkatli bir şekilde verilmesi yer alıyordu.

Erken Modern Kitap Tekerliği

Bassschlüssel (CC BY-SA)

Müesses sansür, 16. yüzyılın ortalarından itibaren, idareciler ve otoriteler nihayet basılı yayınların tesirine uyanmaya başladıkça yayıncılığın kalıcı bir gerçeği haline geldi. Otoriteler belirli eserleri, hatta muayyen bir yazarın yazdığı her şeyi yasakladı. Polonyalı gökbilimci Nicolaus Copernicus’un (1473-1543) De Revolutionibus Orbium Coelestium (Semavi Kürelerin Dönüşleri Üzerine, 1543) adlı eseri, Güneş’i Dünya yerine güneş sisteminin merkezine yerleştirdiği için yasaklılar listesine ilave edildi. İtalyan yazar Giovanni Boccaccio’nun (1313-1375) Decameron‘u (yaklaşık 1353) ise bayağılığı yüzünden. Niccolò Machiavelli’nin eserleri ise siyasi kinizmi sebebiyle listeye dahil edildi.

Sansüre uğrayan en kötü eserler, halka açık yerlerde yakıldı; bunların en kötü şöhretlisi, Floransalı Dominiken rahibi Girolamo Savonarola’nın 1497’de düzenlediği “kibirler”in yakılmasıydı. Diğer taraftan, bazı eserlerin uygunca düzenlenmesi veya rahatsız edici kısımlarının çıkarılması şartıyla, sonunda neşrine (veya yeniden neşrine) izin verildi. Çoğu matbaacı bu gelişmeye karşı çıkmadı, sadece otoritelerin tasdik ettiği şeyleri daha fazla bastı. Ancak, yasaklı kitaplar için bir yeraltı pazarı kesinlikle vardı.

Pek çok entelektüel de, muayyen metinlerin geniş ve fark gözetmeyen bir kitleye ulaşmasından aynı derecede rahatsızdı. İtalyan şair Dante Alighieri’nin (1265-1321) İlahi Komedya‘sı (takribi 1319), bazılarınca bilim insanı olmayanlar için üzerinde düşünülemeyecek kadar tehlikeli bazı ahlaki, felsefi ve ilmi fikirler ihtiva ettiği düşünülüyordu. Benzer şekilde, bazı bilginler, yazılı kelimenin doğru şekli olarak gördükleri Latince’ye karşı mahalli dilin oluşturduğu zorluktan yakındılar. Ancak vaziyet çoktan değişmiş ve editörlerin materyallerini mümkün olan en fazla sayıda okuyucu için daha anlaşılır hale getirme çabaları sayesinde mahalli diller daha standart hale gelmişti. Noktalama işaretlerinin daha iyi kullanılması, matbu kelimenin bir diğer neticesiydi.

Bir diğer hassas saha da kullanım kılavuzlarıydı. Matbaacılar, mimarlıktan çömlekçiliğe kadar her mevzuda mesleki kılavuzlar üretiyorlardı ve burada da bazı insanlar, bilhassa loncalar, maharet gerektiren zanaatlara dair detaylı bilgilerin -orijinal “meslek sırları”- bir kitap satın alacak parası olan herkese açıklanabilmesinden pek memnun değildi. Son olarak, matbu kelime bazen şarkı, lirik şiir ile halk masalları okuyan profesyoneller gibi şifahi gelenekler için bir zorluk teşkil ediyordu. Diğer taraftan, birçok yazar ve alim bu gelenekleri basılı forma aktararak onları günümüze ve ötesine kadar gelecek nesiller için korudu.


Kaynak
Exit mobile version